Kaliteli demokrasi, kaliteli rekabetle beslenir…

Seçimler tek başına demokrasinin göstergesi değildir.
Sandığın kurulması, oy pusulasının hazırlanması, vatandaşın gidip oy kullanması elbette önemlidir. Ancak bir ülkedeki demokrasinin gerçek kalitesini görmek istiyorsanız, seçimlerin toplam kalitesine bakacaksınız. Çünkü kaliteli demokrasi, kaliteli rekabetle beslenir.
***
Kıbrıs Türk toplumunda çok partili demokratik hayat, 1974 sonrasında, 1976 seçimleriyle hayat buldu.
O günlerden bugüne tam yarım asır geçti.
Cumhuriyetçi Türk Partisi 1970 yılında kurulmuştu. 1976 seçimlerine henüz altı yıllık genç bir parti olarak girmişti. Ulusal Birlik Partisi ise 1975 yılında kurulmuştu. Bugün elli yılı geride bırakan bu iki parti, hâlâ Kıbrıs Türk siyasetinin en köklü iki siyasi örgütüdür.
Yeterli midir?
Hayır.
Ancak yarım asırlık süreçte küçümsenmeyecek bir siyasi deneyim biriktirdikleri de inkâr edilemez. Demokrat Parti ve öteki partileri de yok saymıyorum elbette…
Şimdi yeni bir seçim döneminin eşiğindeyiz.
Yerel seçimlerin aralık ayında yapılacağı kesin. UBP ise genel seçimlerle yerel seçimlerin aynı gün yapılmasını istiyor. Aralık ayının ilk haftası iki seçimin birlikte yapılması ihtimali hiç de uzak görünmüyor.
***
Takvim nasıl şekillenirse şekillensin, değişmeyen bir gerçek var.
Hiçbir partinin çekirdek oyu artık tek başına başarıya yetmiyor.
Seçimi kazanacak olan, kendi partisinin oyunu koruyan değil, partisinin sınırlarını aşabilen aday olacaktır.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri bunun en açık örneğidir.
Bugün milletvekili adayları henüz açıklanmadı. Buna karşılık belediye başkanlığı yarışında tablo büyük ölçüde netleşmeye başladı.
Belediye başkan adayı belirlemek hem kolaydır hem de zordur.
Kolaydır… Çünkü parti isterse kararını verir, adayını açıklar.
Zordur… Çünkü yanlış aday, sadece kendi partisini kaybettirmez, rakibine de seçim kazandırabilir.
***
Burada aklıma yıllar önce yaşadığım bir anı geliyor.
1984-1988 yılları arasında Galatasaray’da görev yapan Alman futbolunun büyük ismi Jupp Derwall, Kıbrıs Türk Spor Yazarları Derneği’nin konuğu olmuştu.
Galatasaray’ın rakiplerinden belirgin şekilde önde olduğunu hatırlatarak kendisine, “Bu üstünlük sizi rahatlatıyor mu?” anlamına gelen bir soru yöneltmiştim.
Verdiği cevap hâlâ kulaklarımdadır.
“Türkiye’de şampiyon olmak tek başına doğru hedef değildir. Avrupa’da başarılı olmak istiyorsanız sadece sizin güçlü olmanız yetmez. Zirveye oynayan en az altı takım Avrupa seviyesinde olmalıdır ki şampiyon olan takım Avrupa’da da başarılı olabilsin.”
Aslında futboldan çok daha fazlasını anlatıyordu.
***
Demokrasi de böyledir. Güçlü adayların karşısında güçlü rakipler de gerekir.
İddialı adaylar sadece seçim kazanmak için değil, seçimin kalitesini yükseltmek için de gereklidir.
UBP’nin Mağusa’da Koral Bozkurt’u, Lefkoşa’da Mehmet Aktunç’u aday göstermesi bu açıdan dikkat çekici bir tercihtir. Her iki isim de sadece UBP’nin çekirdek oylarına değil, parti sınırlarının dışındaki seçmene de ulaşabilecek profildedir.
***
Bu noktada Güzelyurt’ta bakmak istiyorum. Şimdi benzer sınavı CTP Güzelyurt’ta verecek.
Yedi kez sandıktan galip çıkan Mahmut Özçınar, sekizinci kez de yarışın şu an için en güçlü ismidir.
CTP, TDP’nin de desteğini alabilecek, parti oylarının ötesine geçebilecek bir aday çıkarabilecek mi?
Sorulması gereken soru budur.
Çünkü parti tabanının dışına çıkamayan adaylarla seçim kazanılmaz. Böyle adaylarla en fazla seçim afişleri hazırlanır. Sonra da rakibe erken kutlama mesajları gönderilir.
Güzelyurt sadece bir örnektir.
Aynı gerçek Lefkoşa için de geçerlidir, Mağusa için de, Girne için de, Gönyeli için de, İskele için de…
Son sözü ise yine seçmen söyleyecek. Üstelik sadece parti üyesi olanlar değil…
Çünkü bugün hâlâ Kıbrıs Türk siyasetinin en büyük partisi, hiçbir partiye üye olmayan seçmenlerdir… Ve seçimlerin kaderini de, demokrasinin kalitesini de, her zamanki gibi onlar belirleyecek gibi görünüyor.




