Yüzde 63’ün Mesaj Neydi?

Bundan yola çıkarak Tufan Erhürman’ın bu denklemde nerede duruyor sorusunu sorabiliriz
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Kıbrıs meselesine ilişkin sözleri, aslında yıllardır devam eden tartışmanın temel taşlarından birini yeniden ortaya koydu.
“Rum kesimini bir devlet olarak tanımıyoruz. Sen Kıbrıs Türkünün hakkını tanımazsan ben de senin devlet varlığını tanımam.”
Ardından gelen mesaj daha da nettir:
Türkiye açısından ideal çözüm, iki devletli çözümün hayata geçirilmesidir. Kıbrıs Türkünün egemen, eşit ve bağımsız duruşu korunmalıdır. Türk askerinin adadaki varlığı ise adadaki istikrarın temel unsurlarından biri olarak görülmektedir.
Peki bütün bunların içerisinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman nerede durmaktadır?
Asıl sorulması gereken soru budur.
Çünkü Tufan Erhürman, yüzde 63 gibi son derece güçlü bir halk desteğiyle Cumhurbaşkanlığı makamına geldi.
Fakat burada çok önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekir:
Kıbrıs Türk halkı Tufan Erhürman’a yüzde 63 oy verirken, ona “iki devletli çözüm tezinin temsilcisi ol” diye oy vermedi.
Tam tersine, Erhürman’ın seçim kampanyasında öne çıkan yaklaşım; Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliğini, uluslararası statüsünü, güvenliğini ve geleceğini koruyan; çözüm perspektifini tamamen ortadan kaldırmayan; Kıbrıs Türk tarafının masadaki etkinliğini yeniden güçlendirmeyi hedefleyen bir anlayıştı.
Dolayısıyla yüzde 63’lük oy, yalnızca bir kişiye verilmiş oy değildir.
O yüzde 63, aynı zamanda bir siyasi mesajdır.
Ve bu mesajın doğru okunması gerekir.
Peki bu mesaj iki devlet tezine karşı mıdır?
Hayır.
Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Kıbrıs Türk halkının önemli bir bölümü için mesele artık yalnızca “federasyon mu, iki devlet mi?” sorusundan ibaret değildir.
İnsanların asıl kaygısı şudur:
Kıbrıs Türk halkı kendi siyasi varlığını, güvenliğini, ekonomik geleceğini ve uluslararası alandaki saygınlığını nasıl koruyacak?
İşte Tufan Erhürman’ın yüzde 63’lük desteğini burada okumak gerekir.
Bu oy, “Rum tarafının şartlarını kabul et” oyu değildir.
Ama aynı zamanda “Türkiye ne diyorsa aynısını söyle” oyu da değildir.
Çünkü Cumhurbaşkanı, her şeyden önce Kıbrıs Türk halkının seçtiği liderdir.
Türkiye Cumhuriyeti ise Kıbrıs Türk halkının en önemli siyasi, ekonomik ve güvenlik ortağıdır.
Bu iki gerçek birbirinin alternatifi değildir.
Tam tersine, doğru yönetildiğinde birbirini tamamlayabilir.
Ankara’nın tezinin adı belli: İki devlet
Türkiye’nin resmi yaklaşımı bugün son derece açıktır.
İki devletli çözüm…
Egemen eşitlik…
Kıbrıs Türk halkının siyasi varlığının kabul edilmesi…
Türk askerinin güvenlik bakımından adadaki varlığının sürmesi…
Bunlar Ankara’nın ortaya koyduğu temel parametrelerdir.
Bunda şaşılacak bir şey yoktur.
Türkiye kendi güvenlik ve dış politika perspektifinden hareket etmektedir.
Fakat Lefkoşa’nın kuzeyinde oturan Cumhurbaşkanı’nın görevi ise farklıdır.
O, Kıbrıs Türk halkının siyasi iradesini temsil etmek zorundadır.
Dolayısıyla Tufan Erhürman’ın görevi Ankara’nın tezlerini aynen tekrar etmek olmadığı gibi, Ankara’nın tezleriyle çatışmak da değildir.
Onun asıl görevi, Kıbrıs Türk halkının iradesini Ankara’ya da, Atina’ya da, Brüksel’e de, Birleşmiş Milletler’e de anlatabilecek bir siyasi zemin oluşturmaktır.
İşte asıl sınav burada başlıyor
Tufan Erhürman’ın önündeki en büyük sınav, Türkiye ile Kıbrıs Türk halkının demokratik iradesi arasında bir tercih yapmak değildir.
Böyle bir tercih zaten yanlıştır.
Asıl mesele şudur:
Ankara’nın güvenlik ve iki devlet vizyonu ile Kıbrıs Türk halkının siyasi iradesi aynı masada nasıl buluşturulacaktır?
Çünkü Kıbrıs Türk halkının bugün ihtiyacı Ankara ile Lefkoşa arasında bir gerilim değildir.
Tam tersine, koordinasyon ve ortak akıldır.
