Güvende Miyiz Gerçekten…

Başbakan Ünal Üstel zaman zaman ülkenin güvenli olduğunu söylüyor.
İçişleri Bakanı Dursun Oğuz da benzer açıklamalar yapıyor.
Peki gerçekten öyle mi?
Kuzey Kıbrıs güvenli bir ülke midir?
Bu soruya cevap verirken artık yalnızca siyasilerin açıklamalarına bakmak yeterli değil. Çünkü güvenlik, kürsülerden söylenen bir cümle değil; sokakta, mahallede, sınır kapısında, limanda, havaalanında ve cezaevlerinde kendisini gösteren somut bir gerçekliktir.
Son olarak gündeme gelen olay ise bu nedenle son derece düşündürücü.
Atina’da 14 Ocak 2024 tarihinde Neos Kosmos bölgesinde bir benzin istasyonu önünde silahlı saldırı sonucu öldürülen Vangelis Zampounis cinayetiyle bağlantılı olarak aranan 43 yaşındaki Rus uyruklu bir şüphelinin Kuzey Kıbrıs’ta Esentepe’de yakalandığı bilgisi kamuoyuna yansıdı. Yunan makamları, şüpheliyi cinayet soruşturmasının önemli isimlerinden biri olarak gösteriyor ve suç örgütleriyle bağlantısını araştırıyor.
Şimdi burada asıl sorulması gereken soru, “Polis yakaladı mı?” sorusu değildir.
Elbette yakalanması önemlidir.
Ama daha önemli soru şudur:
Böylesine ciddi bir cinayet soruşturmasında aranan bir kişi Kuzey Kıbrıs’a nasıl geldi?
Daha da önemlisi;
Nasıl oldu da Esentepe’ye kadar geldi?
Hangi kapıdan girdi?
Hangi kimlikle girdi?
Sistemde hakkında herhangi bir uyarı var mıydı?
Giriş-çıkış kayıtları nasıl kontrol edildi?
Burada herhangi bir güvenlik açığı var mıydı?
İşte güvenlik meselesi tam da burada başlıyor.
Çünkü güvenli ülke olmak, yalnızca suçluyu yakalamak değildir.
Güvenli ülke olmak, suçlunun ülkeye girmesini mümkün olduğunca engelleyebilmektir.
Bir ülkenin güvenlik sistemi, aranan bir kişinin sınırlarından içeri girdikten sonra yakalanmasıyla değil, o kişinin daha ilk aşamada tespit edilmesiyle ölçülür.
Üstelik mesele yalnızca bu olay da değildir.
Son yıllarda Kuzey Kıbrıs’ta suç haberlerinin gündelik hayatımızın neredeyse sıradan bir parçasına dönüşmesi, toplum olarak üzerinde ciddi biçimde düşünmemiz gereken bir noktaya geldiğimizi gösteriyor.
Silahlı olaylar…
Cinayetler…
Uyuşturucu…
Kaçakçılık…
Sahte kimlikler…
Organize suç iddiaları…
Çeteler…
Dolandırıcılık…
Ve cezaevlerinin kapasitesi, doluluk oranları ve mahkûm profili üzerinden ortaya çıkan tablo…
Bütün bunları yan yana koyduğumuzda artık şu soruyu sormak zorundayız:
Biz gerçekten güvenli bir ülkede mi yaşıyoruz, yoksa güvenli olduğumuza inanmayı mı tercih ediyoruz?
Bu soruyu sormak hükümeti suçlamak değildir.
Polisi küçümsemek hiç değildir.
Tam tersine…
Polisin, güvenlik güçlerinin ve devlet kurumlarının daha güçlü olmasını istemektir.
Çünkü güvenlik konusunda en tehlikeli yaklaşım, “Bizde sorun yok” demektir.
Sorun varsa kabul edeceğiz.
Eksiklik varsa tespit edeceğiz.
Sistemde açık varsa kapatacağız.
Sınır güvenliğinde problem varsa çözeceğiz.
Yabancıların ülkeye girişinde daha etkin denetim gerekiyorsa bunu yapacağız.
Çünkü Kuzey Kıbrıs artık küçük, kapalı ve dış dünyadan kopuk bir ada değildir.
Dünyanın her yerinden insanların gelip yaşadığı, yatırım yaptığı, çalıştığı ve zaman zaman burayı farklı amaçlarla kullandığı bir coğrafyadayız.
Dolayısıyla güvenlik anlayışımızın da geçmişin alışkanlıklarından kurtulması gerekiyor.
Bugünün dünyasında organize suçun sınırları yoktur.
Para sınır tanımıyor.
Uyuşturucu sınır tanımıyor.
Sahte kimlikler sınır tanımıyor.
İnsan kaçakçılığı sınır tanımıyor.
Ve suç örgütleri, devletlerden çok daha hızlı hareket edebiliyor.
O halde bizim de güvenlik sistemimizi aynı hızda güçlendirmemiz gerekiyor.
Bir başka gerçek daha var:
Kuzey Kıbrıs’ta güvenlik meselesi yalnızca polis meselesi değildir.
Bu, devletin bütün kurumlarının meselesidir.
Göç politikasıdır.
Sınır güvenliğidir.
Liman güvenliğidir.
Havaalanı güvenliğidir.
Kimliklendirme sistemidir.
İstihbarat paylaşımıdır.
Adli sistemdir.
Cezaevi politikasıdır.
Ve en önemlisi, kurumlar arasındaki koordinasyondur.
Dolayısıyla artık “Ülkemiz güvenlidir” demek yerine, kamuoyuna çok daha somut cevaplar verilmelidir.
Kaçak veya sahte kimlikle ülkeye giren kaç kişi tespit edildi?
Uluslararası arama kaydı bulunan kaç kişi ülkeye giriş yaptı?
Bunların kaçı sınır kapılarında tespit edildi?
Kaçı daha sonra yakalandı?
Uluslararası güvenlik kurumlarıyla veri paylaşımı hangi düzeydedir?
Bunlar sorulması gereken sorulardır.
Çünkü vatandaşın güvenliği, siyasi söylemlerden daha değerlidir.
Kuzey Kıbrıs’ın güvenli olduğunu elbette hepimiz isteriz.
Ama bunu istemek başka, gerçekten güvenli bir ülke inşa etmek başka şeydir.
Bugün Esentepe’de yakalanan ve Atina’daki ağır bir cinayet soruşturması kapsamında aranan bir kişi üzerinden gündeme gelen mesele, aslında hepimize ciddi bir uyarıdır.
Bu olayın bütün ayrıntıları ortaya çıkarılmalı, kişinin ülkeye girişinden yakalanmasına kadar geçen süreç şeffaf biçimde incelenmelidir.
Eğer sistem doğru çalıştıysa bunu bilmek istiyoruz.
Eğer bir güvenlik açığı varsa onu da bilmek istiyoruz.
Çünkü vatandaşın bilmeye hakkı var.
Ve belki de artık şu cümleyi değiştirmemizin zamanı gelmiştir:
“Kuzey Kıbrıs güvenli bir ülkedir.”
Bunun yerine;
“Kuzey Kıbrıs’ı güvenli tutmak için gereken her şeyi yapıyoruz.”
denilmelidir.
Çünkü güvenlik bir slogan değildir.
Güvenlik, her gün yeniden kazanılması gereken bir kamu hizmetidir.
Ve bugün asıl sorumuz şudur:
Kıbrıs’ın kuzeyi gerçekten güvenli bir ülke mi, yoksa güvenli olduğumuzu düşünmek bize daha mı kolay geliyor?


