Avrupa’nın En Büyük ve En Karlı Havayolunun Hikayesi

Tony 1936 yılında İrlanda’nın Limerick bölgesinde doğdu. Bir tren makinisti olan babasının erken ölümü nedeniyle üniversiteye gidemedi. O zamanlar bir devlet şirketi olan Aer Lingus’ta dispeçer olarak işe girdi. Zamanla istasyon müdürlüğüne terfi etti ve 1968’de Aer Lingus’un en önemli yurtdışı uçuş noktası olan New York’taki JFK havalimanına istasyon müdürü olarak atandı. 1972’de İrlanda’ya geri döndü ve Aer Lingus ve Guinnes Peat Group ile birlikte İrlanda’nın Shannon havalimanında Guinnes Peat Aviation (GPA) isimli bir uçak leasing’i şirketi kurdu. GPA 1980’lerde dünyanın konusunda en büyük şirketi haline geldi. Şirkette %10 hissesi vardı ve bu hisseye sahip olabilmek için 5000 dolar borçlanmıştı. 2000 yılında uçak kiralama işinden çıktığında ise artık 50 milyon eurosu olacaktı. Girişimcilik konusunda olağanüstü derecede başarılı olduğundan 1984’te bir de havayolu şirketi kurdu. Kurucu üç ortaktan birinin soyadı da kendisininki gibi Ryan’dı. Kurulan şirkete de Ryanair ismi verildi.

Tony Ryan
Foto: The Irish Independent
Christy Ryan da 1936’da İrlanda’da, GPA’nin kurucu ortaklarından Tony Ryan ile aynı kasabada doğmuştu. Birbirlerinden habersiz olarak ikisi de Aer Lingus’ta işe girmişlerdi. Christy, Shannon havalimanında trafik asistanlığı yaptıktan sonra Aer Lingus tarafından GPA’de görevlendirilince Tony ile tanışmış ve onunla birlikte çalışmaya başlamıştı. Ryanair’in üçüncü kurucu ortağıysa Tony Ryan’ın yakın çevresinden iş insanı Liam Lonergan’dı ve bir seyahat acentası sahibiydi. 8 Temmuz 1985’te Ryanair ilk seferini yaptığında ise şirketin başında murahhas üye olarak Christy Ryan vardı.
1988’e gelindiğinde bir başka İrlandalı, Michael O’Leary, Ryanair’e finans tepe yöneticisi (CFO) olarak katıldı. Daha önce KPMG’de Tony Ryan’ın kişisel vergi danışmanlığını yapmıştı. İrlanda’nın üst düzey
üniversitelerinden Trinity College’de işletme ve ekonomi okumuş olan O’Leary bu pozisyondaki yüksek performansı nedeniyle yönetim kurulu tarafından 1994’te şirketin tepe yöneticisi (CEO) konumuna getirildi.
Ryanair iş yapış felsefesini 1970’li yıllarda Texas’ta kurulmuş olan dünyanın ilk düşük maliyetli havayolu olan Southwest Airlines’tan almış ve Avrupa’ya uyarlamıştır. O’Leary’nin göreve başladığı yıllarda Avrupa’da hava ulaşımında kademe kademe gerçekleşen deregülasyon kendisi tarafından bir fırsat olarak değerlendirilmiş ve Ryanair hızlı bir büyüme sürecine girmiştir.

Michael O’Leary
Foto: The Independent-Ireland
O’Leary şirketin asıl amacını yolculara uçak koltuğu satmak olarak tanımlamıştır. Ekstradan verilen her hizmet için ek para ödenmesi şirketin temel prensiplerinin başında gelmektedir. Ryanair yolcularını adeta kendi başlarına uçağa yüklenen kargo paketleri gibi değerlendirmiş, kendilerine de o şekilde muamele etmiştir. ‘You’ll love to hate me’, yani ‘benden nefret etmeyi seveceksiniz’ sloganı da Michael O’Leary’e ait olup, Ryanair’in sempatik olmak istemeyen acımasız bir hizmet sağlayıcısı olduğunu, ama yolcuların düşük fiyatları nedeniyle yine de kendisini tercih edeceklerini vurgulamak için özellikle söylenmiştir. Acımasız iş yapış tarzına ek olarak ağızı da son derece bozuk olan O’Leary’nin bu nedenle başı sık sık belaya girmiştir. Bunlardan en popüleri, bir kadın personele ettiği hakaret sonrası kendisine ömür boyu istediği kadar uçabileceği bir pas bilet vermesiyle çözülen olaydır.
