Ortamı Germenin Faydası Hiç Yok

Bazı sabahlar, Kıbrıs’ın gerçek yüzünü görmek isteyenlerin kürsülere, basın toplantılarına ya da siyasi nutuklara bakmasına gerek yoktur. Gün doğmadan geçiş kapılarının önüne gitmeleri yeterlidir.
Bir tarafta işe yetişmeye çalışan emekçiler… Diğer tarafta dersine yetişme telaşındaki öğrenciler… Ticaretini sürdürebilmek için direksiyon başına geçen insanlar… Hastaneye gidenler, dostunu ziyaret edenler, sevdiklerine kavuşanlar…
Binlerce insan, her gün aynı adanın iki yakası arasında sessizce bir hayat kuruyor.
Onlar siyaset üretmiyor; hayat üretiyor.
Belki de Kıbrıs’ın en büyük ironisi tam da burada saklıdır. Siyaset ayrıştırırken hayat birleştiriyor. Mikrofonların başında yükselen sesler duvar örerken, insanlar o duvarların gölgesinde yaşamayı öğreniyor.
Ne var ki her sert açıklama, her öfke dolu demeç, her karşılıklı restleşme yalnızca manşetleri doldurmuyor; insanların günlük hayatını da biraz daha ağırlaştırıyor. Çünkü bu adada siyaset gerildikçe ekonomi de geriliyor, umut da geriliyor, gelecek de geriliyor.
Kapılardan geçen sadece insanlar değildir…
Geçen; turizmdir.
Geçen; ticarettir.
Geçen; alın teridir.
Geçen; bu küçücük adanın birlikte nefes alabilme ihtimalidir.
Kuzey’in çarşıları, otelleri, restoranları, esnafı ve hizmet sektörü bu hareketliliğin ritmiyle ayakta duruyor. Güney’de çalışan binlerce Kıbrıslı Türk, Kuzey’de alışveriş yapan binlerce Kıbrıslı Rum, turistler, öğrenciler… Hepsi bu adanın görünmeyen damarlarında dolaşan kandır.
O damarları her gün biraz daha sıkmanın kime ne faydası var?
Ada zaten yarım asrı aşkın süredir tellerle bölünmüş durumda. Acı olan, şimdi aynı telleri insanların zihinlerine de çekmeye çalışmaktır. Korkularla beslenen siyaset, kısa vadede alkış toplayabilir; ama uzun vadede yalnızca yalnızlık üretir.
Çünkü ayrılık yalnızca haritalarda yaşanmaz.
Önce dillerde başlar…
Sonra kalplere iner…
En sonunda da çocukların geleceğini esir alır.
Kıbrıs’ın artık yeni düşmanlıklara değil, yeni nefeslere ihtiyacı var. Daha fazla öfkeye değil, daha fazla sağduyuya… Daha yüksek sesle konuşan siyasetçilere değil, daha çok dinleyen devlet insanlarına…
Kim hangi siyasi çözümü savunursa savunsun; iki devlet desin, federasyon desin ya da başka bir model öneriyor olsun… Hiçbir siyasi tez, bu adada yaşayan insanların huzurundan daha değerli değildir.
Çünkü insanlar ideolojilerle değil, umutla yaşar.
Ve umut, en çok gerilimin sustuğu yerde filizlenir.
Belki de artık yapılacak en cesur şey, biraz susabilmektir.
Karşılıklı suçlamalara ara vermek…
Her gelişmeyi kriz başlığına çevirmemek…
Her farklılığı yeni bir cepheye dönüştürmemek…
Bu güzel adanın insanlarına biraz olsun nefes alabilecekleri bir iklim bırakmak…
Çünkü Kıbrıs zaten yeterince yoruldu.
Bu topraklar yeterince gözyaşı gördü.
Yeterince bekledi.
Yeterince bölündü.
Artık biraz da yaşamayı hak ediyor.
Onun için…
Her kafadan bir ses istemiyoruz.
Bir kez olsun öfke değil, sağduyu konuşsun.
Bir kez olsun siyaset değil, insan kazansın.
Belki o zaman, bu ada yeniden deniz kokar.
Belki o zaman, sınırlar biraz daha görünmez olur.
Belki o zaman, Kıbrıs yalnızca üzerinde yaşanan bir ada değil; birlikte yaşanabilen bir vatan olmayı yeniden hatırlar.
