BAŞÇERİ – HOLGUIN GÖRÜŞMESİNE İTİRAZ, GERÇEĞE İTİRAZDIR…

Güney Kıbrıs’ta, Türk tarafı söz konusu olduğunda, yıllardır değişmeyen kalıplar vardır. İsimler değişir. Partiler değişir. Ancak Kıbrıslı Türklerin dünyayla doğrudan ilişki kurmasına duyulan rahatsızlık değişmez.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucu ortağı olan Kıbrıslı Türkleri, Aralık 1963’ten sonra devlet yönetiminin dışında bırakan anlayışın devamını, bugün dış temaslarımızın önüne çıkarılan engellerde görüyoruz.
Sportif bir karşılaşmadan, sanat etkinliğine, üniversitelerimizin ilişkisinden Cumhurbaşkanının görüşmesine kadar uzanan bir siyasi kuşatma…
Sonra da güven yaratmaktan söz ediliyor.
Nasıl yaratılacak o güven?
Birbirimizin dünyaya açılan pencerelerini kapatarak mı?
***
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi María Ángela Holguín, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Ali Murat Başçeri’yi ziyaret etti. Rum liderliği rahatsızlığını açıkladı. Görüşmenin BM kararlarıyla bağdaşmadığı ileri sürüldü.
Holguín ise bir anlamda tepkileri yumuşatmak için Ankara’dan gönderilen bir mesajı almak için görüştüğünü söyledi.
Burada duralım.
Türkiye, Kıbrıs sorununun en önemli taraflarından biri değil mi?
Çözüm için Ankara’nın iradesine ihtiyaç bulunduğunu söyleyenler, Ankara’nın temsilcisiyle görüşülmesine hangi siyasi akılla karşı çıkıyor?
Başçeri, Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil ediyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın başında bulunduğu diplomasi teşkilatının, Kıbrıs sorununun en iyi bilen büyükelçisidir. Temsil ettiği devletin Cumhurbaşkanı da Recep Tayyip Erdoğan’dır.
***
Hristodulidis’e güven mektubu sunmadığı gerekçesiyle Başçeri’nin temsil ettiği gerçeği ortadan kaldıramazsınız.
Diplomatik itirazınız olabilir.
Ancak itiraz, gerçeği silmez.
Asıl çelişki başka yerde.
Bir taraftan Türkiye’yi “işgalci” diye tanımlayacaksınız. Diğer taraftan Türkiye ile yakınlaşmanın fırsatlarını arayacaksınız. Erdoğan’la temas kurmayı diplomatik başarı sayarken, Kıbrıslı Türklerin uluslararası temaslarını engellemeye çalışacaksınız.
Bunun tutarlı tarafı nerede?
Türkiye’ye söyleyemediğinizi Kıbrıslı Türklere söylemek, Türkiye’ye uygulayamadığınızı Kıbrıslı Türklere uygulamak kolay geliyor olabilir.
Ama kolay olması, haklı olduğu anlamına gelmez.
Bu yaklaşım hastalıklı bir psikolojidir. Adı da STOCKHOLM SENDROMUDUR..
Siyasi tutarsızlık olarak da isimlendirilebilir.
Futboldan bir örnek…
APOEL, 1986’da Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda Beşiktaş’la eşleştiğinde, “İşgalci ülkenin takımıyla oynamayız” diyerek karşılaşmaya çıkmadı. Beşiktaş hükmen tur atladı.
Bugün ise takvimde, 28 Ocak 2027’de Güney Lefkoşa’da oynanacak Omonia–Beşiktaş karşılaşması var.
Beşiktaş hangi ülkenin takımı?
Türkiye’nin.
Türk takımıyla sahada karşılaşmayı kabul ederken Türkiye’nin büyükelçisiyle yapılan diplomatik görüşmeyi kabul edilemez saymanın ölçüsü nedir?
Sporcuların karşılaşmasını da diplomatların konuşmasını da doğal bulurum.
Sorguladığım, temasın kime yaradığına göre değişen ilkedir.
Rum liderliğinin KKTC’nin tanınması konusundaki korkusunu anlamak, her itirazını mantıklı bulma anlamına gelmez.
Bir görüşme yapıldı diye bütün diplomatik dengelerin değişeceğini söylemek de halkı gerçekçi biçimde bilgilendirmek değildir.
Çözüm arayan bir temsilci, tarafların birbirine çizdiği yasaklı alanlara teslim olursa görevini nasıl yapacak? Her kapıda izin bekleyen diplomasiden sonuç çıkmaz. Tarafların hoşlanmayacağı temaslar da bu işin doğasında vardır. Bunu kabullenmek siyasi olgunluk gerektirir elbette.
***
Yazıya noktayı koymadan bir soru:
Holguín, Başçeri’yle görüşmesinin tepki yaratabileceğini bilmiyor muydu?
Yüzde yüz, biliyordu.
Buna rağmen görüştü.
Çünkü görevinin gerektirdiği teması yaptı.
Bizim mahallede bu ziyaretle ilgili yapılan yorumlara birazcık kulak misafiri oldum.
Gülümsedim.
Diplomaside bir kapının çalınmasına karşı çıkmak değil, o kapının neden çalındığını öğrenmeye çalışmak doğru olandır.



