Bir Üniversitenin Hatası Tüm Yükseköğretime Zarar Verdi

KSTÜ merkezli sahte diploma soruşturmasının üzerinden uzun bir süre geçti. Kamuoyunda çok sayıda tutuklama, mahkeme süreci ve iddia gündeme geldi. Ancak bugün dönüp baktığımızda akıllarda kalan en önemli soru şudur:
Bu süreçte asıl bedeli kim ödedi?
İlk bakışta cevap açıktır; yargılanan kişiler. Ancak biraz daha derine indiğimizde olayın çok daha geniş bir alana yayıldığını görüyoruz. Çünkü bu soruşturma yalnızca belirli kişiler hakkında yürütülen bir ceza davası olmaktan çıkmış, Kuzey Kıbrıs’taki tüm yükseköğretim sisteminin itibarını etkileyen bir mesele haline gelmiştir.
Bugün Türkiye’de veya başka ülkelerde eğitim almak isteyen bir öğrenciye KKTC üniversitelerinden söz edildiğinde, ne yazık ki birçok kişinin aklına önce sahte diploma iddiaları gelmektedir. Oysa Kuzey Kıbrıs’ta yıllardır bilimsel üretim yapan, uluslararası akreditasyonlara sahip, binlerce yabancı öğrenciye eğitim veren çok sayıda üniversite bulunmaktadır.
İşte tam da bu noktada şu soru önem kazanmaktadır:
Bir kurumda yaşanan iddiaların gölgesi neden bütün üniversitelere düşmektedir?
Bunun temel sebebi, kamuoyunun gözünde yeterli kurumsal hesaplaşmanın gerçekleşmediği yönündeki algıdır. İnsanlar, bireylerin yargılanmasını görmekle birlikte, sistemsel sorumluluğun ne ölçüde ortaya çıkarıldığını sorgulamaktadır. Eğer bir üniversitede ciddi usulsüzlük iddiaları ortaya çıkıyorsa, toplum doğal olarak yalnızca kişilerin değil, denetim mekanizmalarının ve kurumsal yapının da sorgulanmasını bekler.
Bu beklenti karşılanmadığında ise ortaya çıkan güvensizlik yalnızca ilgili kurumu değil, aynı sektörde faaliyet gösteren tüm kurumları etkilemektedir.
Oysa KKTC ekonomisinin önemli bir ayağı yükseköğretim sektörüdür. Üniversiteler sadece eğitim veren kurumlar değildir. Aynı zamanda ülkeye döviz kazandıran, istihdam yaratan, kültürel çeşitliliği artıran ve uluslararası görünürlük sağlayan yapılardır. Bu nedenle yükseköğretim sistemine yönelik her güven kaybı, aslında ülke ekonomisine ve itibarına yönelik bir kayıp anlamına gelir.
Bugün yapılması gereken, yaşananları görmezden gelmek değil; tam tersine, daha güçlü denetim mekanizmaları kurmak, şeffaflığı artırmak ve akademik standartları tartışmasız hale getirmektir. Çünkü güven, açıklamalarla değil uygulamalarla yeniden tesis edilir.
Kuzey Kıbrıs’taki üniversitelerin büyük çoğunluğu, yıllardır emek veren akademisyenlerin, öğrencilerin ve yöneticilerin çabalarıyla ayakta durmaktadır. Bu kurumların itibarının, bir soruşturmanın gölgesinde kalmasına izin verilmemelidir.
Unutulmamalıdır ki eğitimde itibar, inşa edilmesi yıllar süren; kaybedilmesi ise bir gün alan bir değerdir. Ve bazen bir kurumun hatası, bütün bir sistemin omuzlarına yük olabilir.
Asıl mesele de budur: Bir üniversiteye yönelik iddiaların bedelini neden tüm KKTC yükseköğretimi ödemek zorunda kalsın?
