KKTC Vatandaşlığı Ne İşlerine Yarıyor

Bir devletin vatandaşlığı, sahip olduğu en kıymetli hukuki ve siyasi statüdür. Vatandaşlık; aidiyetin, ortak kaderin ve devletle kurulan en güçlü bağın adıdır. Bu yüzden dünyanın birçok ülkesinde vatandaşlık verilmesi sıkı kurallara, uzun incelemelere ve ciddi kriterlere bağlıdır.
Peki bizde?
Son yıllarda KKTC vatandaşlığı adeta seçim dönemlerinde dağıtılan broşür gibi dağıtılıyor. Üstelik vatandaşlık verilen kişilerin önemli bir kısmı, Türkiye’de zaten tanınmış, ekonomik ve sosyal açıdan güçlü isimlerden oluşuyor.
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:
KKTC vatandaşlığı bu insanların ne işine yarayacak?
Çünkü uluslararası alanda KKTC pasaportu zaten sınırlı bir geçerliliğe sahip. Avrupa Birliği kapıları bu pasaportla açılmıyor. Dünya ülkeleri tarafından tanınan bir seyahat avantajı sağlamıyor. O halde bu yoğun ilginin sebebi nedir?
Vatandaşlık, gerçekten bu ülkeye hizmet etmiş insanlara verilen bir teşekkür mü oldu? Yoksa yatırım kolaylığı, taşınmaz edinimi, ticari avantajlar ve siyasi ilişkiler açısından yeni bir ayrıcalık kapısına mı dönüştü?
Daha da önemlisi; hükümet bu vatandaşlıkları hangi objektif kriterlere göre veriyor?
Kamuoyu bunu bilmiyor.
Şeffaflık yok.
Denetlenebilirlik yok.
Sadece isimler ortaya çıkıyor ve toplum her yeni vatandaşlık haberinde aynı soruyu yeniden soruyor: “Neden?”
Vatandaşlık dağıtmak hükümetlerin keyfi tasarrufu değildir. Çünkü vatandaşlık sadece bugün için değil, yarının seçmenini, demografik yapısını ve ülkenin geleceğini de şekillendirir.
Bir devlet nüfus politikasını rastgele belirleyemez.
Vatandaşlık bir ödül değildir.
Bir siyasi ikram hiç değildir.
Eğer gerçekten bu ülkeye katkı sağlayan insanlar vatandaş yapılıyorsa, bunun kriterleri açıkça ilan edilmelidir. Kimler başvurdu? Kimler reddedildi? Kimlere hangi gerekçeyle vatandaşlık verildi? Bunlar kamuoyunun bilmeye hakkı olan sorulardır.
Aksi halde vatandaşlık kurumu değerini kaybeder.
Bugün insanların aklındaki soru sadece “Kim vatandaş oldu?” değildir.
Devlet olmanın en temel göstergelerinden biri, vatandaşlığını koruyabilmesidir. Eğer vatandaşlık; hukukla değil, ilişkilerle, nüfuzla veya siyasi hesaplarla dağıtılıyorsa, kaybedilen sadece vatandaşlığın itibarı değildir.
Kaybedilen, devlet ciddiyetidir.