Şirketin yönetim felsefesi uçuş emniyeti dışındaki tüm konularda maliyet düşürmek üzerinedir. Dar koltuk aralıkları, yatmayan koltuklar, para karşılığı yiyecek-içecek, kabin içi ve kabin altı bagaja para talep etmek (Bu yaklaşımı çoğumuz bir Türk taşıyıcısı sayesinde artık çok iyi öğrendik…) Avrupa’da ilk kez Ryanair tarafından uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca pahalı havalimanlarından elden geldiğince uzak durmak, sağladığı iş boyutunun getirdiği avantajı kullanarak yer hizmeti ve yakıt sağlayıcılarından
en düşük fiyatları almak da iş modelinin bir parçasıdır. Kurulduğundan beri tek tip uçak modeli, Boeing 737 ile operasyon yapan Ryanair, ısmarladığı yüksek sayıda uçak nedeniyle Boeing’ten son derece düşük fiyatlar alabilmektedir. Havacılık piyasasının bozulduğu ve Boeing’in mali krizlere girdiği dönemlerde yaptığı büyük alımlar son derece uygun fiyattan olmuş, ama Boeing’in de nakit akışına önemli bir katkıda bulunmuştur. Yani Boeing’in Ryanair’le iş ilişkisinde de ‘you’ll love to hate me’ durumu geçerlidir. Daha sonra piyasa toparlandığında Ryanair aldığı bu uçakları daha teslim almadan veya bir süre kullandıktan sonra gerçek piyasa fiyatından satarak da para kazanmaktadır. Tek tip uçak kullanımı da, bakım maliyetleri ve pilot eğitimlerini düşürmektedir.
Ayrıca sektörde ortaya çıkan fırsat pencerelerinden yararlanmasını da çok iyi bilmektedir. İskandinavya’da SAS’in zor durumda olduğu dönemde, İsveç ve Danimarka piyasasına girerek kontrolü ele almıştır. Aynı şekilde Alitalia’nın iflas sürecinde de İtalya’ya yerleşmiştir. Halen İtalyan iç hatlarında %40 pazar payına sahiptir. ‘Rakibiniz yaralanmış ve kanama geçiriyorsa siz de bıçağı sokun’ deyimi şirketin yerleşmiş yönetim felsefesinin bir parçasıdır. Korona salgını esnasında rakipleri personel işten çıkarırken, Ryanair’in pilotlarını ve kritik işleri yapan çalışanlarının çok büyük bir bölümünü kadroda tutması salgın sona erdikten sonra, hızla operasyonu yeniden başlamak ve genişlemek açısından kendisine büyük bir avantaj sağlamıştır. Tabii tüm bunlar güçlü bir bilanço ve nakit birikimi sayesinde gerçekleşmiştir.
Michael O’Leary’nin havayolu taşımacılığı konusunda geçmişte gündem yaratan bazı önerileri de olmuştu. Bunlardan biri uçakta ayakta yolcu taşıma önerisiydi. 737’lerin arkasında yolcuların dikleştirilmiş ütü masası benzeri panellere emniyet kemeriyle bağlandıkları bir bölüm olmasını, bu şekilde uçanların daha ucuz seyahat etme olanağını elde edeceğini söylemişti. İkinci bir önerisi ise tuvalet kullanımından para alınmasıydı. Bu öneride tuvalet kapıları ancak ödeme yapılması halinde açılacaktı. Bu sayede yolcular uçağa binmeden havalimanlarında tuvalete gitmeye teşvik edilecekti. Dolayısıyla yolcular hafiflemiş olarak uçağa bineceklerinden yakıt maliyetleri düşecek, temizlik hizmeti gereksinimi de azalacaktı. İlk önerisi sivil havacılık kurumları tarafından kabul görmedi, ikincisinden ise kendisi vazgeçti. Sanırım uçakta tuvaleti gelen ve para vermek istemeyen yolcuların kabini kirletmesinden çekindi.
