Hasan Hastürer

İnsan hayatının başladığı yerde, ticaret mantığı hakim olamaz

“İnsan Hücre, Doku ve Organ Nakli Yasasına Aykırı Hareket” suçundan tutuklanan zanlı Y.G., mahkemeye çıkarıldı.

Mahkemede mesele ile ilgili olarak şahadet veren polis memuru Afet Olgan olguları aktardı. Polis, zanlının 19 Mayıs 2026 tarihinde saat 09:30’da Ercan Havalimanı’nda kale 8 diye bilinen polis kontrol noktasında beraberinde bulundurduğu Life Parcel yazılı ve referans numaralı embriyo tankında 4 ayrı tüpte toplam 4 adet embriyo ile yetkili makamdan izinsiz olarak KKTC’den çıkış yapacağı esnada tespit edilerek İnsan Hücre, Doku ve Organ Nakli Yasasına Aykırı Harekette bulunduğu gerekçesiyle tutuklandığını söyledi.

Polis, zanlıdan yapılan soruşturmadan; bahse konu embriyoların Lefkoşa’da faaliyet gösteren bir tüp bebek merkezinden temin edildiğinin öğrenildiğini açıkladı.”

***

Sonunda yasa dışı yollardan ülke dışına embriyo çıkarılmasına da tanık oldu.

   “Embriyo, döllenmiş yumurtanın gelişiminin erken dönemindeki canlıya verilen isimdir. İnsanlarda embriyo dönemi, döllenmeden yaklaşık 8. haftanın sonuna kadar sürer. Bu süreçte hücreler hızla çoğalır ve organların temelleri oluşmaya başlar.

   İnsan embriyosu, laboratuvar ortamında yani ana rahmi dışında yalnızca çok sınırlı bir süre geliştirilebilir. Bu süreç en çok tüp bebek uygulamalarında görülür.

   Tüp bebek merkezlerinde sperm ile yumurta laboratuvarda döllendirilir ve oluşan embriyo birkaç gün özel cihazlarda takip edilir. Genellikle 3 ila 5 günlük gelişim sonrası embriyo anne rahmine transfer edilir.”

***

   Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, yıllardır farklı alanlarda denetim eksikliğinin yarattığı sorunlarla yüzleşiyor. Ancak bu kez karşımızdaki konu sıradan bir ihmal başlığı değildir. İnsan hayatının başlangıç noktasıyla ilgili, vicdanı doğrudan ilgilendiren, hukukla birlikte ahlakı da tartışmaya açan son derece ağır bir olaydan söz ediyoruz.

   Ercan Havalimanında izinsiz şekilde yurt dışına çıkarılmak istenen dört ayrı tüpte toplam dört embriyonun ele geçirilmesi, basit bir adli vaka olarak görülmemelidir. Bu olay, KKTC’de yıllardır büyüyen ancak yeterince sorgulanmayan tüp bebek sektörünün artık alarm veren bir noktaya geldiğini göstermektedir.

***

Çok açık söylemek gerekir.

Bir ülkede embriyo kaçakçılığı konuşuluyorsa, orada sistemin bazı noktalarında ciddi boşluk vardır.

   KKTC’de yaygın denilebilecek ölçüde tüp bebek merkezi faaliyet göstermektedir. Sağlık turizmi açısından bu merkezlerin ekonomik katkısı olduğu da inkâr edilemez. Yurt dışından gelen çiftler, burada tedavi görüyor, otellerde kalıyor, harcama yapıyor. Ekonomik hareketlilik oluşuyor.

   Ancak mesele yalnızca ekonomi değildir.

   İnsan hayatının başlangıç aşaması üzerinden oluşan bir sektör, sıradan ticari faaliyet gibi değerlendirilemez.

Dünyanın pek çok ülkesinde tüp bebek uygulamaları çok katı kurallara bağlıdır. Çünkü burada yalnızca sperm ve yumurta birleşmesi yoktur. Burada genetik yapı vardır, insan kimliği vardır, soy bağı vardır, etik vardır, hukuk vardır.

   KKTC’de ise uzun süredir denetimlerin yeterli olmadığı yönünde ciddi iddialar seslendirilmektedir.

   Cinsiyet seçimi…

   Boy…

   Göz rengi…

   Genetik özellik belirleme…

   Bunların konuşuluyor olması bile tek başına ürkütücüdür.

   Daha da önemlisi, spermlerin ve yumurtaların kime ait olduğu konusunda yeterli takip mekanizmasının bulunmadığı yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Eğer bu iddialar doğruysa mesele yalnızca sağlık sektörüyle sınırlı kalmaz, doğrudan insan hakları ve ceza hukuku boyutuna taşınır.

***

Taşıyıcı anne uygulamalarında da hukuki boşluklar olduğu hukukçular tarafından zaman zaman dile getiriliyor.

Sorulması gereken soru şudur:

“KKTC bu alanı gerçekten denetleyebilecek kapasiteye sahip mi?”

Eğer sahip değilse, o zaman durup düşünmek gerekir.

Çünkü genel geçer bir kural vardır:

Yeterince denetleyemeyeceğiniz bir alana sınırsız izin veremezsiniz.

   Bugün dünyada kara para aklama, uyuşturucu ve fuhuş nasıl uluslararası organize suç başlıkları arasında yer alıyorsa, denetimsiz biyolojik ve genetik uygulamalar da geleceğin en büyük suç alanlarından biri olmaya adaydır.

Bu sözler abartılı bulunabilir.

Ancak teknoloji ilerledikçe insanlığın önüne çıkan tehlikeler de büyüyor.

   Eskiden bilim kurgu gibi görülen pek çok şey bugün gerçeğe dönüşmüş durumdadır.

   İnsan embriyosunun ticari meta hâline gelmesi ihtimali bile ürperticidir.

   Hiç kimse “Bu kadar da olmaz” rahatlığına sığınmamalıdır.

   Çünkü para hırsının sınırı yoktur.

   Eğer sistem boşluklarla doluysa, o boşluk mutlaka kötü niyetli insanlar tarafından kullanılacaktır.

   En korkutucu ihtimallerden biri de şudur:

   “Hiçbir duygusal bağ olmadan, tamamen ticari mantıkla oluşturulan embriyoların ileride organ nakli gibi insanlık dışı amaçlarla kullanılabilme riskidir.

Kimse buna “fazla karamsar senaryo” demesin.

Tam tersine…

Bu tür alanlarda en kötü senaryolar düşünülerek hukuk oluşturulur.

En sert denetimler bu yüzden yapılır.

Çünkü iş işten geçtikten sonra vicdan temizliği hiçbir anlam taşımaz.

   KKTC’de tüp bebek uygulamaları artık çok ciddi biçimde masaya yatırılmalıdır.

   Siyasi çekişmelerden uzak; uzmanların, etik kurulların, hukukçuların ve uluslararası sağlık standartlarının ışığında kapsamlı bir değerlendirme yapılmalıdır.

   Amaç para kazanmak olmamalıdır.

   Amaç insan hayatını korumak olmalıdır.

  •    Çünkü insan hayatının başladığı yere ticaret mantığı hâkim olursa, sonunda kaybeden yalnız hukuk değil, insanlık olur

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu