Çözümsüzlüğün nedeni modelde değil, zihniyettedir…

Kıbrıs sorununda çözümden söz etmek kolaydır. Asıl zor olan, çözüm için bedel ödemeye hazır olmaktır. Ne yazık ki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis’in siyasi karnesine baktığımız zaman, çözüm yönünde bırakınız yüksek not almayı, geçer not aldığı bir dönemi dahi görmek mümkün değildir.
Bu değerlendirme siyasi bir önyargının ürünü değildir. Tam tersine, yıllardır ortaya koyduğu söylemler, tercih ettiği siyasi dil ve müzakere süreçlerindeki tavrı böyle bir sonuca ulaşmayı kaçınılmaz hale getiriyor.
Kıbrıs sorununun çözümüne samimiyetle yaklaşan bir lider, öncelikle toplumunu çözüme hazırlar. Çözümün getireceği kazanımları anlatırken, doğal olarak beraberinde gelecek fedakârlıkları da konuşur. Çünkü uzlaşı, taraflardan birinin her şeyi kazanıp diğerinin her şeyi kaybettiği bir sonuç değildir.
Hristodulidis’in siyasi çizgisine baktığımızda ise bunun tam tersini görüyoruz. Çözümün gerektirdiği siyasi cesareti göstermek yerine, statükonun sunduğu rahat alanı korumayı tercih ediyor.
Crans Montana sürecinde dile getirildiği söylenen, “Yüzde 8 toprak alıp devletimin yarısını mı vereyim?” yaklaşımı aslında konuya bakış açısını özetlemeye yetiyor. Bu anlayışta ortaklık yoktur. Bu anlayışta siyasi eşitlik yoktur. Bu anlayışta iki toplumun birlikte geleceği kurma iradesi de yoktur.
***
Dikkat edilirse Hristodulidis konuşmalarında çözümü merkeze koymaz. Süreci konuşur, görüşmeleri konuşur, uluslararası girişimleri konuşur ama çözümün özüne ilişkin cesur bir siyasi vizyon ortaya koymaz. Çünkü onun açısından sonuçsuz görüşmeler, sonuç üreten görüşmelerden daha güvenlidir.
Bu nedenle yıllardır aynı görüşü dile getiriyorum: Hristodulidis için amaç çözüm değildir. Amaç, görüşmelerin devam ediyor görüntüsü altında mevcut statükonun sürdürülmesidir.
Peki bunu sadece biz mi görüyoruz?
Elbette hayır.
Kıbrıs’la ilgilenen uluslararası merkezler de bunu görüyor. Birleşmiş Milletler de görüyor. Avrupa Birliği de görüyor. Washington da görüyor. Londra da görüyor. Ancak uluslararası ilişkilerde görmek başka, müdahale etmek başka bir konudur.
***
Çarşamba günü KIBRIS TV’de telefonla katıldığı programda eski Dışişleri Bakanlarından ve eski Başmüzakereci Özdil Nami’nin yaptığı değerlendirmeler, ders gibiydi, son derece dikkat çekiciydi. Nami, Kıbrıs sorununun neden çözülemediğini yalın ve anlaşılır bir şekilde anlattı.
Gerçek şudur…
Bir anlaşma olmadığı sürece Rum tarafı uluslararası tanınmışlığın, Avrupa Birliği üyeliğinin ve devlet olmanın tüm avantajlarını yaşamaya devam ediyor. Kıbrıslı Türkler ise tanınmamışlığın ekonomik, siyasi ve sosyal bedellerini ödemeyi sürdürüyor.
Böyle bir tabloda mevcut durumdan en fazla yararlanan tarafın değişim istememesi şaşırtıcı değildir.
Hatta iddia ediyorum, bugün iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı federasyon modelini Hristodulidis’in kendisi kaleme alıp, hazır hale getirse, ilk itiraz edecek kişinin yine kendisi olacağından hiç kuşkum yoktur.
Çünkü, Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün nedeni, modelde değil, zihniyettedir…
Bu nedenle, “40 yıldır federasyon görüldü ve çözüme ulaşılamadı” söylemine hiç itibar etmem.
Kıbrıs’ta çözümün önündeki en büyük engel, çözüm konuşup statükodan vazgeçmek istemeyen siyaset anlayışıdır. Ve ne yazık ki Hristodulidis, bugün bunun en belirgin temsilcilerinden biridir.
***
Gerçeğin böyle olduğunu en başta Hristodulidis’in kendisi bilir ama yine farklı tellerden ahkam kesiyor…
Rum basın özetlerine göz atıyorum.
Hristodulidis, bakınız ne diyor…
“Kıbrıs sorununda yıllardan sonra bir hareketlilik var… Mümkünse yarın dahi Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik esaslı gelişmeler yaşanmasını istiyoruz… Şu anda var olan bu hareketliliğe bizim girişimlerimizin yol açtığını hatırlatırım. Genel Sekreter’in raporundan çıkardığım ve özellikle önemli bulduğum husus, AB’ye yapılan atıftır. Bu, daha seçilmeden önce bile peşinden koştuğum bir hedefti, bu role atıfta bulunduğumda bazıları beni eleştirmiş ve ironik yorumlar yapmıştı. Bugün bu politikanın sonuç verdiğini görüyoruz.”
***
Hristodulidis, sadece Kıbrıslı Türklerle değil, aklı başında Kıbrıslı Rumlarla da dalga geçtiğini sanıyor. Bilmem farkında mı değil mi? Ama kimse yutmuyor…




