30 Yılda Yapılmayanları Yaptık..

Ünal Bey’in en sık tekrar ettiği cümlelerinden biridir bu! “30 yılda yapılmayanları yaptık.” Bu iddia,belli ki güçlü bir başarı anlatısı kurmayı hedefliyor. Ancak bu anlatının toplumda aynı ölçüde karşılık bulup bulmadığı ciddi bir tartışma konusu.
Çünkü sahadaki algı, her zaman kürsüden anlatılanla örtüşmüyor. Ekonomik zorluklar, hayat pahalılığı, adalet ve liyakat tartışmaları, geniş kesimlerin gündeminde daha belirleyici bir yer tutuyor. Bu noktada vatandaşın sorduğu soru oldukça basit: “Gerçekten ne yapıldı ve bu yapılanlar benim hayatıma nasıl yansıdı?”
Bir hükümetin başarısı yalnızca yaptığı projelerle değil, bu projelerin toplumun geneline ne ölçüde dokunduğuyla ölçülür ki ortada proje falan da yok. Altyapı yatırımları, büyük ölçekli projeler elbette önemlidir; ancak bunların yanında refahın adil dağılımı, kurumlara duyulan güven ve hukukun üstünlüğü gibi unsurlar da en az onlar kadar belirleyicidir.
Bugün gelinen noktada, iktidarın kendi başarı hikâyesini anlatma biçimi ile toplumun çoğunluk kesiminin hissettiği gerçeklik arasında belirgin bir mesafe olduğu görülüyor. Bu mesafe, sadece ekonomik verilerle değil, aynı zamanda güven duygusundaki aşınmayla da ilgili.
Öte yandan, eleştirilerin giderek daha sert bir dil kazanması da dikkat çekici. “Tarihin en şaibeli hükümeti” gibi ifadeler, yalnızca bir siyasi tepkiyi değil, aynı zamanda derin bir güvensizlik hissini yansıtıyor. Bu tür değerlendirmelerin artması, sağlıklı bir demokratik tartışma zemininin ne kadar gerekli olduğunu da ortaya koyuyor.
Sonuç olarak mesele, kimin haklı olduğu tartışmasından ziyade, toplumun neden bu kadar farklı gerçeklik algılarına sahip olduğu sorusudur. Eğer bir kesim yapılanları görmediğini söylüyorsa, burada ya anlatımda ya da uygulamada ciddi bir kopukluk var demektir. Siyasetin asli görevi ise tam da bu kopukluğu gidermek, güveni yeniden tesis etmektir.
