Uyuşturucuyla mücadelede hem politika hem güçlü takım gerekli…

Uyuşturucu bağımlılığı başımızın gerçekten belasıdır. “Ateş düştüğü yeri yakar” deriz.
Uyuşturucu ateşinin düştüğü evlerde ise yangın kolay kolay sönmüyor. Hatta çoğu zaman bağımlı olan kişi kadar anne, baba, eş, kardeş, çocuk; kısacası bütün aile yanıyor.
Başbakanlığa bağlı Uyuşturucu ile Mücadele Komisyonu’nun önceki gün bilimsel bir paneli vardı.
Yaklaşık 40 katılımcı düşünülmüş. İlgi neredeyse iki katına ulaştı. Katılımcılar arasında bağımlılıkla mücadelede psikolojik ve psikiyatrik destek veren uzmanlar, doktorlar ve konunun değişik alanlarında çalışan insanlar vardı.
Protokolden Başbakanlık Müsteşarı Berhan Ongan oradaydı.
Gazeteci, köşe yazarı olarak da sanırım yalnızca ben vardım. Keşke basından daha fazla ilgi olsaydı.
Çünkü uyuşturucu meselesi yalnızca polis haberi değildir. Birkaç gram uyuşturucuyla yakalanan insanların fotoğraflarını yayımlamakla gazetecilik sorumluluğumuzu yerine getirmiş olmuyoruz.
***

Polis Genel Müdürlüğü’ne bağlı Narkotik ve Kaçakçılığı Önleme Müdürlüğü Müdürü Turgay Kırok çok samimi, çok içten ve çok gerçekçi bir konuşma yaptı. Her gün en az bir operasyon yaptıklarını söyledi. Bir düşünün… Her gün en az bir operasyon. Bu tek başına bile sorunun boyutunu anlamamız için yeterlidir.
Ancak Kırok’un konuşmasının bütününden benim çıkardığım daha önemli bir sonuç vardı: Uyuşturucuyla mücadelede başarı için konuyla ilgili bütün tarafların eş güdüm içerisinde, korkmadan ve sorumluluktan kaçmadan hareket etmesi gerekiyor.
Polis tek başına başaramaz. İlgili doktorlar, psikologlar tek başına başaramaz. Psikolog, psikiyatrist, öğretmen, aile ya da Uyuşturucu ile Mücadele Komisyonu tek başına başaramaz.
Devletin bütün kurumları yanında toplum da bu mücadelenin parçası olmak zorundadır.
***

Dr. Zafer Bekiroğulları’nı ekranda yaptığı programlardan tanıyordum. Dün sunumunu dinlerken kendisini daha yakından değerlendirme fırsatım oldu.
Şu an KKTC’de uyuşturucuyla mücadeleye önemli katkı koyan isimlerden biri olduğuna içtenlikle inanıyorum.
Uyuşturucu ile Mücadele Komisyonu Başkanı Teyfide Tecel Hatipoğlu da özlü bir konuşma yaptı. Yaptıkları çalışmaları övünç payı çıkarmadan, bir bilim insanının yaklaşımıyla anlattı.
Beni en fazla etkileyen ise bütün ekibini yanına çağırmasıydı. Verdiği mesaj çok açıktı: “Biz bir takımız. Başarı da bizim, başarısızlık da bizim.” Keşke devletin her kurumunda böylesi takım çalışmasını görebilsek.

***
Uyuşturucu ile Mücadele Komisyonu’nun işi hiç kolay değil.
Elbette vaka sayısının nasıl bir seyir izlediği önemlidir. Uyuşturucu kullanımının hangi yaşlara indiği, hangi maddelerin öne çıktığı, gençlerin uyuşturucuyla ilk temasının nasıl gerçekleştiği bilimsel olarak bilinmelidir. Ancak rakamların arkasında insan vardır.
Bir eve uyuşturucu ateşi düştüğü zaman yalnız bağımlı yanmıyor. O evde anne her gün ölüyor. Baba her telefon çaldığında korkuyor. Kardeş utanıyor, üzülüyor, çaresizleşiyor. Aile, her gün biraz daha tükeniyor.
Bir ailede birden fazla bağımlı evlat varsa durumu düşünün. Bu örneği önümüzdeki günlerde açabilirim.

Amerikalı Prof. Dr. Marilyn A. Huestis, uyuşturucu bağımlılığıyla mücadelede dünya çapında önemli bir bilim insanı.
Kuzey Kıbrıs’taki mücadeleye de yakından ilgi gösteriyor. Hatta kendisini adeta bu mücadelenin bir parçası olarak görüyor.
Prof. Dr. Marilyn A. Huestis, Kıbrıs Türk Folklorundan kıyafetle mikrofonu eline almasının mesajı çoktu. ESPAD 2026 bulgularını yorumlarken söyledikleri vardı. Rakamlar vardı. Bilim vardı. Uyarılar vardı.
İşte birkaçı:
“…Ebeveynlerin ve büyükanne ve büyükbabaların ilaçlarını, ağrı kesicilerini kontrol altında tutmaları gerektiğini, böylece gençlerin bunlara erişemeyeceğini bilmelerini sağlayın. Reçeteli ilaçların daha sıkı izlenmesini sağlayın. Bunların hepsi önleme stratejileridir. Amerika Birleşik Devletleri’nde artık 50 eyaletin tamamında diğer eyaletlerle paylaşılan bir reçete listesi var, böylece Washington Eyaleti’ne gidip opioid alıp sonra komşu bir eyalete gidip alamazsınız.
… Akran uyuşturucu kullanımı ve okuldan kopma açıkça olumsuz etkilerdir. Bunu yapmak gerçekten zor ama okulların olumlu rol modellere ihtiyacı var. Belki bu futbol takımının yıldızıdır. Belki diğer sporlarla veya diğer faaliyetlerle ilgilenen baş kişidir. Ancak akranlarıyla kullanımın tehlikeleri hakkında konuşmaları gerekir. Akrandan akrana iletişim kesinlikle kilit öneme sahiptir.
… Eskiden beynin 18 yaşında tam olarak oluştuğunu düşünürdük, şimdi ise beynin 20’li yaşların sonuna kadar tam olarak gelişmediğini çok net biliyoruz. Bu yüzden 20’li yaşların sonundan önce esrarla ne kadar çok vakit geçirirlerse, beyin gelişimlerine o kadar çok zarar verebilir. Alkol konusunda erkekler ve kızlar arasında hiç de fazla fark bulamadık ve bunun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde neden olduğunu anlamamız gerekiyor.”

Bağımlılık konusunda ABD’nin dünya çapında iki bilim insanı Prof. Dr. Marilyn Huestis ve Dr. Michael Smith, panele folklorik giysilerimizle katılım sunumlarını yaptı...