Cumhurbaşkanı bunu yapabilirse yalnızca Kıbrıs Türk halkının değil, Türkiye’nin de elini güçlendirir.
Çünkü uluslararası siyasette güçlü bir müzakereci olmak, sadece “benim arkamda Türkiye var” demekle mümkün değildir.
Aynı zamanda “benim arkamda yüzde 63’lük bir halk desteği var” diyebilmek gerekir.
İşte Tufan Erhürman’ın en büyük siyasi sermayesi budur.
Yüzde 63 küçümsenecek bir oran değildir
Bir Cumhurbaşkanının yüzde 63 oyla seçilmesi, ona olağanüstü güçlü bir siyasi meşruiyet kazandırır.
Bu meşruiyetin anlamı şudur:
Kıbrıs Türk halkı artık eski siyasi tartışmaların içine hapsolmak istememektedir.
Halk, bir taraftan Türkiye’nin güvenlik garantisini ve desteğini önemserken, diğer taraftan kendi iradesinin de dikkate alınmasını istemektedir.
Kendi geleceği hakkında söz sahibi olmak istemektedir.
Dünyaya açılmak istemektedir.
Ekonomik izolasyonların hafiflemesini istemektedir.
Ve belki de en önemlisi, Kıbrıs Türk kimliğinin ve siyasi varlığının geleceğini güvence altına almak istemektedir.
İşte Erhürman’ın yüzde 63’ü tam da bu beklentilerin üzerinde yükselmektedir.
Türkiye’nin söylemi ile Kıbrıs Türk halkının söylemi aynı olmak zorunda değildir
Bunu kabul etmek gerekir.
Türkiye’nin dış politikası Ankara’dan belirlenir.
KKTC’nin siyasi iradesi ise Lefkoşa’da sandıktan çıkar.
Bu iki iradenin birbirine saygı duyması gerekir.
Türkiye, “Ben senin güvenliğin için buradayım” diyebilir.
Cumhurbaşkanı da “Ben de halkımın siyasi iradesini temsil ediyorum” diyebilir.
Bunlar birbirinin karşıtı değildir.
Hatta doğru kurulduğu zaman aynı mücadelenin iki farklı ayağıdır.
Türkiye’nin askeri ve diplomatik gücü…
Kıbrıs Türk halkının demokratik meşruiyeti…
Bunlar birlikte kullanıldığında çok daha güçlü bir siyasi argümana dönüşebilir.
Asıl mesele: Kıbrıs Türkü masada ne istiyor?
İşte burada Tufan Erhürman’ın önüne tarihi bir sorumluluk çıkıyor.
Eğer iki devletli çözüm bugün Ankara’nın vazgeçilmez tezi ise, Erhürman’ın buna vereceği cevap yalnızca “evet” veya “hayır” olmamalıdır.
Asıl soru şudur:
Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği, siyasi eşitliği, güvenliği, ekonomik geleceği ve uluslararası görünürlüğü nasıl güvence altına alınacaktır?
Eğer iki devletli çözüm bu sorulara cevap verebiliyorsa, bunu Kıbrıs Türk halkına anlatmak gerekir.
Eğer federasyon modeli artık gerçekçi değilse, bunun nedenlerini de halka anlatmak gerekir.
Ama hiçbir model, yalnızca Ankara’nın söylemi olduğu için veya yalnızca Brüksel’in hoşuna gittiği için kabul edilmemelidir.
Çözüm modeli Kıbrıs Türk halkının iradesinden geçmelidir.
Çünkü bu topraklarda yaşayacak olan da, bedel ödeyecek olan da, geleceğini kuracak olan da Kıbrıs Türk halkıdır.
Son söz
Hakan Fidan’ın açıklamaları Ankara’nın pozisyonunu açıkça ortaya koymuştur.
Şimdi gözler Lefkoşa’dadır.
Tufan Erhürman’ın önündeki mesele Türkiye’ye karşı durmak değildir.
Türkiye’nin tezlerini sorgusuz sualsiz tekrarlamak da değildir.
Onun önündeki asıl görev, yüzde 63’ün ne söylediğini doğru okuyarak bunu güçlü bir Kıbrıs Türk siyasetine dönüştürmektir.
Ankara’nın gücü ile Lefkoşa’nın iradesini karşı karşıya getirmek yerine yan yana koyabilmektir.
Çünkü unutmayalım:
Türkiye’nin güvenlik garantisi ne kadar önemliyse, Kıbrıs Türk halkının demokratik iradesi de o kadar önemlidir.
Biri diğerinin alternatifi değildir.
Ve belki de Kıbrıs meselesinde yıllardır eksik olan şey tam da budur:
Ankara’nın gücü ile Lefkoşa’nın iradesini aynı cümlede buluşturabilmek.
Tufan Erhürman’ın yüzde 63’lük tarihi desteği, işte tam da bunun için verilmiş bir fırsattır.
Şimdi mesele, bu yüzde 63’ün hakkını verip veremeyeceğidir.


