Derviş DoğanYazarlar

Refah Sandığımız Şey, Aslında Ne Kadar Refah?

Nüfus artıyor…

Araç sayısı artıyor…

Trafik her geçen gün biraz daha yoğunlaşıyor.

Ama bütün bunların arasında gözden kaçırdığımız çok daha önemli bir gerçek var:

Biz büyüyor muyuz, yoksa sadece kalabalıklaşıyor muyuz?

Bugün yolda araç kullanırken önüme kontrolsüzce atılan, ülkenin trafik düzenine ve sürüş kültürüne oldukça yabancı olduğu belli olan sürücülerle karşılaşıyorum.

Öyle arada bir değil…

Artık her gün.

Trafikteki bu görüntü, aslında çok daha büyük bir meselenin yalnızca küçük bir yansıması.

Çünkü nüfusumuz artıyor ama bu nüfusun hangi planlama içerisinde arttığını hâlâ doğru dürüst bilmiyoruz.

Bu ülkede bugün kaç kişi yaşıyor?

Kaçı sürekli burada?

Kaçı öğrenci?

Kaçı çalışan?

Kaçı geçici?

Kaç kişinin hangi bölgelerde yoğunlaştığını, bu nüfus hareketliliğinin yollarımıza, hastanelerimize, okullarımıza, konut piyasamıza, altyapımıza ve çevremize ne kadar yük bindirdiğini gerçekten biliyor muyuz?

İşte asıl soru artık budur.

Nüfus meselesi sadece “Bu ülkede kaç kişiyiz?” sorusundan ibaret değildir.

Asıl mesele, bu nüfusla nasıl bir hayat kurduğumuzdur.


Yolları asfaltla büyütemeyiz

Trafik sıkışıyor.

Çözüm?

Yeni yol…

Araç sayısı artıyor.

Çözüm?

Daha geniş yollar…

Binalar yetmiyor.

Çözüm?

Daha yüksek apartmanlar…

Hastaneler yetmiyor.

Çözüm?

Yeni binalar…

Okullar yetmiyor.

Çözüm?

Yeni derslikler…

Peki ya sonra?

Bir süre sonra yine aynı noktaya geleceğiz.

Çünkü şehirleri yalnızca beton, asfalt ve bina sayısıyla büyütmek mümkün değildir.

Şehir dediğimiz şey bir yaşam biçimidir.

Bir çocuğun okuluna güvenle yürüyebilmesidir.

Bir insanın kaldırımlarda yürüyebilmesidir.

Bir ailenin parkta huzur içinde oturabilmesidir.

Trafikte insanların birbirine saygı göstermesidir.

Temiz hava soluyabilmektir.

Güvenli sokaklarda yaşayabilmektir.

İnsanın kendisini yalnızca evinin içinde değil, yaşadığı toplumun tamamında güvende hissedebilmesidir.


Büyük evler, lüks arabalar… Peki ya yaşam kalitesi?

Bugün büyük evlerimiz olabilir.

Lüks arabalarımız olabilir.

Gösterişli restoranlarımız, yüksek binalarımız, alışveriş merkezlerimiz olabilir.

Ama çocuklarımızın güvenle oynayabileceği alanlar yoksa…

Yürüyecek düzgün kaldırımlarımız yoksa…

Araba kullanırken her an bir kazayla karşılaşma endişesi taşıyorsak…

Çevremiz giderek kirleniyorsa…

Trafikte birbirimize tahammülümüz kalmadıysa…

Toplum duygumuz zayıflıyorsa…

O zaman kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Gerçekten refah içinde mi yaşıyoruz?

Refah yalnızca cebimizdeki para değildir.

Refah, sahip olduğumuz otomobilin markası değildir.

Refah, yaşadığımız evin metrekaresi değildir.

Refah; güvenli, düzenli, temiz, erişilebilir ve insan onuruna yakışır bir yaşamdır.


Plansız büyümenin bedelini hepimiz ödüyoruz

Nüfus artışına karşı değiliz.

İnsanların bu ülkede yaşamasına, çalışmasına, eğitim almasına veya hayat kurmasına da karşı değiliz.

Ama plansız büyümeye itiraz etmek zorundayız.

Çünkü plansız nüfus artışı yalnızca trafiği artırmaz.

Konut fiyatlarını etkiler.

Kiraları yükseltir.

Altyapıyı zorlar.

Su kaynakları üzerindeki baskıyı artırır.

Atık miktarını çoğaltır.

Sağlık sistemini zorlar.

Eğitim sisteminin kapasitesini sınar.

Elektrik ve ulaşım ihtiyacını büyütür.

Çevre üzerindeki baskıyı artırır.

Ve sonunda bütün bunların faturası yine toplumun tamamına çıkar.

Bu nedenle artık günü kurtaran politikalar yerine nüfus, şehirleşme, ulaşım, eğitim, sağlık, çevre ve altyapıyı birlikte ele alan uzun vadeli bir planlama yapmak zorundayız.


Mesele kaç kişi olduğumuz değil, nasıl yaşadığımızdır

Belki de artık tartışmayı doğru yerden başlatmalıyız.

“Kaç kişiyiz?” sorusu önemlidir.

Ama bundan daha önemli olan soru şudur:

“Bu kadar insanla nasıl bir ülke olmak istiyoruz?”

Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca nüfusunun artması değildir.

Gerçek zenginlik, artan nüfusun karşılığında artan yaşam kalitesi yaratabilmektir.

Daha fazla insan…

Daha fazla araç…

Daha fazla bina…

Daha fazla tüketim…

Eğer bunların karşılığında daha fazla stres, daha fazla trafik, daha fazla beton, daha fazla çevre kirliliği ve daha az güvenlik getiriyorsa buna kalkınma diyemeyiz.

Buna sadece kalabalıklaşmak deriz.

Ve artık kendimize dürüst olmanın zamanı geldi.

Çünkü büyük evlerimiz, lüks arabalarımız ve gösterişli hayatlarımız olabilir.

Ama yürüyebileceğimiz güvenli kaldırımlarımız yoksa…

Çocuklarımızı gönül rahatlığıyla sokağa çıkaramıyorsak…

Trafikte birbirimize saygı göstermiyorsak…

Temiz bir çevrede yaşayamıyorsak…

Toplum olma duygumuzu kaybediyorsak…

Bütün bunların adı refah değildir.

O yüzden belki de bugünden sonra ülkenin büyüklüğünü gökdelenlerin yüksekliğiyle, yolların genişliğiyle veya trafikteki araç sayısıyla ölçmekten vazgeçmeliyiz.

Çünkü gerçek mesele şudur:

Bir ülkede kaç kişinin yaşadığı değil, o ülkede yaşayan insanların nasıl yaşadığıdır.

Ve eğer insanımıza güvenli bir yol, temiz bir çevre, düzenli bir şehir, kaliteli sağlık ve eğitim hizmeti, huzurlu sokaklar ve gelecek umudu veremiyorsak…

O zaman hep birlikte şu gerçekle yüzleşmek zorundayız:

Bu ülkede belki hepimiz daha zengin görünüyoruz…
Ama hiçbirimiz gerçek anlamda refah içinde değiliz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu