Dijital dünya büyürken gerçek gazeteciliği kim yaşatacak?

Avustralya Parlamentosu 20 Ağustos 2026’da News Bargaining Incentive – Haber Pazarlık Teşviki adı verilen düzenlemeyi yasalaştırdı. Düzenleme özellikle Google, Meta, TikTok ve LinkedIn gibi büyük dijital şirketleri hedefliyor.
Yasal düzenlemenin mantığı oldukça basit… Büyük teknoloji şirketleri Avustralya’da haber içeriklerinden ve bu içeriklerin yarattığı kullanıcı trafiğinden ekonomik fayda sağlıyor. Avustralya hükümeti, “Haberi gazeteci ve medya kuruluşu üretiyorsa, bundan ekonomik olarak yararlanan dijital platform da gazeteciliğin finansmanına katkıda bulunmalı” yaklaşımını benimsiyor.
***
Avustralya’nın aldığı son karar, yalnızca Avustralya’yı ilgilendiren bir karar değil elbette. Kendimizi, üst düzey psikolojik baskı altında görerek önemsizleştirsek de bizi de ilgilendiriyor.
Dünyanın her tarafında, özellikle de bizim gibi nüfusu küçük ülkelerde tartışılması gereken bir meseledir.
Google, Meta, TikTok ve benzeri büyük dijital platformlar haberden ekonomik değer yaratıyorsa, o haberi üreten gazeteciliğin yaşamasına da katkı koyacak.
Anlaşma yapmazlarsa Avustralya’daki dijital reklam gelirleri üzerinden yüzde 2,5 oranında mali yükümlülükle karşı karşıya kalabilecekler. Sistem küçük ve orta ölçekli yayıncılarla anlaşmayı daha avantajlı hale getiriyor. Bu da bir başka pozitif yan.
***
Buradan Kuzey Kıbrıs’a gelelim.
Nüfusumuz küçük. Ekonomimiz küçük. Gerçek reklam pastamız çok daha küçük. Ekonominin fiili hacmi dikkate alındığı zaman neredeyse yok.
Ama küçük olmayan bir değer var: Gerçek gazeteciliğin maliyeti.
Gerçek gazetecilik yapmak için gazeteci çalıştıracaksınız. Muhabiriniz olacak. Editörünüz olacak. Foto muhabiriniz, kameramanınız olacak. Haber merkeziniz olacak. Televizyonsanız stüdyonuz, teknik altyapınız olacak.
Çalışanların maaşını, sosyal yatırımlarını ödeyeceksiniz.
Verginizi vereceksiniz.
Üstelik bütün bunları yaparken gazeteciliğin evrensel ilkelerine uymaya çalışacaksınız.
Bunların hepsinin parasal karşılığı vardır.
***
Bir tarafta en az 15-20 hatta fazla kişiye istihdam sağlayan medya kuruluşu olacak.
Öte tarafta birkaç kişiyle bir araya gelecek, bir internet sitesi kuracak, sosyal medya hesabı açacak ve kendisini medya kuruluşu olarak tanımlayacak.
Başkalarının ürettiği haberleri alacak. Kaynağını göstermeden kullanacak. Teyit mekanizması olmayacak. Editoryal sorumluluğu olmayacak.
En önemlisi gazetecilik kuralları umurunda olmayacak.
Ama reklam pastasından pay isterken, “Ben de medyayım” diyecek. Burada ciddi bir adaletsizlik yok mu? Elbette vardır.
Ancak çok önemli bir çizgiyi de doğru çekmeliyiz.
Küçük olmak, değersiz olmak değildir.
İki ya da üç gazeteciyle çok nitelikli dijital gazetecilik yapılabilir.
Mesele çalışan sayısı değildir.
Mesele gazeteciliğe yatırım yapmak, özgün haber üretmek ve gazeteciliğin sorumluluğunu taşımaktır.
Avustralya’nın yaklaşımının dikkate değer taraflarından biri de budur. Düzenleme küçük, bölgesel ve yeterince temsil edilmeyen topluluklara hizmet veren yayın kuruluşlarının desteklenmesini özellikle gözetiyor.
***
Kuzey Kıbrıs’ta medya konusunda artık bu tartışmayı yapmalıyız.
Kim gazetecidir?
Kim medya kuruluşudur?
Kim haber üretmektedir?
Kim yalnızca başkasının ürettiğini kopyalayıp dijital dünyada dolaşıma sokmaktadır?
Devlet desteği verilecekse ya da özel sektörün vereceği reklamlara içinde kriterleri olmalıdır.
Dijital platformlardan bir gün ödeme alınacaksa onun da kriterleri olmalıdır.
Çalışan sayısı tek başına kriter olmamalı.
Ama kayıtlı istihdam, özgün haber üretimi, editoryal yapı, sosyal güvenlik yükümlülükleri, meslek ilkelerine bağlılık mutlaka hesaba katılmalıdır.
Yoksa ne olur?
Gazeteciliğe gerçek anlamda yatırım yapan cezalandırılır. Yatırım yapmadan gazetecilik görüntüsü veren ödüllendirilir.
Google, Facebook, Instagram ve öteki dijital mecralar hayatımızın gerçeğidir. KKTC’de bizleri ne kadar ciddiye alırlar bir yana, onlarla kavga ederek bir yere varamayız.
Ama onlar bizim coğrafyamızdan boyutu ne olursa olsun gelir elde ederken, gerçek medyanın küçülmesini de seyredemeyiz.
Mesele yatırım yapan ama ciddi kazanç elde etmeyen birkaç medya patronunun para kazanması değildir.
Mesele gazetecinin maaşını alabilmesi, muhabirin sokağa çıkabilmesi, haber merkezlerinin yaşayabilmesidir.
En önemlisi de toplumun doğru, denetlenmiş ve sorumluluğu üstlenilmiş habere ulaşabilmesidir.
Avustralya’nın yaptığı bize en azından şu soruyu sordurmalıdır:
Dijital dünya büyürken gerçek gazeteciliği kim yaşatacak?
Yanıtı bulamazsak bir gün dijital platformlarımız çok olacak… Ama gazeteciliğimiz olmayacak.




