Hristodulidis, bu yazıyı tercüme ettirip masasının üstüne koysun…

Ve Tarih tekerrürden ibarettir. Kimler için? Tarihten yaşanmışlıklardan ders çıkaramayanlar için.
Kıbrıs Rum tarafı, özellikle yakın tarih diye tanımlayacağımız zaman dilimi içinde yaşananları sağlıklı değerlendiremediği için hedeflerinden uzaklaşmaya ve daha büyük kayıplara mahkumdur.
Kıbrıslı Türklerin, 1974 sonrası adanın kuzeyinde sahip olduğu yönetimin, en son adıyla KKTC’nin uluslararası tanınmamışlıkla bağlantı sıkıntılarının yaşam kalitesine etkisi sınırlı, bu sıkıntıların bir gün geride kalması ise kesindir.
1974 sonrası oluşan ve Rum tarafını rahatsız eden statükonun yarattığı rahatsızlık, hazımsızlık, yarım asrı aşkın süredir devam ediyor ve bundan sonra 19 Temmuz 1974’e dönme olasılığı sıfırdır.
Bu satırların yazarı olarak 25 Aralık 1963’te EOKA saldırıları sonrası K. Kaymaklı’yı terk etmek zorunda kalanlardan biriyim. Ancak hiç bir zaman genellemeyle tüm Kıbrıslı Rumları aynı suçlamanın içine koymadım.
Kıbrıs sorununun hem başlangıç hem de çözümsüzlük nedeninin, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıslı Türkleri, birlikte yönetmenin etkin bir parçası olarak görmemeleri olduğuna da, zerre ikilem olmaksızın inanırım.
Kıbrıs Cumhuriyetini 21 Aralık 1963 sonrası işgal edilip Rumlaştırdılar. Toplumların bölünmesiyle, iç içe yaşamı ortadan kaldırdılar. Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar, Taksim oldular.
15 Temmuz 1974 darbesinin ardından 20 Temmuz 1974’te Barış Harekatı ismiyle askeri müdahale yapan Türkiye, iki toplumlu yapının iki bölgeli hale dönüşmesini sağladı.
KKTC, Türkiye dışında bir başka ülke tarafından tanınmıyor. Ama, KKTC’yi siyasi olarak tanımayan ülkeler ve uluslararası kuruluşlar, Kıbrıs Rum tarafı dahil KKTC’nin varlığını kabul ediyor.
***
Kuzey’deki yaşamla ilgili Kıbrıs Rum Yönetiminin söz hakkı yoktur. Avrupa Birliği de KIBRIS BİR BÜTÜN OLARAK AB ÜYESİDİR, AMA, KUZEY’DE AB MUKTESEBATI GEÇERLİ DEĞİLDİR, diyerek bir anlamda SÖZ HAKKI OLMADIĞINI KENDİ KARARIYLA NETLEŞTİRMİŞTİR.
Kuzey’de demografik yapı değişmiştir. Çözüm olmadığı sürece de değişim devam ederken kimsenin etkin söz hakkı olmayacak. Nasıl ki 1974 sonrası gelenler ve çocukları Annan Planı referandumunda oy kullandı, daha sonra, yakın geçmişte gelenler de bundan sonraki süreçte söz sahibi olacak. Gün gelecek, bugün Güney Kıbrıs’a geçemeyenlerden biri müzakere masasında yer alacak. Rum liderliği de “Ben bu kişiyle görüşmem” diyemeyecek.
Rahatsızlık ve çözüm hedefi düşünüldüğünde ÇÖZÜMSÜZLÜKTE HER KOŞUL ALTINDA KAYBEDEN TARAF RUM TARAFI OLACAKTIR.
Bir daha söyleyim. ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN YARATTIĞI, VAR ETTİĞİ SORUNLAR VE SIKINTILAR OLSA DA BU SORUN VE SIKINTILAR, KUZEY KIBRIS’TA YAŞAYANLARIN, KIBRIS TÜRK HALKININ BOĞAZINI SIKMIYOR.
***
Gelelim Kıbrıs adasının etrafında yer alan hidrokarbon yataklarına, enerji kaynaklarına.
O kaynaklar, Kıbrıs Türk tarafı yok sayılarak DEĞERLENDİRİLEMEZ.
Hristofyas döneminde Hidrokarbon zenginliklerinin Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlara ait olduğu ifade edilirdi. Bu yaklaşım ortak, birlikte karar verip, yönetmeye açıktı. Anastasiadis’le birlikte bu kaynakların Kıbrıs Cumhuriyetine ait olduğu ve bu konunun devletle, bir grup vatandaşı arasında pazarlık konusu yapılamayacağı seslendirilmeye başlandı.
Bu anlayışla parseller belirlendi. İhalelerle uluslararası şirketler çalışmaya başladı.
Kıbrıs Türk tarafının, gücü, Hidrokarbon yataklarındaki haklarını korumaya YETMEZ.
Ancak Türkiye ile birlikte yeter de artar bile.
En başta Hrsitodulidis, olmak üzere, Rum tarafındaki siyasi iktidarı elinde tutanlar kulaklarını iyice açarak dinlesinler.
Boş verin, kitabı defteri… Dünyada ihtilaflı yerlerde enerji kaynaklarının çıkarılmasını engellemek tasvip edilmez ama hakkı olduğuna inanan bir diğer tarafın aynı rezerve bir miktar uzaktan ulaşmasına da bir biçimde onay verilir.
Örneği 100 ile 130 milyar metreküp, rezerv olduğu tahmin olunan Afrodit Parselinde, Kıbrıs Türk tarafı adına da çalışma yapılacaktır. Türkiye, çalışmalara engel olmayacak ama Türk tarafının çalışmalarına engeli SAVAŞ NEDENİ OLARAK GÖRECEKTİR.
YA HİDROKARBON YATAKLARI BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLECEK YA DA KIBRIS TÜRK TARAFI, OTURUP, PAYININ VERİLMESİ YERİNE PAYINI, HAKKINI KENDİ YER YÜZÜNE ÇIKARACAKTIR.
Türkiye ile KKTC arasındaki görüşme ve anlaşmalar ortak girişimi bütün yönleriyle kapsamaktadır.
Karpaz bölgesi, bu bağlamda en kritik geçiş güzergahlarından biri olacaktır.
Rum liderliğinin aklı varsa, barış gücü gibi işlevsiz askeri işbirliklerinden medet ummak yerine, Kıbrıs Türk tarafı ve Kıbrıs Türk Tarafı üzerinden Türkiye ile uzlaşı ve anlaşmayla kaybeden değil, kazanan taraf olur.
Yunan Bayrağı sallayarak bu işler olmaz.
Güney Kıbrıs, Türk tarafının bütünlüğüyle kıyaslandığı zaman küçük kaldığını da unutmasın.




