İşte O Ziya Bey Meclis Başkanıdır…

Bir mahkeme salonunda bazı isimler yalnızca isim olarak geçmez.
Bazen bir telefon kaydı, bazen bir tarih, bazen bir vatandaşlık dosyası, bazen de “Onu Ziya Bey’e sorarsınız” cümlesi, kamuoyunun önüne cevaplanması gereken kocaman bir soru işareti bırakır.
Bugün tam da böyle bir tablo ile karşı karşıyayız.
Kamuoyunda “sahte diploma davası” olarak bilinen Fatoş Ünal dosyasında mahkemeye yansıyan bilgiler, Ziya Öztürkler’in adını yeniden gündemin merkezine taşıdı.
Üstelik söz konusu kişi sıradan bir vatandaş değil.
Bugün KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı olan Ziya Öztürkler’den söz ediyoruz.
Mahkemede savcılık tarafından aktarılan telefon kayıtlarında, dönemin İçişleri Bakanı Ziya Öztürkler ile muhaceret memuru arasında görüşmeler bulunduğu belirtildi. Vatandaşlık işleminin neden özellikle Ziya Öztürkler döneminde tamamlandığı sorulduğunda ise tanığın verdiği cevap son derece dikkat çekiciydi:
“Onu Ziya Bey’e sorarsınız.”
İşte mesele tam da burada başlıyor.
Çünkü vatandaşlık bir devlet işlemidir.
Bir kişinin vatandaşlık dosyasının hangi makamda, hangi tarihte, hangi gerekçeyle ve hangi prosedürle sonuçlandırıldığı devletin kurumsal hafızasında bulunması gereken bir konudur.
Dolayısıyla vatandaşlık işleminin zamanlaması ile ilgili mahkeme salonunda Ziya Öztürkler’in adının geçmesi, elbette tek başına bir suçluluk kanıtı değildir.
Ama kamuoyunun sorması gereken soruların varlığını da ortadan kaldırmaz.
Tam tersine…
Soruları daha da önemli hale getirir.
Çünkü aynı dosyada daha önce mahkemeye yansıyan tanık anlatımlarında da Öztürkler’in Fatoş Ünal’ın üniversitedeki bazı işlemlerinin hızlandırılması yönünde baskı veya talimat verdiğinin iddia edildiğini gördük. Bu iddiaların doğruluğuna ilişkin nihai değerlendirmeyi elbette mahkeme yapacaktır.
Yine telefon kayıtlarıyla ilgili mahkemeye aktarılan bilgilerde, belirli tarihlerde Öztürkler ile üniversite yöneticisi Serdal Gündüz arasındaki görüşmelerin, Ünal’ın görüşmeleriyle aynı zaman diliminde gerçekleştiği ifade edildi.
Bütün bunların hukuki anlamını mahkeme belirleyecek.
Fakat siyasi ve toplumsal anlamını da toplum sorgulayacaktır.
Çünkü burada çok daha temel bir mesele var:
Devlet makamları kişisel ilişkilerle mi, yoksa kurallarla mı çalışıyor?
Bir vatandaşlık işlemi, bir üniversite kaydı, bir diploma işlemi veya herhangi bir kamu prosedürü söz konusu olduğunda vatandaşın bilmek istediği tek şey şudur:
“Benim dosyam hangi kurala göre değerlendirildi?”
Eğer bir başkasının dosyası farklı bir hızla ilerliyorsa, vatandaşın aklına doğal olarak şu soru gelir:
“Neden?”
İşte devlet yönetiminde güven tam burada başlar veya biter.
Bugün Ziya Öztürkler Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı makamında oturuyor.
Meclis Başkanlığı sıradan bir siyasi makam değildir.
O makam, yasama organının başıdır.
Dolayısıyla hakkında mahkemeye yansıyan iddialar bulunan bir Meclis Başkanı’nın kamuoyunun karşısına çıkıp soruları açık biçimde yanıtlaması, yalnızca kendisi açısından değil, kurumun itibarı açısından da önemlidir.
Kimse mahkemenin yerine geçmesini istemiyor.
Kimse “suçludur” demiyor.
Ama toplumun sorduğu sorulara da “mahkeme devam ediyor” diyerek sonsuza kadar cevap vermemek mümkün değil.
Çünkü hukuk başka bir şeydir, siyasi sorumluluk başka.
Hukuken suçlu olup olmadığına mahkeme karar verir.
Ama bir kamu görevlisinin, özellikle de Meclis Başkanı’nın adının bir soruşturma ve dava dosyasında tekrar tekrar geçmesi halinde, kamuoyuna karşı açıklama yapıp yapmaması ayrı bir meseledir.
Ve burada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Ziya Bey kimdir?
Mahkemede adı geçen sıradan bir vatandaş mı?
Hayır.
Dönemin İçişleri Bakanı.
Bugünün Cumhuriyet Meclisi Başkanı.
İşte bu nedenle “Onu Ziya Bey’e sorarsınız” cümlesi, yalnızca bir tanığın cevabı olarak kalmamalıdır.
Bu cümlenin muhatabı gerçekten de Ziya Bey’dir.
Öyleyse soralım:
Vatandaşlık dosyası neden sizin döneminizde sonuçlandı?
Bu dosyada hangi yetkiyi kullandınız?
Hangi işlemlerden haberiniz vardı?
Fatoş Ünal ile ilgili üniversite işlemlerinde gerçekten devreye girdiniz mi?
Telefon görüşmelerinin konusu neydi?
Mahkemeye yansıyan tanık anlatımlarındaki iddialara cevabınız nedir?
Ve en önemlisi:
Bütün bunların bugün Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı makamında oturan Ziya Öztürkler ile herhangi bir ilgisi var mıdır, yok mudur?
Cevap verilmesi gereken sorular bunlardır.
Çünkü mesele artık sadece Fatoş Ünal’ın davası değildir.
Mesele, devletin nasıl yönetildiği, kamu makamlarının nasıl kullanıldığı ve vatandaşın devlete olan güveninin nasıl korunacağıdır.
Bir ülkede vatandaşlık dosyalarının, diploma dosyalarının, kamu atamalarının ve devlet işlemlerinin kişilere göre değiştiğine dair bir algı oluşursa, bundan en büyük zararı devlet görür.
Bugün ihtiyaç duyulan şey savunma refleksi değil, açıklıktır.
Siyasetçinin ihtiyacı olan şey dokunulmazlık duvarlarının arkasına saklanmak değil, kamuoyunun karşısına çıkıp sorulara cevap vermektir.
Çünkü bazen bir makamı korumanın yolu sessiz kalmak değil, hesap verebilir olmaktır.
Ve bugün herkesin sorması gereken soru belki de en basit haliyle şudur:
“İşte o Ziya Bey kimdir ve bu dosyada kendisinin rolü nedir?”
Bu sorunun cevabını gazeteler değil, sosyal medya değil, siyasi partiler değil…
Belgeler, tanıklar ve mahkeme verecektir.
Ama Ziya Bey’in de kamuoyuna söyleyecek bir sözü olmalıdır.


