BM’nin Kıbrıs’ta Yeni Arayışı..

Çözüm mü, yoksa zaman Kazanma diplomasisi mi?
Elbette bunu hep birlikte göreceğiz.
Malum Kıbrıs meselesi yıllardır çözülmüyor. Belki daha doğru ifade şudur: Çözüm artık yalnızca tarafların değil, uluslararası toplumun da gerçekten inanarak peşinden koştuğu bir hedef olmaktan uzaklaşıyor.
Son günlerde Rum basınında yer alan “BM’nin üç aşamalı yeni hamlesi” iddiaları da tam olarak bu nedenle dikkat çekiyor. Çünkü bu haberler bize yalnızca yeni bir diplomatik girişimi değil, aynı zamanda Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs’a bakışındaki değişimi de gösteriyor.
Eskiden BM’nin yaklaşımı daha netti: Federasyon temelinde kapsamlı çözüm.
Bugün ise kullanılan dil farklı. Artık daha çok “ortak zemin”, “diyaloğun sürdürülmesi”, “güven artırıcı önlemler” ve “sürecin canlı tutulması” gibi ifadeler öne çıkıyor.
Bu değişim tesadüf değil.
Çünkü Crans Montana’dan sonra taraflar arasındaki siyasi mesafe yalnızca açılmadı; aynı zamanda çözümün tanımı bile değişti. Rum tarafı federasyonda ısrar ederken, Türk tarafı egemen eşitlik ve iki devlet tezini masanın merkezine koydu. Böyle bir ortamda BM’nin doğrudan kapsamlı çözüm müzakeresi başlatması artık gerçekçi görünmüyor.
Bu yüzden BM’nin yeni stratejisinin üç temel aşama üzerine kurulması muhtemel görünüyor.
İlk aşama, tarafları yeniden konuşabilir hale getirmek olacaktır. Yani çözümü değil, diyaloğu kurtarmak. Çünkü bugün masadaki en büyük sorun siyasi model değil, tarafların birbirine güvenmemesi ve ortak zeminin tamamen kaybolmuş olmasıdır.
İkinci aşama ise yeni sürecin formatını belirlemek olabilir. Artık eski müzakere yöntemlerinin işe yaramadığı ortada. Dolayısıyla BM muhtemelen daha esnek, daha uzun vadeli ve kriz yönetimine dayalı bir süreç oluşturmaya çalışacaktır.
Üçüncü aşama ise ancak ilk iki aşama başarılırsa mümkün olabilir: Toprak, güvenlik, garantiler, yönetim paylaşımı ve mülkiyet gibi ağır başlıkların yeniden masaya gelmesi.
Ancak burada kritik soru şudur: BM gerçekten çözüm mü arıyor, yoksa çözümsüzlüğün yönetilebilir kalmasını mı hedefliyor?
Çünkü uluslararası diplomasi bazen sorun çözmez; sorunun kontrolden çıkmasını engellemeye çalışır.
Bugün Kıbrıs’ta oluşan tablo biraz buna benziyor.
Doğu Akdeniz’de enerji dengeleri değişiyor. Türkiye-Yunanistan hattında kontrollü bir normalleşme süreci yürütülüyor. Avrupa Birliği bölgede yeni kriz istemiyor. BM ise Kıbrıs dosyasının tamamen çökmesini engellemeye çalışıyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde kapsamlı çözümden çok, kontrollü diplomasi ve düşük tansiyon siyaseti görebiliriz.
Belki yeni geçiş kapıları açılır. Belki teknik komiteler daha aktif hale gelir. Belki liderler yeniden aynı masaya oturur.
Ama bütün bunlar doğrudan çözüm anlamına gelmeyebilir.
Çünkü Kıbrıs sorununun en büyük çıkmazı artık teknik değil, psikolojiktir. Taraflar yalnızca farklı çözüm istemiyor; aynı geleceği hayal etmiyor.
İşte BM’nin önündeki asıl sorun da budur.
Bu nedenle önümüzdeki süreçte başarı ölçütü “çözüm bulundu mu?” sorusu olmayabilir. Asıl soru şu olacak:
Kıbrıs’ta diplomasi yeniden nefes alabilecek mi?


