Güney’e bakıyorum, dinliyorum, okuyorum ve KONUŞUYORUM (5) 15 Temmuz Darbecilerinin hedefi Makarios’tan öteydi…

Önce bir gerçeği teslim edelim… Kıbrıs adasında İngiliz Sömürge döneminin sonlanmasından sonra yaşanan her türlü yanlışın ya da sonuçlarıyla birlikte bakarsak her türlü suçun kaynağında, esas suçlu olan taraf Kıbrıs Rum tarafıdır. Yazının akışı içerisinde Kıbrıslı Rumlar ifadesini kullanırsam, genelleme yapmıyor, Rum liderliğini anlatıyorum.
Kıbrıs Türk tarafı sütten çıkan ak kaşıktır demem. Ancak, Kıbrıslı Türklerin hataları, girişimleri hiç bir zaman radikal değişim nedeni olmadı.
1974’e kadar Rum liderliğinin kendi çıkarlarına göre sineye çekmediği hiç bir Kıbrıs Türk hamlesi kalıcı olmadı. Tıpkı 1967 Geçitkale – Boğaziçi saldırılarına neden gösterilen bir yol kontrolü gibi.
***
Kıbrıslı Türkler, Makarios ismini Rum liderliğinin bütününü temsil eden bir isim olarak da kullandı.
Makarios, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anlaşmasını, Anayasasını istemeye istemeye bir anlamla tehdit ve şantajla kabul edip, imzaladı.
Makarios ve hem garanti anlaşmasına hem de Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 185. Maddesi’ne karşıydı.
Neydi Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın 185. Maddesi?
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın 185. maddesi bu açıdan son derece önemlidir.
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın 185. maddesi şöyledir: “Madde 185
- Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ülkesi (toprakları) tek ve bölünmezdir.
- Kıbrıs’ın başka bir devletle tamamen veya kısmen birleşmesi (Enosis) ya da adanın taksim edilmesi veya herhangi bir şekilde ayrılması (Taksim) doğrudan veya dolaylı olarak yasaktır. Bu amaçları gerçekleştirmeye yönelik her türlü girişim anayasa dışıdır.”
***
1968’de başlayan Toplumlararası görüşmelerin sonunda Denktaş ve Klerides, bir anlaşma noktasına gelmişlerdi. 1973’te Glafkos Klerides, Kıbrıslı Türkler açısından 1960 Anayasası’nın gerisindeki anlaşmayı Makarios’un hem önüne koydu, hem de anlattı. Odadan ayrılırken, Makarios, Klerides’e seslenip, “Glafkos, 185. Maddenin var olduğu bir anlaşmayı bileklerimi keserim ama imzalamam” dedi.
***
Kıbrıs sorununu konuşurken, çoğu zaman olayların siyasi tarafını konuşuyoruz; hukuki zemini ise ihmal ediyoruz. Oysa hukuk, özellikle de anayasa hukuku, geçmişte yaşananların değerlendirilmesinde önemli bir referans noktasıdır. 185. Madde açık ve nettir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprağı tek ve bölünmezdir.
Daha da önemlisi, adanın başka bir devletle birleşmesi anlamına gelen Enosis de, adanın bölünmesi anlamına gelen Taksim de anayasal olarak yasaklanmıştır.
Yani 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, ne Yunanistan’a bağlanmak ne de Türkiye ile paylaşılmak için kurulmuştur. Kuruluş iradesi bağımsız bir Kıbrıs devletinin yaşatılmasıdır.
***
Bugünden geriye dönüp baktığımız zaman şu soruyu sormak gerekir:
15 Temmuz 1974’te Makarios’a karşı gerçekleştirilen darbe neyi hedefliyordu?
Darbeyi yapanlar bunu gizlemiyordu.
Yunan cuntasının desteğindeki EOKA-B’nin temel hedefi Enosis’ti.
Yani Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın açıkça yasakladığı bir siyasi hedef.
Başka bir ifadeyle, darbe yalnızca Makarios’a karşı yapılmış bir darbe değildi. Aynı zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzenine karşı yapılmış bir darbeydi. Bunun altını özellikle çizmek gerekir.
Çünkü bazı çevreler 15 Temmuz’u yalnızca Rum toplumunun kendi iç meselesi gibi değerlendirmeye çalışıyor. Hatta Rauf Denktaş da darbe sonrası bu içerikte açıklama yapmıştı.
Oysa konu bundan çok daha geniştir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucu ortaklarından biri olan Kıbrıs Türk halkı açısından da anayasal düzenin ortadan kaldırılması anlamına geliyordu.
Burada başka bir gerçeği daha hatırlatmak gerekiyor. Anayasal düzen aslında, 20 Temmuz Barış Harekatına kapı açan 15 Temmuz 1974’te değil, 21 Aralık 1963 sonrasında ağır yara almıştı. Kıbrıslı Türklerin devlet kurumlarından dışlandığı, ortaklık düzeninin fiilen sona erdiği süreç o tarihte başladı.
Dolayısıyla anayasal düzenin bozulması bakımından tek tarih olarak 1974’ü göstermek eksik bir değerlendirme olur. Ancak buna rağmen 15 Temmuz 1974 darbesi, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığına yönelik en açık ve en görünür saldırı olarak tarihe geçti.
Çünkü darbenin arkasında NATO üyesi Yunanistan’ın askeri cuntası vardı.
Çünkü darbenin hedefinde Enosis vardı.
Ve çünkü Enosis, Anayasa’nın 185. maddesinin doğrudan ihlali anlamına geliyordu.
***
Bugün adanın her iki tarafında da geçmiş konuşulurken, hukuki gerçeklerin göz ardı edilmemesi gerekir.
Kıbrıslı Türkler de, Kıbrıslı Rum da kendi siyasi tezlerini savunabilir.
Ancak tarihsel gerçekler, siyasi tercihlere göre değişmez. 15 Temmuz 1974 darbesini değerlendirirken, yalnızca siyasi sonuçlarına değil, anayasal boyutuna da bakmak zorundayız.
Çünkü bazen bir anayasa maddesi, yıllarca süren tartışmaların özünü tek başına anlatabilir.
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın 185. maddesi de tam olarak böyledir.
O maddeyi okuyan herkes, 15 Temmuz 1974’te hedef alınanın yalnızca Makarios değil, aynı zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi olduğunu rahatlıkla görebilir. 185. Maddeyi yaşarken Makarios hazmedememişti. Şimdi onun yolundan gidenler hazmedemiyor ama açıkça söyleyemiyorlar.
Son bir vurgu, Kıbrıs Türk tarafı, 21 Aralık 1963 sonrası Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Kıbrıs Rum Yönetimi olarak görür ama Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasını 1960’daki haliyle reddetmez.




