Oyunu Vermezsin Olur Biter

Kıbrıs küçük bir ülke… Bu topraklarda neredeyse herkes birbirini tanır. Aynı sokaklardan geçer, aynı mekânlarda oturur, aynı sofralarda buluşuruz. Bugün sosyal medya üzerinden ağır sözler sarf ettiğimiz, küçümsediğimiz, hakaret ettiğimiz insanlarla yarın yüz yüze gelme ihtimalimiz oldukça yüksektir. Çünkü burası büyük metropollerin birbirini tanımayan insan kalabalıklarından ibaret değildir. Burası, insanların birbirinin yüzüne bakarak yaşadığı küçük bir toplumdur.
Önümüzde bir seçim var.
Herkesin siyasi tercihi kendisine aittir. İstediği partiye, istediği adaya oy vermek, beğendiği ya da kendisine yakın hissettiği bir siyasi görüşü desteklemek en doğal demokratik hakkıdır. Kimsenin bir başkasının iradesine müdahale etme, tercihini sorgulama veya onu kendi düşüncesine mahkûm etme hakkı yoktur.
Ancak seçim dönemlerinin bir de giderek çirkinleşen başka bir yüzü var: Sosyal medya!
Özellikle kendisini sosyal medyanın müdavimi zanneden, çoğu zaman bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan, siyasi görüşü kendisinden farklı insanları hedef tahtasına koyan bir kesimden söz ediyorum.
Beğenmediği adayı eleştirmek yerine aşağılamayı, siyasi görüşüne katılmadığı insanlara fikirleri üzerinden cevap vermek yerine kişiliklerine saldırmayı tercih edenler var. Üstelik bunu yaparken hiçbir sınır tanımayan, hakaret etmeyi cesaret, insanları küçük düşürmeyi de siyasi mücadele zanneden bir anlayışla karşı karşıyayız.
Oysa eleştiri başka, hakaret başkadır. Siyasi rekabet başka, kişilik haklarına saldırmak bambaşka bir şeydir.
Bir adayı beğenmeyebilirsiniz. Bir partinin politikalarına karşı çıkabilirsiniz. Bir siyasetçinin geçmişini, söylemlerini ve projelerini sorgulayabilirsiniz. Bunların tamamı demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.
Fakat hiç kimseye, sırf siyasi tercihi farklı diye bir başka insanı aşağılamak, itibarsızlaştırmak, hakaret etmek ve dayanaksız iddialarla toplum önünde küçük düşürmek hakkı verilmemiştir.
Üstelik unutulmaması gereken önemli bir gerçek daha var: Sosyal medya, hukukun dışında kalan bir alan değildir. Orada yazılan her söz, yapılan her paylaşım ve ortaya atılan her iddia hukuki sonuçlar doğurabilir. İfade özgürlüğü, başkalarının onurunu, şerefini ve kişilik haklarını çiğneme özgürlüğü değildir.
Herkesin bunu artık idrak etmesi gerekiyor.
Seçimler gelir ve geçer. Sandık açılır, sonuçlar belli olur, kazananlar sevinir, kaybedenler üzülür. Ama geride bıraktığımız sözler, kırdığımız kalpler ve zedelediğimiz insani ilişkiler kolay kolay unutulmaz.
Bugün siyasi rekabet uğruna birbirine düşman edilen insanlar, yarın yine aynı sokakta karşılaşacak, aynı toplumun içerisinde yaşamaya devam edecektir.
Peki, buna değer mi?
Unutmayalım; bir insanın siyasi tercihi onun insanlık değerini belirlemez. Bir adayı desteklemek başkasını düşman ilan etmeyi gerektirmez. Demokrasi yalnızca istediğimiz kişiye oy vermek değil, başkasının farklı tercihine de saygı gösterebilmektir.
Küçük bir toplumda yaşıyoruz. Birbirimizin yüzüne bakacağız. Aynı havayı soluyacak, aynı sokaklarda yürümeye devam edeceğiz.
O halde seçim yaparken yalnızca sandıkta değil, kullandığımız dilde de demokrat olmayı öğrenmeliyiz.
Çünkü sandıkta tercih serbesttir, eleştiri haktır ama hakaretin ne demokratik bir karşılığı ne de toplumsal bir mazereti vardır.
Ve son bir hatırlatma: Herkesin bir siyasi görüşü olabilir; ancak hiç kimsenin bir başkasının onurunu ayaklar altına alma ayrıcalığı yoktur.