Sabiha Gökçen’in (SAW) bir türlü pazarlanamadığı, o nedenle de etkin kullanılamadığı 2000’li yılların başlarında Ryanair bu havalimanına uçma girişiminde bulunmuş ve SAW’ın zor durumundan sonuna kadar yararlanmak istemişti. Örneğin getireceği her yolcu için 20 euro reklam katkı payı istediğini arkadaşım olan o zamanki SAW genel müdür yardımcısı rahmetli Racih Tokaç’tan duymuştum. Sonuçta SAW’ın her uçuştan zarar yazacağı anlaşılmış ve Ryanair’in ağır talepleri reddedilmişti.
Michael O’Leary’nin kendisinin ‘aeroseksüel’, yani havayolu aşkıyla yanıp tutuşan biri olmadığını, aslında uçakları da pek sevmediğini söylediğini biliyoruz. Anladığımız kadarıyla, o maliyet düşürme üzerinde takıntısı olan çok başarılı bir muhasebeci ve pazarlamacı. Bu özelliklerini de Ryanair yönetiminde başarıyla uyguluyor. Halen Ryanair’in banka hesabında 1 milyar euro civarında nakit bulunmakta. Mayıs 2026’da da borçsuz hale gelmesi hedeflenmiş.

Ryanair bugün Avrupa’nın en büyük uçak filosuna sahiptir. 640 uçağı ile düşük maliyetli havayolu kategorisinde, kendisinin en büyük rakipleri olan easyJet’ten iki katı, Wizz Air’den ise üç katı daha fazla uçağı vardır. Hisseleri son iki yılda %130 değer kazanan şirket hız kesmeden büyümeye devam etmektedir. Havacılıkta kar marjı dünyada ortalama %3-4 seviyelerindeyken, Ryanair’de bu oran %15 civarındadır. Bu bağlamda dünyanın en başarılı havayolu şirketi olarak tanımlanabilir. Mart 2026’da sona erecek 2025 mali yılını 208 milyon yolcu taşımış olarak bitirmeyi hedeflemektedir. 2027’den itibaren teslim alacağı çok daha ekonomik 300 adet Boeing 737 Max’ın değişik ve daha büyük modelleriyle filosunu daha da genişletmesi ve ekonomik hale getirmesi planlanmıştır. 2034 için ise 300 milyon yolcunun taşınması hedeflenmektedir.
30 yılı aşkın bir süredir Ryanair’in başında olan O’Leary başarılı performansı ve kıdemi sonucu yönetim kurulu tarafından hisse ve bonuslarla taltif edilmiş olduğundan, 2025’te yaptığı bir miktar satışa rağmen şirkette halen %4’ün üzerinde bir hisseye sahip.
Serveti 1.1 milyar euro civarında olan Michael O’Leary’nin Ryanair’de halen 44 milyon hissesi bulunmakta. Ayrıca 2035’e kadar görevinin başında kalmayı düşündüğünü söyleyen O’Leary’nin şirketin hisse alım opsiyon programı kapsamında zaman içerisinde 10 milyon hisse daha alma olasılığı var.
Soyadı Ryan olan, şirketin ilk yıllarında ortağı ve/veya yöneticisi olan iki kişiye ne olduğunu da anlatarak yazıma son vereyim. Projenin fikir babası ve kurulan şirketin ilk yıllarda büyük ortağı olan Tony Ryan 2007 yılında refah içerisinde hayata gözlerini yummuş. Ondan birkaç ay önce de Christy Ryan ölmüş. Christy Ryan geçmişte bir hisse opsiyonu kullanmış olduğundan, kendisine şirketten ayrılırken önemli bir ödeme yapılmamış ve bu nedenle haksızlığa uğradığını düşünerek 1997’de 30 milyon pound’luk bir ödeme talep etmiş, ancak daha sonra, hukuksal mücadeleden bir sonuç alamayacağını düşünmüş olacak ki, bu talebini geri çekmiş. Yaşamını havacılık sektöründe
danışmanlık yaparak sürdürmüş. Yokluk içinde ölmese de, gösterdiği çabaların karşılığını alamayan tek kişi o olmuş. Şirketin kurucusu olan üç kişiden diğer ikisi milyarder olurken kendisi üst orta gelir grubundan çıkamamış.


