Derviş DoğanYazarlar

Türkiye Değişti, Peki Dünya Bunun Farkında mı?

Pentagon’da Stratejik Öngörü ekibini kurmuş, ABD Dışişleri Bakanlığı’na danışmanlık yapmış bir ismin “Bugünün Türkiye’siyle Kıbrıs sorununu çözmek geçmişe göre çok daha zor” demesi sıradan bir değerlendirme değildir. Bu sözler, yalnızca Ankara’nın değil, değişen uluslararası dengelerin de bir yansımasıdır.

Uzun yıllar boyunca Türkiye, Batı’nın güvenlik mimarisinin önemli ama çoğu zaman yönlendirilen bir parçası olarak görüldü. Bugün ise bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız. Ankara, NATO üyesi olmasına rağmen Rusya ile diyalog kurabiliyor; Karadeniz’de farklı, Orta Doğu’da farklı, Kafkasya’da farklı politikalar geliştirebiliyor. Türk Devletleri Teşkilatı’nı güçlendirmeye çalışırken Afrika’da diplomatik ağını genişletiyor, savunma sanayiindeki yatırımlarıyla da uluslararası pazarda etkisini artırıyor.

Bu nedenle Türkiye’nin bölgesel etkisinin geçmişe göre belirgin biçimde arttığını inkâr etmek gerçekçi olmaz.

Ancak bu durum, Türkiye’nin artık küresel sistemin kurallarını belirleyen bir süper güç olduğu anlamına da gelmez. Küresel etki ile küresel belirleyicilik aynı şey değildir. Türkiye bugün çok daha güçlü bir diplomatik aktördür; fakat dünya siyasetinin tüm dinamiklerini tek başına şekillendirebilecek bir konumda değildir.

Kıbrıs meselesine gelince…

Belki de en dikkat çekici tespit, çözümün artık daha karmaşık hâle geldiği yönündedir. Çünkü bugün sadece adadaki iki toplum konuşmuyor. Doğu Akdeniz’deki enerji rekabeti, Avrupa Birliği’nin güvenlik politikaları, Türkiye-Yunanistan ilişkileri, İsrail’in bölgesel hesapları ve büyük güçlerin stratejik çıkarları da denklemin ayrılmaz parçaları hâline gelmiş durumda.

Böyle bir ortamda “iki devletli çözüm” ile “federasyon” tezleri arasındaki mesafe daha da açılmıştır. Taraflar yalnızca farklı çözüm modellerini savunmuyor; farklı jeopolitik gelecekler tasavvur ediyor.

Sotiriadis’in Güney Kıbrıs, Yunanistan, İsrail ve ABD arasında Türkiye’ye karşı caydırıcılığın artırılması çağrısı ise dikkatle okunmalıdır. Çünkü tarih bize gösteriyor ki, caydırıcılık bazen barışı koruyabilir; ancak yalnızca askerî denge üzerine kurulu bir siyaset, kalıcı uzlaşı üretmez. Güvenlik arayışı ile güven bunalımı arasındaki çizgi son derece incedir.

Kıbrıs’ın bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şey, yeni cepheler oluşturmak değil; yeni diplomatik kapılar açabilmektir.

Türkiye’nin yükselen etkisini kabul etmek başka bir şeydir, bunu yalnızca bir tehdit olarak okumak ise bambaşka bir şey. Aynı şekilde Türkiye açısından da artan bölgesel güç, diplomasiye daha az değil, daha fazla yatırım yapmayı gerektirir.

Çünkü gerçek güç, yalnızca masada elini kuvvetlendirmek değildir. Gerçek güç, o masadan kalıcı ve adil bir uzlaşmayla kalkabilmektir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu