İki “kanlıdan” birini tercih etmek, diğerine göre taraf olmaktır…

İçinde yaşadığımız coğrafyada modern hayatın, medeni hukukun, çağdaş demokrasinin yerleşmesi gecikmelidir.
Listeyi uzatabilirim. Meramımı bu kadarla anlatabildiğimi sanırım.
***
Devletin adalet dağıtamadığı, insanın kendini güvende hissetmediği yerde başka dayanışma yapıları gelişir. Aile, sülale, aşiret… İnsan, tek başına karşı koyamadığı baskıya birlikte direnmenin yolunu arar.
Orta Doğu’nun aşiret yapısını anlamaya çalışırken bu ihtiyacı görmezden gelemeyiz. Kürt aşiretleri bunun bilinen örneklerindendir. Ancak aşiret düzenini tek bir kitlesel parça ile sınırlamak da doğru değildir.
Tehdit büyüdükçe dayanışma ihtiyacı büyüyebilir. Ortak çıkarlar da aynı insanları aynı çatının altında tutabilir.
Aynı etnik kökenden gelmek, aynı siyasi hedeflere sahip olmak veya ortak bir düşmana karşı mücadele etmek, güçlü aileler arasındaki iktidar rekabetini ortadan kaldırmamaktadır.
Nitekim Barzani ve Talabani hareketleri, Kürtlerin hakları için mücadele ederken birbirleriyle de savaşmışlardır.
***
Ne var ki dayanışmanın koruyucu yüzü kadar, bireyin iradesini daraltan bir yüzü de vardır.
Bir noktadan sonra haklı olanın değil, güçlü olanın sözü geçer.
Kan davası da bu coğrafyanın ağır yüklerindendir.
Kısasa kısas… Kana kan, cana can…
Hukukun kapatması gereken hesap, kuşaktan kuşağa devredilir. Bedeli, çoğu zaman o hesabı açmayan insanlar öder.
***
Bizim toplumumuz böyle alışkanlıklardan bütünüyle arınmış mıdır?
Keşke gönül rahatlığıyla evet diyebilsem.
Bunu genetikle açıklamam. Mesele, öğrenilmiş davranışların, bastırılmış öfkelerin, unutulmamış hesapların uygun ortam bulunca, bildiğimiz kan dökmeyle olmasa da yeniden ortaya çıkmasıdır.
***
Siyasette de böyledir. Bir anlaşmazlık biter sanırsınız. El sıkışılır, fotoğraf çekilir, birlik mesajı verilir. Oysa bazı defterler kapanmamış, yalnızca çekmeceye kaldırılmıştır.
Bir adaylık, bir tercih, bir dışlama…
Çekmece yeniden açılır.
Hiç kimse beni yanlış anlamasın. Her yazımın bir hedef kitlesi vardır. Bazen bütün okurlardır. Bazen daha dar bir çevre.
Bu nedenle bazı okurlar, “Hasan Hastürer bugün birilerine mektup gönderdi” der. Doğrudur.
Kimi zarfın üzerinde adres görünmez ama görmesi gerekenler, adresi, büyük harflerle, iri puntolarla görür, okur..
Seçime giderken aday belirleme süreçlerini yalnızca isimlerin sıralanması olarak okumayın.
Dalgalanmalar oldu. Gelgitler yaşandı. Kırılan bazı kollar yenin, elbisenin kol kısmının dışına çıktı. Sonra yeniden içeri alındı, sokuldu.
Dışarıda kalanlar da var.
Her kırgınlığın nedeni aynı değildir. Kimisinin altında kaygan zeminde yapılmış siyasi hesaplar vardır. Kimisinde ise geçmişten taşınan, üzeri örtülmüş bir hesaplaşmanın izleri…
Aradaki farkı görmeyen, vereceği kararın sonucunu da doğru okuyamaz.
Çünkü siyasette bazı tercihler yalnızca bir kişiyi öne çıkarmaz. Eski bir kavganın taraflarından birini güçlendirir.
İki “kanlıdan” birini tercih etmek, diğerine göre taraf olmaktır.
Burada sözünü ettiğim, siyasi kan davasıdır. Sandığın yerine şiddeti koyan hiçbir anlayışın haklılığı olamaz.
Ancak yıllarca bir hesabın kapanmasını kabullenmiş, sineye çekmiş birini, yeniden hesaplaşmaya yöneltecek noktaya getirirseniz, sonucun yalnızca kişisel bir kırgınlıkla sınırlı kalmayacağını da bilmeniz gerekir.
Onunla birlikte susanlar da konuşur. Bekleyenler de karar verir. Parti disipliniyle bastırıldığı düşünülen itiraz, sandık başında kendine yol bulabilir.
***
Siyasi hafıza, toplantı sonunda yayımlanan birlik fotoğrafıyla silinmez. İnsanlar bazen tartışmayı bitirir ama kanaatini değiştirmez.
Suskunluğu kabul sayanlar, en büyük hesap hatasını yapar. Hele verilen sözlerle yapılan tercihler arasındaki mesafe büyümüşse, sandığa taşınan yalnızca oy olmaz, birikmiş itiraz, bastırılmış öfke de olur. Bunu görmek için biraz dikkat yeterlidir.
Bütün partiler için söylüyorum… Seçim döneminde parti yönetmek, yalnızca liste yapmak değildir. O listenin toplumda ve partinin kendi hafızasında neyi harekete geçireceğini de önceden hesaplamaktır.
Şimdi 6 Aralık akşamını, sandıkların açılıp oyların sayılmasını, daha çok merak ediyorum.
Sandık, kapandı sanılan defterlerin hâlâ açık olduğunu da gösterir.




