Gerekçeler Hep Olacak

Kıbrıs’ta yıllardır değişmeyen bir alışkanlığımız var: Bir konuda ilerleme ihtimali doğduğu anda, mutlaka yeni bir gerekçe bulup o ilerlemenin önüne geçmek!
Yanlış anlamadıysak, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’taki geçiş kapılarının artırılması yönünde bir önerisi var. Haspolat, Kiracıköy ve Eğlence kapılarının açılması gündeme geliyor.
Normal şartlarda ne olması beklenir?
“Evet, bu olumlu bir adımdır. İnsanların geçişlerini kolaylaştıracak, ekonomik ve sosyal ilişkileri geliştirecek her girişimi değerlendirelim” denmesi…
Ama bizde işler böyle yürümüyor.
Bu kez de “Luricina neden yok?” deniliyor.
Elbette Luricina’nın da açılması önemli olabilir. Elbette Kıbrıs Türk halkının ihtiyaçları ve beklentileri dikkate alınmalıdır. Elbette kapıların açılması karşılıklı, dengeli ve adil bir anlayış içerisinde ele alınmalıdır.
Ancak meseleye biraz daha geniş pencereden bakmak gerekmiyor mu?
Bir kapının açılması için üç kapının açılmasını şart koşarsak, üç kapı için beş kapı istersek, sonunda bütün kapıların anahtarını masanın üzerine koyup birbirimize bakarak “Sen önce aç!” demeye devam ederiz.
Ve yıllar geçer…
İnsanlar bekler.
Esnaf bekler.
Öğrenci bekler.
Çalışan bekler.
İki toplum arasındaki temasın artmasını isteyen insanlar bekler.
Biz ise masalarda, toplantılarda ve açıklamalarda birbirimizin hamlesini bekleriz.
Asıl trajikomik olan da şudur:
Kıbrıs Türk tarafı ile Kıbrıs Rum tarafının üzerinde anlaşabildiği belki de en önemli konu, anlaşamamak!
Bir kapı önerilir, başka bir kapı gündeme getirilir.
Bir taraf bir öneri sunar, diğer taraf karşı öneriyle gelir.
Bir adım atılacak gibi olur, “ama” ile başlayan cümleler devreye girer.
Sonra herkes kendi kamuoyuna dönüp “Biz üzerimize düşeni yaptık, onlar engelledi” der.
Ve böylece herkes kazanmış görünürken, aslında herkes kaybeder.
Oysa sınır kapıları yalnızca beton, asfalt ve bariyerlerden ibaret değildir.
Her açılan kapı, insanların birbirine ulaşmasıdır.
Her kolaylaştırılan geçiş, ticaretin biraz daha hareketlenmesidir.
Her temas, yıllardır birbirinden uzaklaştırılan toplumların birbirini yeniden tanımasıdır.
Kıbrıs sorununu çözmeyebilir belki bir kapının açılması…
Ama çözümsüzlüğün duvarına küçük bir pencere açabilir.
Bugün ihtiyacımız olan da biraz budur.
Elbette haklarımızdan vazgeçmeden, elbette güvenliğimizi ve siyasi hassasiyetlerimizi koruyarak, elbette karşılıklılık ilkesini gözeterek…
Ama sürekli yeni şartlar üreterek değil.
Çünkü bu ada artık “önce sen” siyasetinden yoruldu.
Eğer gerçekten insanların hayatını kolaylaştırmak, iki toplum arasındaki güveni artırmak ve Kıbrıs’ta yeni bir siyasi iklim oluşturmak istiyorsak, bazen küçük bir adımı atabilmek gerekir.
Her kapının açılması, siyasi çözüm değildir.
Ama her kapının kapalı tutulması da çözüm değildir.
Belki de artık birbirimize değil, önümüzdeki kapılara bakmanın zamanı gelmiştir.
Çünkü yıllardır değişmeyen bir gerçek var:
Kıbrıs’ta iki tarafın üzerinde anlaştığı tek şey var; o da anlaşmamak!
Ve galiba artık bu “anlaşmazlıkta anlaşma” halini bozmanın zamanı çoktan geldi.
