İstikrarlı, keskin takiple hesap sorulmayan yerde…

Hesap verilmeyen yerde, sorumluluk makamında bulunanların yanlış yapması da suç işlemesi de çok daha kolaydır.
Çünkü bilirler ki bugün biraz gürültü kopacak, yarın sesler azalacak, öbür gün başka bir gündem gelecek ve yaşananlar unutulacak.
Asıl mesele de tam burada başlıyor.
Hesap vermeye pek hevesli olmayan siyasiler karşısında yalnızca kurumsal denetim mekanizmalarının değil, toplumsal hesap sorma kültürünün de güçlü olması gerekir.
Peki Kıbrıs Türk toplumunda böyle bir gelenek var mı?
Böyle bir kültür yerleşti mi?
Bana göre kesinlikle hayır.
⸻
Bizde tepki çoğu zaman saman alevi gibidir.
Bir olay olur.
Herkes konuşur.
Sosyal medya ayağa kalkar.
bazı gazetelerde manşetler atılır.
Sorumlu konumdakiler birkaç gün açıklama yapar ya da hiç yapmaz.
Sonra?
Sonrası sessizlik…
Çünkü sorumlu konumda olanlar da artık toplumun hafızasını öğrendi.
Söylenenlere gerçek anlamda kulak vermek yerine, kulaklarını tıkayıp fırtınanın geçmesini bekliyorlar.
Toplum söyledikleriyle dikkate alınmadığını gördüğü zaman, zamanla kendisi de söylediklerini ciddiye almamaya başlıyor.
“Nasıl olsa değişen bir şey olmaz” duygusu yayılıyor.
İşte asıl tehlike budur.
Böyle bir ortamda en büyük rezillikler bile toplumsal bellekte kısa ömürlü oluyor.
Bugünün büyük skandalı yarının küçük haberine dönüşüyor.
Öbür gün ise unutuluyor.
***
Daha da kötüsü var.
Toplumun önemli bir kesimi üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi susarken, siyaset dünyasında da etkili, düzeyli ve sürekli bir hesap sorma kültürü göremiyoruz.
Muhalefetin görevi yalnızca iktidarın söylediğinin tersini söylemek değildir.
Muhalefet takip eder.
Dosya tutar.
Soruyu bugün sorar, yarın yeniden sorar.
Bir ay sonra da sorar.
Bir yıl sonra da…
Cevap alana kadar peşini bırakmaz.
Çünkü toplumun kale alınmadığı bir düzende muhalefet de kale alınmaz.
Daha açık söyleyeyim:
Toplum adam yerine konmuyorsa, muhalefet de adam yerine konmaz.
***
2026 yılı Kıbrıs Türkü açısından talihsiz, hatta neredeyse lanetli bir yıl olarak hafızalarda kalmaya adaydır.
Neler iddia edildi diye sormuyorum.
Neler yaşandı?
Oturup listelemeye kalksak sayfalar yetmez.
Birbiri ardına ortaya çıkan olaylar…
İddialar…
Soruşturmalar…
Toplum vicdanını yaralayan görüntüler…
Bir dava sembolik denilebilecek şekilde sonuçlandı.
Güzel.
Ama mesele bir dosyanın kapanması değildir.
Eğer o karar gerçekten önemliyse, emsal kabul edilir ve benzer dosyaların hızla sonuçlandırılması için harekete geçilir.
Peki geçildi mi?
İşte orada durup düşünmek gerekiyor.
***
Aralık ayında genel ve yerel seçimler yapılacak.
O sandıklar yalnızca milletvekillerini, belediye başkanlarını ve yerel yöneticileri belirlemeyecek.
Bana göre çok daha önemli bir şey oylanacak.
Kıbrıs Türk halkının yaşanan rezillikleri, olumsuzlukları, yozlaşmayı ve ahlaki çöküşü ne kadar sineye çektiği ya da çekmediği ortaya çıkacak.
Bu satırların yazarı olarak Aralık 2026 seçimlerinin bir milat olabileceğine inanıyorum.
Belki de, inanmak istiyorum.
Çünkü sandık bazen yalnızca iktidarı değiştirmez.
Toplumun kendisine bakacağı aynayı da değiştirir.
Bekleyip göreceğiz.




