Kıbrıs’ta Niyetler Yol Ayrımında…

Eskiden çözüm isteyenler ve çözüme karşı olanlar diye ikiye ayrılmaktaydık.
Çözüm isteyenler 1960 anlaşmaları temelinde ve ona benzeyen bir şekilde geçmişe dönmek isterken, buna karşı olanlar mevcut bölünmüş yapımın devamını savunmaktaydı.
Bir taraf diğerine “Rumcu”, diğeri de ötekine “statükocu” diye de isim takmıştı.
Sonra derken ikibinli yıllara girdik ve Kıbrıs konusunda oldukça dinamik bir süreci de karşımızda bulduk.
Bunun nedenleri arasında Türkiye’de yeni bir hükümetin işbaşına gelmiş olmasını ve Avrupa Birliği’nin Kıbrıs konusuna dahil oluşunu sayabiliriz.
Çok hareketli ve alışılmışın dışında bir yaşanan süreç sonrasında Ada’nın Güneyi AB üyesi olarak farklı bir yöne yelken açtı.
Kuzey’de ise dışa dönük bir değişim olmadı. Ama içte oldukça belirgin değişiklik yaşandı.
Sağ siyaset yıllardan gelen söylemini değiştirdi ve neredeyse ideolojik bir devrim yaparak “çözümsüzlük çözümdür”den, “çözüm ama” şekline evrildi.
Çözüm ama diyerek ardına da kendi çözüm modelini yerleştiren sağ siyaset hala yoluna bu şekilde devam etmekte.
Ama sol siyaset bunu yapmadı veya yapamadı.
Onlar referandumda yaşanan hüsrana rağmen federal çözüm çerçevesinde ve masaya bunun için koşulsuz oturma sloganıyla devam ettiler.
Ancak artık onlar da bunu değiştirmeyi ve yerine yeni bir şeyler koymayı tercih eden bir noktadalar.
Masaya koşuşuz olarak değil, çözüm olacaksa hedefiyle oturmak son derece doğru bir yaklaşım.
Bunun yanında yaşanan sorunlar için çözümü beklemek yerine, çözüm oluncaya kadar çözülebilecek sorunları halledelim yaklaşımı da son derece isabetli olmuştur.
Elbette çözüm modeli hala federasyondur.
Bu normaldir.
Ama bu hedefe giden yolun revize edilmesi ve zamana yönelik düzeltmeler de gözden kaçmaması gereken devrim niteliğindeki gelişmelerdir.
Günün sonunda, başlığımıza dönelim ve Kıbrıs’ta artık herkesin kendi niyeti çerçevesinde somut politikalar ürettiği bir süreçteyiz.
Ama bunun sadece Ada’nın kuzeyinde olması yeterli değildir.
Güney’de aynı yola bir an evvel girilmesi ve somut adımlar atılması şarttır.
Bunu onlara anlatmak görevi de yine Ada’nın kuzeyindeki bizlere düşmektedir.
