Hasan HastürerYazarlar

BBC yine Tüp Bebek Merkezi haberi yaptı…

Yüzlerce yıl geriye gitmeye gerek yok. Son yüz yılda insanlığın katettiği mesafeye bakmak yeterlidir. Bilimin, özellikle de tıbbın bizi daha nerelere taşıyacağını kestirmek gerçekten zor.
Daha dün çaresiz kabul edilen hastalıklar bugün tedavi ediliyor. İnsan ömrü uzuyor. Genetik bilimi yeni kapılar açıyor. Üreme sağlığında ise bir kuşak önce hayal bile edilemeyen yöntemler artık hayatın parçası.
Ancak, eğitim ve sağlık için kullanılan “sektör” tanımlamasını bir türlü içime sindiremiyorum.
Sektör dediğiniz zaman akla ekonomi geliyor. Ekonominin olduğu yerde para, paranın olduğu yerde de kâr-zarar hesabı var.
Sağlıkta ise insan var.
İlaç sektörü dünyanın parasal hacmi en büyük sektörlerinden biridir. Kronik hastalıklar da doğal olarak bu devasa pazarın sürekliliğini sağlıyor. Bu nedenle zaman zaman, bazı hastalıklarda kalıcı çözümlerin bulunmasına rağmen ekonomik çıkarların tedavinin yaygınlaşmasının önüne geçebileceği kuşkuları dile getiriliyor.

  ***
Üreme sağlığı ise çok daha hassas.
İnsanın en doğal arzularından biri neslini devam ettirmektir.
Eskiden çocuk sahibi olamayan çiftler için seçenekler çok sınırlıydı. Çoğu zaman “kader” denilip geçilirdi. Çocuk özlemi ağır basarsa evlat edinme gündeme gelirdi.
Tıp ilerledi.
Bugün tüp bebek uygulamaları sayesinde çocuk sahibi olamayan pek çok çift anne-baba olabiliyor.
Tüp bebek uygulaması, doğal yollarla çocuk sahibi olamayan çiftlere tıbbın sunduğu önemli bir üreme yöntemidir. Kadından alınan yumurta ile erkeğin spermi laboratuvar ortamında döllendirilir, oluşan embriyo anne rahmine yerleştirilir. Gerektiğinde bağışçı yumurta veya sperminden de yararlanılabilir. Amaç, sağlıklı bir gebelik ve sağlıklı bir bebeğin dünyaya gelmesini sağlamaktır.

   ***
Kuzey Kıbrıs’ta, özellikle Lefkoşa’da tüp bebek merkezlerinin yaygınlığı dikkat çekiyor. Bu merkezler, kurallar eksiksiz uygulandığı, bilimsel ve etik sınırlar korunduğu sürece insanlara umut veren sağlık kuruluşlarıdır.
Ancak işin içine sperm ve yumurta bağışı girdiği zaman güven çok daha önemli hale geliyor.
Bir aileye, kullanılacak sperm ya da yumurtanın bağışçısıyla ilgili bilgi veriliyorsa, o bilginin doğru olması tartışmasız bir zorunluluktur.
Sağlık geçmişi, genetik özellikleri ya da diğer bilgiler…
Ne söyleniyorsa doğru olmalıdır.
Çünkü burada satın alınan sıradan bir ürün yoktur.
Bir insanın dünyaya gelişi söz konusudur.
Dünyada sperm ve yumurta bankaları var. Tüp bebek merkezlerinin bu kuruluşlarla güvenilir ilişkiler kurması, kayıt sistemlerinin izlenebilir olması ve bağışçı bilgilerinin doğruluğunun denetlenmesi o merkezin itibarıdır.
Önceki gün  BBC’nin internet sayfasında Kuzey Kıbrıs’taki tüp bebek merkezleriyle bağlantılı iddiaları konu alan, “Kuzey Kıbrıs’taki tüp bebek (IVF) çalışanları, İngiliz anne-babaları sperm ve yumurta donörleri konusunda yanıltmakla suçlanıyor” başlıklı bir haber vardı.
Haberde şu ifadelere yer veriliyor: “En az 30 çocuğun—çoğu İngiliz—Kuzey Kıbrıs’ta gerçekleştirilen tüp bebek (IVF) tedavilerinde yanlış sperm veya yumurta donörlerinin kullanılması sonucu dünyaya gelmiş olabileceğinden endişe ediliyor.
Her vakada ebeveynler, seçtikleri donörlerin kendilerine sağlanmadığından şüpheleniyor.
Bu sayı, BBC’nin yürüttüğü soruşturmada ortaya çıkan yeni bulgulardan biri. BBC, bu yılın başlarında yaptığı araştırmada ilk yedi vakayı ortaya çıkarmıştı.
Ebeveynlerin tamamı, anonim donörleri; sağlık geçmişleri, fiziksel görünümleri, kişilikleri, eğitimleri ve hobileri gibi kendilerine verilen bilgilere dayanarak büyük bir dikkatle seçtiklerini söylüyor.
Ancak ebeveynler, doğurganlık tedavileri sırasında talep ettikleri sperm ve yumurta donörlerinin kullanılmamış olabileceğinden kaygı duyuyor.
30 çocuğun yarısı, tek bir klinikte gerçekleştirilen işlemler sonucunda dünyaya geldi.
Kısa süre önce klinikte kendisine yanlış sperm donörünün kullanıldığını öğrenen annelerden Rachel, yaşananları şöyle değerlendirdi:
“Bu kesinlikle büyük bir skandal”.
***
İngiltere’nin Kuzey Kıbrıs’taki tüp bebek merkezleri açısından önemli pazarlardan biri olduğu biliniyor. Daha uygun fiyatlar, hizmet çeşitliliği ve güven iddiası insanları buraya yönlendirebiliyor.
Ancak güven yıllarca oluşturulur, bir haberle sarsılabilir. İşte tam da bu nedenle görev Sağlık Bakanlığı’na düşüyor. Bakanlık yalnızca tartışma çıktığında açıklama yapan makam olmamalıdır. Denetlemelidir. Kuralları belirlemelidir. Kayıt sistemlerini sorgulamalıdır.
Bağışçıdan alınan sperm veya yumurtanın kaynağından uygulamaya kadar izlenebilirliğini güvence altına almalıdır.
Kuzey Kıbrıs’ın tanınmamışlığı zaten uluslararası alanda ciddi bir dezavantajdır. Bu nedenle en küçük yanlış bütün ülkenin üzerine yapıştırılabilir.
Buna fırsat vermemek bizim elimizdedir.
Belli ki tüp bebek alanında ciddi bir parasal hacim var.
Para kazanılabilir.
Sağlık hizmetinden de para kazanılabilir.
Ama para kimsenin gözünü karartmamalıdır.
Hele konu insan sağlığı, insan nesli ve dünyaya gelecek bir çocuğun geleceğiyse…
Asla.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu