Derviş DoğanYazarlar

Yıpranmış İktidara Karşı Muhalefet Ne Söylüyor

Daha önce de dikkat çekmeye çalıştım. Şimdi bir kez daha, belki de daha yüksek sesle sormakta yarar görüyorum:

Bir siyasi iktidarın yıpranması, otomatik olarak muhalefetin güçlenmesi anlamına gelir mi?

Elbette gelmez.

Çünkü demokrasilerde seçmen yalnızca mevcut yönetimi sorgulamaz. Aynı zamanda karşısındaki seçeneğe de bakar ve şu soruyu sorar:

“Peki siz ne yapacaksınız?”

Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti siyasetinin en önemli meselelerinden biri tam da burada düğümleniyor.

Uzun süredir ülkeyi yöneten Ulusal Birlik Partisi’nin yıprandığına ilişkin toplumda güçlü bir tartışma var. Buna karşılık, iktidarın en önemli alternatifi olarak görülen Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin nasıl bir yönetim anlayışı ortaya koyacağı, ülkeyi hangi ekonomik modelle yöneteceği, kamu düzenini nasıl değiştireceği, eğitimden sağlığa, ekonomiden turizme, tarımdan kamu reformuna kadar hangi somut projeleri hayata geçireceği konusunda toplumun zihninde yeterince net bir fotoğraf oluşmuş mudur?

Asıl sorumuz budur.

Çünkü “mevcut yönetim kötü” demek başka, “biz daha iyisini nasıl yapacağız?” sorusuna cevap vermek bambaşka bir şeydir.

Muhalefetin görevi yalnızca iktidarın yanlışlarını göstermek değildir. Elbette yanlışları eleştirecek, eksikleri ortaya koyacak, kamuoyunu uyaracaktır. Fakat bunun yanında kendi yönetim modelini de toplumun önüne koymak zorundadır.

Üstelik bunu seçimden birkaç ay önce değil, çok daha önceden yapmak gerekir.

Çünkü ülke yönetmek bir slogan işi değildir.

Bir ülkeyi yönetmek; bütçe yapmak, kaynak yaratmak, öncelik belirlemek, kurumları yeniden yapılandırmak, kamu hizmetlerini dönüştürmek, özel sektörün önünü açmak, gençlerin ülkede kalmasını sağlayacak ekonomik koşulları oluşturmak ve bütün bunların hesabını topluma verebilmek demektir.

Bugün seçmenin bilmek istediği yalnızca “UBP giderse ne olur?” değildir.

Seçmen aynı zamanda şunu bilmek istiyor:

“CTP gelirse ne değişecek?”

Bu sorunun cevabı mümkün olduğunca açık, somut ve ölçülebilir olmalıdır.

Örneğin;

Ekonomide hangi model uygulanacak?

Kamu reformu nasıl yapılacak?

Bütçe açığı nasıl yönetilecek?

Özel sektör nasıl güçlendirilecek?

Gençlerin göçünü durdurmak için hangi ekonomik ve sosyal politikalar uygulanacak?

Eğitim sisteminde hangi köklü değişiklikler yapılacak?

Sağlıkta devlet hastaneleri nasıl yeniden yapılandırılacak?

Turizmde yeni bir vizyon ortaya konacak mı?

Tarım ve hayvancılıkta üretim nasıl sürdürülebilir hale getirilecek?

Enerji sorununa ilişkin gerçekçi çözüm nedir?

Dijital dönüşüm ve yapay zekâ çağında kamu yönetimi nasıl yeniden tasarlanacak?

Ve belki de en önemlisi:

Devletin yönetim anlayışı nasıl değiştirilecek?

Bunlar artık ertelenebilecek sorular değildir.

Çünkü toplum yalnızca bir hükümet değişikliği istemekle yetinmeyebilir. Toplum, yönetim anlayışının değişmesini isteyebilir.

İşte bu nedenle muhalefetin önündeki mesele yalnızca iktidarın yıpranmışlığına güvenmek olmamalıdır.

Çünkü siyasette boşluk uzun süre boş kalmaz.

Bir iktidar kendi sorunları nedeniyle oy kaybedebilir. Fakat bu durum, karşısındaki siyasi yapının otomatik olarak toplumun güvenini kazandığı anlamına gelmez.

Güven kazanmak için yalnızca iktidarın hatalarını anlatmak yetmez.

Kendi doğrularınızı da anlatmanız gerekir.

UBP bugün kendisini “istikrar”, “icraat” ve proje üretme iddiasıyla tanımlıyor; 2026 yılında da çeşitli alanlarda proje ve vizyon çalışmaları yürüttüğünü kamuoyuna duyuruyor.

Bunların yeterli olup olmadığı elbette ayrı bir tartışmadır.

Fakat muhalefetin de aynı soruya kendi cevabını vermesi gerekir:

“Biz nasıl bir KKTC istiyoruz ve o ülkeyi hangi programla yöneteceğiz?”

İşte bu cevap, siyasi tartışmanın gerçek zeminini oluşturacaktır.

Çünkü artık seçmenin önüne sadece “iktidarın karnesi” değil, alternatifin projesi de konulmalıdır.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, siyasi partilerin birbirlerine ne kadar sert sözler söylediği değildir.

İhtiyaç duyulan şey;

daha iyi bir ekonomi, daha güçlü kurumlar, daha adil bir kamu düzeni, daha üretken bir özel sektör, daha çağdaş bir eğitim sistemi ve geleceğe güvenle bakabilen bir toplum için hangi yol haritasının ortaya konulacağıdır.

Siyaset, “onlar yapamadı” cümlesinden “biz şunu yapacağız” cümlesine geçebilmelidir.

Çünkü bir siyasi parti iktidara talip oluyorsa, toplumun karşısına yalnızca iktidardan duyulan memnuniyetsizliğin temsilcisi olarak değil, geleceğin yönetim modeli olarak çıkmalıdır.

Ve bugün CTP açısından sorulması gereken soru belki de tam olarak şudur:

İktidarı eleştirmeye hazırız; peki iktidara geldiğimizde bu ülkeyi nasıl yöneteceğiz?

Toplumun artık bu sorunun cevabını duymaya hakkı vardır.

Hem de sloganlarla değil.

Planla, programla, projeyle ve takvimle.

Çünkü iktidar değişikliği tek başına değişim değildir.

Asıl değişim, yönetme biçiminin değişmesidir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu