Bu Dünyadan Bir “Bayan Kuçuradi” Geçti

Üniversite eğitimi planlı bir kariyer hedefiyle değil, tamamen tesadüflerle gelişen birisiyim.
Bunu da itiraf etmem lazım.
Şöyle ki, 1990 yılında lise eğitimini tamamladıktan sonra “nasıl olsa bir şekilde bitiririm” mantığıyla Açıköğretim Fakültesi’ne kayıt yaptırmıştım.
Ama bunun olası olmadığını anlamam için iki yıl geçmesi yetti.
İki yılın ardından o dönem bir çok arkadaşımın bulunduğu Ankara’da üniversite okumak hevesine kapıldım.
Dönemin sistemi gereği girdiğim yabancı dil sınavını o yıllarda İngilizce eğitimine verilen önemin bana kattığı avantajla başarıyla geçtim ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Çağdaş Yunan Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kayıt hakkı kazandım.
Benim için Ankara’da olmanın yolunu açan bir adımdı ama sonradan hayatıma çok büyük değerler katan bir süreç oldu.
Tam yedi yıl sürdü ama hiç pişman değilim. Yine olsa yine benzer şekilde olur.
İşte o yedi yılda hayatıma giren değerlerin en fazla öne çıkan bir ismiydi, İoanna Kuçuradi…
Bizim ona seslenme şeklimizle, Bayan Kuçuradi.
Okuduğum bölün nedeniyle felsefe dersleri de aldım.
İşte o derslere gelen müthiş bir karakterdi.
O yıllarda 50’li yaşlarını aşmış olan, uzun beyaz ve örgülü saçları ve son derece güzel mavi gözleri ile ruhumuzun derinliklerine bakmayı başaran bir hocamızdı.
Daha önce felsefe ile yolu hiç kesişmemiş tipler olarak, Türkiye’de felsefenin öncüsü durumundaki bir hocadan ders almak avantaj mıdır yoksa delilik mi diye o yıllarda çok düşünmüştüm.
Aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi’ndeki felsefe bölümünün de kurucusu olan Bayan Kuçuradi bizlere ders anlatırken bizlerin anlayabileceği seviyede konuşmaktaydı.
Bizler bunu felsefe kitaplarını okurken anladık.
Gerçekten kolay değildi.
Özellikle de Bilge Karasu ve Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı.
Aynı zamanda yakın dostu da olan Bilge hocanın bu derin anlamlar içeren kitabını defalarca okuttu bizlere.
Ve biz her seferinde farklı şeyler anladık.
Temel nokta inanç çatışmaları ve kişinin baskı altındaki davranışları.
Ama bunu felsefe açısından anlatmak ve o anlatımı anlamak.
Çok kolay bir iş değildi.
Ama yine de sevdik, hatta çok sevdik.
Ve sonradan anladık ki, o yıllarda Bayan Kuçuradi ile aramızda kurulan köprü aslında felsefenin ta kendisiydi.
İnsanlar arasında düşünceye dayalı bilginin aktarılması felsefe olmadan imkansızdır.
Bize bunu anlattı işte Bayan Kuçuradi.
İnsanın düşünmeden var olamayacağını anladık ondan.
Düşünmek ve düşünceyi geliştirmek gerektiğini öğrendik kendisinden.
Ama en önemlisi de geliştirdiğimiz düşünceyi insanlara anlatmamız gerektiğini öğretti bizlere.
Felsefenin sadece okumaktan ve dinlemekten ibaret olmadığını,
Öğrenmek gerektiğini, öğrendiklerimizle de düşünce yaratmamız gerektiğini anlattı.
“okuyun, dinleyin ve öğrenin… sonra da düşünmeye başlayın hemen, zaman kaybetmeden. Çünkü zaman düşüncenin rakibidir. Düşünce zamanın önüne geçmelidir. O nedenle de düşünce durmamalıdır. Düşünce durduğu zaman hayat da durur. Düşünmek, düşünceyi büyütmek ve insanlarla paylaşmak esastır…”
Bir Bayan Kuçuradi geçti hayatımızdan…
O artık yok…
O güzel gözlerini bu hayata yumdu.
Ama o hep bizimle olacak.
O nedenle de O’na “hoşçakal” demeyeceğim…
Düşündükçe ve düşüncelerimi insanlara anlattıkça onu hep hatırlayacağım…
Düşünce devam ettiği müddetçe o da hep hayatımda olacak…

