Derviş DoğanYazarlar

Hayat Pahalılığı Kimin İçin?

Her altı ayda bir aynı cümleyi duyuyoruz: “Hayat pahalılığı tüm baremlere eşit oranda yansıtıldı.”

Bu açıklama yapılırken sanki büyük bir adalet sağlanmış gibi bir algı oluşturuluyor. Oysa rakamların arkasına bakıldığında, ortada eşitlik değil; giderek büyüyen bir gelir adaletsizliği olduğu görülüyor.

Çünkü hayat pahalılığı herkesi aynı şekilde vurmaz.

Asgari ücretle ya da düşük maaşla geçinmeye çalışan bir ailenin bütçesinin neredeyse tamamı gıda, kira, elektrik, su, akaryakıt ve çocuklarının eğitimine gider. Yani hayat pahalılığının en sert hissedildiği alanlar, tam da dar gelirlinin harcama kalemleridir.

Yüksek gelir grubunda ise tablo farklıdır. Temel ihtiyaçların maaş içindeki payı çok daha düşüktür. Buna rağmen aynı yüzde uygulandığında, parasal olarak en büyük artışı yine onlar alır.

Peki bunun adı gerçekten adalet midir?

Dört kişilik iki aile düşünelim. Biri 45 bin lira, diğeri 120 bin lira maaş alıyor. İki aile de aynı marketten alışveriş yapıyor, aynı akaryakıt zammını ödüyor, aynı elektrik tarifesiyle karşılaşıyor. Ancak hayat pahalılığı farkı hesaplanırken sanki yüksek maaş alanın ekmeği daha pahalıymış, sütü daha zamlıymış gibi üç kat fazla artış alması normal kabul ediliyor.

Oysa enflasyon maaşı değil, hayatı pahalılaştırır.

Bugünkü sistemin en büyük sorunu tam da budur. Amaç alım gücünü korumak iken, uygulama gelir farkını büyüten bir mekanizmaya dönüşmektedir. Her hayat pahalılığı döneminde üst gelir grubunun maaşı binlerce lira daha fazla artarken, alt gelir grubunun maaşı enflasyon karşısında biraz daha erimektedir.

Sonra da “orta sınıf neden yok oluyor?”, “gençler neden ülkeden gidiyor?”, “insanlar neden ay sonunu getiremiyor?” diye soruyoruz.

Cevap aslında çok açık.

Çünkü gelir dağılımını düzeltmesi gereken mekanizmalar, tam tersine gelir uçurumunu büyütüyor.

Elbette kimsenin maaşı düşürülsün denilmiyor. Yüksek maaş alan da hayat pahalılığından etkilenir ve korunmalıdır. Ancak sosyal devlet, herkese aynı şeyi vermekle değil, ihtiyacı olana daha güçlü destek olmakla anlam kazanır.

Bugün birçok ülkede düşük gelirliyi önceleyen modeller uygulanıyor. Belirli bir tutarın herkese eşit verilmesi, kalan kısmın oranlı hesaplanması veya düşük gelir gruplarına ilave destek sağlanması gibi yöntemler, hem alım gücünü koruyor hem de gelir adaletini güçlendiriyor.

Biz ise yıllardır aynı yöntemi sorgulamadan sürdürüyoruz.

Belki de artık şu soruyu cesaretle sormanın zamanı gelmiştir:

Hayat pahalılığı ödeneğinin amacı gerçekten çalışanların alım gücünü korumak mı, yoksa mevcut maaş farklarını her altı ayda biraz daha büyütmek mi?

Eğer cevap birincisiyse, mevcut sistemin yeniden ele alınması kaçınılmazdır.

Çünkü sosyal adalet, herkese aynı yüzdeleri dağıtmakla sağlanmaz. Sosyal adalet; en çok zorlananı, en fazla ezileni ve en ağır yükü taşıyanı önceleyen bir anlayışla mümkündür.

Aksi halde “eşit zam” söylemi, yalnızca kulağa hoş gelen bir cümle olarak kalır. Gerçek hayatta ise dar gelirlinin sofrası biraz daha küçülürken, gelir uçurumu biraz daha büyümeye devam eder.

“Unutmayalım; enflasyon herkesin cebinden aynı parayı çalmaz ama yanlış hesaplanan hayat pahalılığı, adaleti herkesten çalar.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu