Hasan Hastürer

Çocukları ihmal edersek, onlar da geleceği ihmal eder…

   Kahramanmaraş’ta 14 yaşında bir çocuk babasının tabancalarıyla okula gidip biri öğretmen dokuz kişiyi öldürdü.

   Türkiye ile birlikte Kuzey Kıbrıs’ta da herkes, özellikle okula giden çocuğu olan aileler irkildi.

   Ne kadar iyimser düşünürsek düşünelim, o korkunun esintisi bize kadar gelebiliyor.

   Okullarda ciddi disiplin sorunu olduğunun somut göstergelerinden biri, bazı okulların çevre duvarlarının hapishane duvarlarından daha engelleyici olmasıdır.

   Bu tespitimde abartı olduğu söyleyen çıkarsa, Lefkoşa Şehit Hüseyin Ruso Ortaokulunun yüksek çevre duvarları ve duvarların üzerindeki aşmayı zorlaştıran demirlerini görmelerini salık veririm.

   Bağımlılık yapan maddeler liseden, ortaokula oradan ilkokullara ulaşıyor. Bunu en son Psikiyatr Prof. Dr. Mehmet Çakıcı, KIBRIS TV’deki programıma bağlandığı zaman da söyledi.

   Akran zorbalığı ve uyuşturucu ve diğer türlere bağımlılık.

***

Akran zorbalığı… Eskiden okul bahçesinde bir itiş kakış, iki sert söz, sonra zil çalar ve hayat devam ederdi. Şimdi ise zil çalıyor ama travma bitmiyor. Çünkü zorbalık artık sadece okul bahçesinde kalmıyor, dijital dünyaya taşınıyor, geceye sarkıyor, çocuğun zihninde yankılanmaya devam ediyor, hatta rüyasına giriyor. Bu nedenle okula gitmek istemeyen çok öğrenci var.

***

Bizim okullarımızda akran zorbalığı neden çoğalıyor?

Bunun birden fazla nedeni olmakla birlikte, ilk akla gelen nedenlerden biri çocukların adeta yalnız büyümesi.

   Aile içinde iletişim zayıfladı. Anne babaların çoğunun iletişim sorunu var. Onlar bir yandan kendi dertlerinde ya da  geçim derdinde, çocuklar ise, 10 santim mesafeden telefon ya da tabletin ekranının içinde.

Sevgi de temas da sorgulanmaya açık. İlgi var ama süreklilik yok. Böyle bir ortamda çocuk, kendini ifade etmeyi değil, kendini kabul ettirmeyi öğreniyor. Kardeşler arasında ya da okulda bunun en kısa yolu da güç gösterisi. Güç gösterisinin çocuk dilindeki adı ise zorbalık.

***

Bir başka gerçek, rol modellerdeki değişim.

   Eskiden öğretmen, aile büyüğü, mahalle abisi rol modeldi. Şimdi ise sosyal medya fenomenleri ya da fenomen olma hevesiyle yola çıkanlar. Orada güç, empatiyle değil, takipçi sayısıyla ölçülüyor. Alay etmek, küçük düşürmek, “trend” olabiliyor. Çocuk bunu görüyor, içselleştiriyor ve okula taşıyor.

***

17 Aralık 2025’te okurlarla buluşturduğum, “Akran zorbalığı, görmezden gelindikçe büyür, küçümsendikçe kök salar….” Başlıklı yazımı şöyle sonlandırmıştım:

“Akran zorbalığı bir çocukluk oyunu değil, geleceği zehirleyen ciddi bir tehdittir.

   Bugün okulda görmezden gelinen zorbalık, yarın toplumda normalleşmiş bir vicdansızlık olarak karşımıza çıkar. Eğer daha adil, daha merhametli bir toplum istiyorsak, işe okul bahçesinden başlamak zorundayız. Çünkü çocuklar, ne öğrettiğimizi değil, neye sessiz kaldığımızı hatırlar.

   Bakan Çavuşoğlu’na da söyledim. Okullarda akran zorbalığına karşı bilimsel temelde savaş açalım. Örneğin akran zorbalığının temizlendiği okullara, temiz plajlarda olduğu gibi mavi bayrak asalım. Okullar, mavi bayrak için çaba harcasın…

                                                                          ***

Devlet okullarında neden daha fazla?

Bu sorunun cevabı acı ama gerçek: Eşitsizlik.

   Devlet okullarında sınıflar kalabalık. Rehber öğretmen sayısı yetersiz. Öğretmen, akademik müfredatı yetiştirme telaşı içinde sosyal sorunlara zaman ayıramıyor. Bir sınıfta 35-40 öğrenci varsa, o sınıfta bir çocuğun sessiz çığlığını duymak kolay değildir.

   Özel okullarda ise tablo farklı. Sınıflar daha küçük, takip daha birebir. Bu da çocuğun davranışlarına daha erken müdahale edilmesini sağlıyor.

                                                               ***

Ama şunu açık söyleyelim… Zorbalık sadece devlet okullarının sorunu değildir. Orada daha görünürdür, hepsi bu.

Gelelim daha ürkütücü veriye…

Uzmanlar diyor ki uyuşturucuyla tanışma yaşı 11-12’ye indi.

Bu, alarm değil, siren sesidir.

   11 yaşındaki bir çocuk, henüz çocukluğunu tam yaşamadan, kaçış yolları arıyorsa burada bireysel değil, toplumsal bir sorun vardır. Çocuk neden kaçıyor? Baskıdan mı? Yalnızlıktan mı? Değersizlik hissinden mi?

   Cevapların hepsi doğru olabilir.

                                                              ***

Bu durumda KKTC’de devlet ne yapmalı?

Önce şu kabul edilmeli: Bu mesele sadece eğitim meselesi değildir. Bu bir toplum sağlığı meselesidir.

   Birincisi, okul temelli psikolojik destek sistemi güçlendirilmeli. Her okulda etkin çalışan rehberlik birimi şart. Sadece sorun çıktığında değil, sorun çıkmadan önce devreye giren bir KORUYUCU YAPI kurulmalı.

   İkincisi, aile eğitimi zorunlu hale gelmeli. Anne baba olmak biyolojik bir süreçtir ama ebeveynlik öğrenilen bir beceridir. Devlet bu eğitimi vermeli.

   Üçüncüsü, öğretmen yalnız bırakılmamalı. Öğretmen sadece ders anlatan değil, aynı zamanda sosyal dengeyi kuran kişidir. Bunun için hizmet içi eğitimler artırılmalı, sınıf mevcutları düşürülmeli.

   Dördüncüsü, okul dışı alanlar kontrol altına alınmalı. Uyuşturucuya erişim bu kadar kolaysa, burada ciddi bir denetim zaafı vardır. Ceza değil, caydırıcılık ön planda olmalı.

***

Bunlar kadar hatta daha önemlisi, çocuğa değer verildiğini hissettirmek.

   Bir çocuk kendini değerli hissederse, ne zorba olur ne de kurban.

   Unutmayalım: Sorunlu çocuk yoktur. İhmal edilmiş çocuk vardır.

   Biz çocukları ihmal edersek, onlar da geleceği ihmal eder.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu