Anılarda yolculuk… Yumuşamanın ayak sesleri…

Sözü hiç dolandırmayayım. 6 Şubat 2002’de KIBRIS gazetesinde yayımlanan, “Yumuşamanın ayak sesleri” başlıklı yazımı anılarda yolculuk diyerek sizlerle paylaşıyorum…
***
“ Ledra Palace’ın kuzey ve güneyindeki sınır kapılarındaki uygulamalar, o dönemin siyasi nabzının göstergelerinden biridir.
Yılların deneyimi ile bunu çok rahat okuyoruz artık.
British Council tarafından düzenlenen “Modern Medya ve Avrupa Birliği” konulu seminer için önce bizim kontrol noktasını geride bıraktım.
Dün (5 Şubat 2002) sabahki randevularım öteki arkadaşlarla birlikte geçişimi engellendiği için onlardan sonra tek başıma ara bölgeyi yürüyorum.
Havada bile yumuşamanın izleri var.
Bir dönem bırakın karşılayanın olması Rum kontrol noktasında davet ya da izin yazısının olmaması, geçişi engelleme ya da geciktirmeye yeterdi. O noktadaki rahatsız edici uygulamaları bu köşede çok konu ettik.
Dün sabah Rum kontrol noktasına yürürken görüp yaşadıklarımı en az yorumla sizlere aktarmayı aklıma takmıştım.
Güney Kıbrıs’a merhaba demek için barikat duvarlarını geçmek gerekir. Gide gele orada görev yapan yüzlerle tanışık olduk. Barikatta görevli Rum polislerin, daha ben “Good morning” demeden çok sıcak yaklaşımlarıyla karşılaştım.
Şimdiye kadar geçişlerde gördüğüm en sıcak yaklaşımlar.
Geçiş nedenimi söyledim. Yanlarında bir liste vardı. Kontrol edip ismimi bulurlarken, ismim olmasa da geçebileceğimin mesajını kolayca algılayabildim.
Barikat duvarlarında sınır eylemlerinde ölen Rumlarla ilgili resimler duruyor. Ancak yıpranmış olarak. Daha parlak, daha yenileriyle değiştirmeye özen gösterilmemesi olumlu bir yaklaşım.
Ben sormadan onlar soruyor.
“Anlaşma olacak mı?”
Olacağına inandığımı, başka şansımızın kalmadığını söyleyip onların görüşlerini soruyorum.
Orada bulunan beş görevlinin söylediklerini topladığımızda şöyle bir metin ortaya çıkıyor:
“Anlaşma için bizler de umutluyuz. Ancak anlaşma çok da kolay değil. Sokaktaki insanlara kalsa anlaşma kolay. Sorun masada oturanların anlaşması. Bu son şansımızdır.”
Barikattaki muhaceret görevlisi Bambos, köylüm yani K. Kaymaklılı.
Bambos irikıyım, bıyıklı bir Kıbrıslı Rum. Yüzündeki sertliğe karşılık konuşmaya başladı mı oldukça sevecen biri. Her geçişte mutlaka bir süre sohbet ederiz.
Bambos, “Kabul edelim buraya gelene kadar her iki taraf ciddi hatalar yaptı. Şimdi artık ileri bakalım” dedi.
Kısa sohbeti bitirip Forum Hotel’e ulaşım için bir taksi çağırmalarını rica ediyorum. Cebimde Kıbrıs parası yok. Strelin ya da euro olarak ödeme yapıp yapamayacağımı soruyorum. Bambos, elini sırtıma vurup Rumca sözcükler ve vücut diliyle “Ayıp ettin” deyip bana on Kıbrıs Lirası uzatıp, İngilizce olarak, daha sonra kendine geri verebileceğimi söylüyor.
Sorun on Kıbrıs Lirası değil. Orada Bambos’un davranışı bana çok sıcak geldi. Bütün Rumlar aynı durumda benzer davranış içinde olur muydu?
Öyle bir iddiam yok. Hangi yönde olursa olsun genellemeye karşıyım, ama Bambos’un dün barikattaki tavrını da güzel bir örnek olarak yazmaktan çekinmem.
* * *
Taksici Thedoro, ben arabaya girince radyonun sesini azıcık kıstı. Bu arada Bambos, ona köylü olduğumuzu espri ile anımsattı. Theodoro, 1974’te Aydemet bölgesindeki evini kaybetmiş. Dahası esir olarak Adana’ya gidip gelmiş. Anlatıyor.
“Aydemet’te 12 ev Türk tarafında kaldı, biri de benim. Esirken elim ve bir dişim kırıldı. Buna rağmen Türklerden nefret etmiyor, kin duymuyorum. Ancak anlaşma için istekli olmama rağmen çok umutlu olmak için erken buluyorum. Çünkü iki tarafta koltukta oturanlara güvenim yok. O koltukların baştakilere neden bu kadar tatlı geldiğini anlayamıyorum.
Günün sözü: Doğruyu görmeyenin, yanlışı görme hakkı yoktur” (6 Şubat 2002- KIBRIS)



