Seçmen ile siyasetin ikilemi: “İyilik” yapmak mı “Adaletli Yönetim” mi?

Parti sempatizanlığı gözetmeksizin oluşan genel kanı, bıkkınlığın ve çaresizliğin artmış olduğu yönünde.
Kuzeydeki gidişat böyle gider mi diye sorulsa, partili partisiz hemen herkes ‘’hayır’’ der.
Bu iktidar dönemindeki devletin ayyuka çıkan her biri numunelik iş yapış şeklinin tümden değiştirilmesi lazım mı diye sor.
Çok daha gür bir sesle ‘’evet, hem de hemen’’ denir.
Bir ekleme daha yapayım.
Ünal Üstel UBP’nin başında olmasa UBP’nin oyu artar mı diye sor, “hem de nasıl artar başa baş seçim olur, kazanırız” diyen UBP’li gırla. UBP üyesi olarak aday sıralamasında oy kullanıp CTP’ye mühür vuracak olanlar var! Daha önce CTP’ye mühür vurmamış bir kesimi CTP’ye mühür vurma noktasında mobilize etti Üstel. Hiçbir UBP’li Genel Başkana nasip olmayacak derecede bir başarı bu! Görünen o ki, bu muhalefet için Ünal Üstel daha “napsın” diye sormak şaka değil.
Genelde UBP’ye teveccüh edenler ile karmacı yüzer oylardaki bu ruh hali seçim günü sandığa nasıl yansır ya da yansır mı kestirmek zor olduğunu söyleyen de var.
CTP yönetimi de aman bize dokunmayın pazar sabahı parkta yürüyüş yapar gibi yürüyüp iktidar olalım havasındalar. Bir an önce seçim tarihi hata yapılmasına mahal vermeden gelsin hassasiyetindeler.
“Yolsuzlukların üzerine gidilecek” dendi.
Tüm muhalefet partileri bunu zaten söylüyor.
Örneğin kamuya çekidüzen verme konusunda kolay olan “iyilik” yapmak yerine zor olan “adaletli yönetim” söylemi ile sendikalarla oturup kamu maliyesinde ve yönetiminde reform yapacağız diyemezler mi? Bundan daha etkili bir seçim vaadi olur mu? Tüm kesimlere eşit mesafede olacaklarını göstermeleri açısından da etkili olmaz mı?
Kaynak konusunda olduğu gibi buna da cevap hazır.
“İktidara gelince bakarız.”
Bu lakırdı bir özgüven göstergesi mi yoksa hazırlıksız bir göreve geliyor olmanın işareti mi? Bilemiyorum.
Bu seçimde ortada olan ve bu seçimden tek başına iktidarın çıkıp çıkmayacağında belirleyici olacak olan kesimin kafası daha net değil. CTP’nin de bir süre sonra UBP gibi devlet eliyle etrafına “iyilik” dağıtma yarışına gireceği endişesi var. 20 sene önce olduğu gibi CTP, UBP’nin kötü bir kopyası olur mu düşüncesi hala daha canlı. Unutulmadı. Tabiri caizse biri sağdan diğeri de soldan devlet eliyle “iyilik” dağıtma ritüeli dönüşümlü olarak devam eder mi tereddüt ve tedirginliği var.
Bu tedirginliğin ve tereddütün ilacı da “yolsuzlukların üzerine gideceğiz” demekle yeterli olmaz. Daha inandırıcı olması için yolsuzlukla ilgili hassasiyeti kamu maliyesi ve yönetiminde göze alınıp yapılacak reformlardan başlayarak ifade etmek lazım. Yolsuzlukla mücadele cephesini kamu maliyesi ve yönetiminden başlayarak oluşturmak lazım. Yolsuzlukların üzerine gitmek bir yerde geçmişle hesaplaşmak anlamını taşır. Bedelinin ağır olacağı ve yapanın yanına kalmayacağının farkındalığının hem siyasiler hem de toplum için pekişmesi için kesinlikle yapılması lazım. Diğer taraftan kamu maliyesi ve yönetiminde reform tamamen gelecek ile ilgili.
Siyaseten zor kararları almaya da hazır olunduğunun iradesini göstermek yolsuzlukların sonuna kadar üzerine gidileceğinin teminatı olur.
Tek başına iktidar olma yolu, tanımadıkları, yüzlerini ve isimlerini bilmedikleri seçmenin desteği ile olabileceği görüşündeyim. Tüm kesimlere eşit mesafede durmaya hazır olduklarını göstermeleri için de kamuda reform açılımı bir fırsattır. Bu fırsatı söyledikleri ile göstermeleri ve seçim sonucunda fark yaratacak kesime ulaşmaları için zaman var.
Ulaşmak için ellerimizi sıkıp, yanaklarımızdan öpmek gerekmiyor! Sessiz durup yalan söylememekle yetinmeyip doğruları nasıl yapacaklarını anlatmaları yeterli olur.


