Neler Oluyor Hayatta..?

Seçim işlerine fazla kendimizi kaptırdığımız bugünlerde biraz kafamızı kaldıralım ve etrafımızda nelerin olup bittiğine şöyle çok kısa bir bakış atalım.
Suriye’nin durumu malum.
Ülkede iç savaşın sona ermesiyle birlikte yeni yönetim işbaşı yaptı.
Ama işleri o kadar da kolay değil.
Bir yanda ülkenin savaş nedeniyle yıkılan fiziki alt ve üst yapısının yeniden inşa edilmesi gerekiyor.
Öte yandan çökmüş durumdaki kamusal yapının da yeniden tesis edilmesi ve hayatın normalleşmesi yönünde gereken adımları fazla zaman kaybetmeden atılması lazım.
Ama en önemlisi ülkenin gerek içteki karmaşık yapısının temizlenmesi gerekse dış politikasının sağlam temellerinin atılması en hayati işlerin başında gelmekte.
Türkiye’nin yeni Suriye’nin oluşmasındaki tutumu ve üstlendiği roller son derece önemli.
Ankara’nın en başından beridir ortaya koymuş olduğu Suriye politikasının günün sonunda başarıya ulaşması ve bu yönde hayat buluyor olması asla bir tesadüf ya da şans değildir.
Bölge gerçekleri göz önünde tutularak gerek Türkiye’nin gerekse Suriye halkının haklarına ve geleceğine zarar vermeyecek bir yapının olması gerektiği en başından beridir Ankara’nın ısrarla üzerinde durduğu ve taviz vermediği bir politikaydı.
Günün sonunda taşlar yerinden oynadı ve Baas yönetimi yıkılarak yerine halkın rejimi geldi.
Ama iş elbette bununla bitmedi.
Hatta yeni başlamış oldu.
Suriye’nin yeniden tesis edilmesi için çalışmalar sürüyor.
Bu noktada Türkiye en önemli aktör.
Bu çerçevede yapılan tüm görüşmeler de doğal olarak ya Türkiye’nin doğrudan katılımı ya da Türkiye’nin bilgisinde veya Türkiye’de gerçekleşmekte.
En son olarak da ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve aynı zamanda Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani 17 Ağustos’ta İstanbul’da bir araya geldi.
Temel konu Suriye’deki yapılanma idi.
Özel gündem ise Suriye’nin kuzeyinde bulunan Ebu Zuhur Havalanı’nın tadilatı ve Türkiye’nin burada bir askeri üs kurması konusuydu.
Resmen açıklanmamakla birlikte taraflar bu konuda her türlü anlaştılar.
Ama gel gör ki bir gün sonra, yani 18 Ağustos’ta İsrail tarafından Ebu Zuhur Havaalanı bombalandı.
Bu bölgemiz açısından çok ciddi bir kırılma noktasıdır.
İsrail’in gücünü aşan bir meydan okuması ve bunu yaparken de Amerikan Yönetimi’nin uyarılarını da dikkate almaması söz konusudur.
Nitekim olay sonrası Netanyahu’nun Türkiye’ye yönelik tehditkar açıklamaları da işin iç yüzünü gözler önüne sermektedir.
En başta seçimden başımızı kaldıralım ve etrafımıza bir bakalım dedik.
Son derece önemli gelişmelerin arifesindeyiz.
İsrail’in teröristvari tutumu yüzünden bölgemizde dengeler ciddi bir değişim yaşanmaktadır.
Çok uzun bir zamana kalmadan bu değişimleri net bir şekilde çıplak gözle de göreceğiz.
O nedenle de bir yandan iç gündemi takip ederken diğer yandan etrafımızda olan bitenlere de göz atmalıyız.

