Üç Mektup ve Değişmeyen Statü…

Son bir aylık süreç Kıbrıs konusunda gerçekten de oldukça hareketli bir zemin yarattı.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres’in Kıbrıs ziyareti ve sonrasında yaşananlar farklı bir boyuta doğru hareket yaratacak türdendir.
Ancak şunu da belirtmek isterim ki, yaşanan olayların hiçbirisi Guterres’in ziyaretine bağlı değildir.
Tamamen tesadüfi olmasa bile Guterres’in ziyaretine bağlı sonuçlar yaşanmıyor.
Rum tarafında hakim zihniyet nedeniyle müzakere zemini zaten uzun bir süredir dağılmıştı.
Ama bunun da ötesine taşınan bir süreç içerisindeyiz.
Bu süreci başlatan hareket ise Rum hükümetinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde gayri menkul alanında faaliyet gösteren üçüncü ülke vatandaşlarına yönelik başlatmış olduğu tutuklama işlemleridir.
İşin burada kalmayacağını o günlerde de söylemiştim, şimdi yeniden tekrarlamaktayım.
Ne oldu o günden bugüne..?
Mesela sınır olaylarına ilişkin olarak İnterpol tutuklama emri çıkartılması için çalışma başlatıldı.
KKTC Cumhurbaşkanı Müsteşarı’nın Kıbrıs’taki diplomatik misyon temsilcileriyle görüşmesine engel konuldu.
En son olarak da KKTC’de yapılacak gerek kültürel gerekse sportif alandaki uluslararası etkinlikler de iptal ettirildi.
Ama gel gör ki tüm bunlar olurken de iki lider baş başa görüşme süreci başlattı.
Dediğim gibi, farklı bir zemine doğru yol almaktayız.
En son meydana gelen “engelleme” faaliyetlerine ülkemizden çok geniş çapta tepki geldi.
En son olarak da Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman konuya ilişkin olarak “üç mektup” kaleme aldığı ve üç ayrı isme gönderdiğini açıkladı.
Açıklama şöyle:
“Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Kıbrıs Rum tarafının son dönemde Kıbrıslı Türklere yönelik diplomatik, kültürel ve sportif alanlarda yoğunlaştırdığı engelleme girişimlerine dair Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’e, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e ve Barcelona Futbol Kulübü Başkanı Joan Laporta’ya iletilmek üzere üç ayrı mektup gönderdi.”
Benim de bu üç mektuba karşı üç sorum olacak:
1. Bilmedikleri bir gerçek kaleme alındı mı…?
2. Neden hemen o gün değil de üç gün sonra yazıldı bu mektuplar..?
3. İşe yarayacağını düşünüyor muyuz..?
Bu üç soruya eminim ki herkesin verilecek bir cevabı vardır.
Ama şuna eminim ki, herkes kendi siyasi görüşü doğrultusunda son derece farklı cevaplar verecektir.
Hangisi doğru bilemem.
Ama şunu biliyorum ki, tek ses olamadığımız müddetçe daha çok yaşarız bu türden olayları…

