Hasan HastürerYazarlar

Ünal Üstel, “Ben Başbakanım” dedi…

Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır” derler.

Peki, yoğurdu farklı yiyen herkes yiğit midir? Elbette değildir.

İnsanların olaylara bakış açıları, değerlendirme yöntemleri ve kullandıkları dil farklı olabilir. Ancak her farklı yaklaşım, kendi başına farklı bir doğru anlamına gelmez. Gerçeğin tek olduğu yerde, gerçeğe dayanan doğru da tektir.

Bir toplumun parçasıysanız, toplumsal çıkarları kişisel hesapların önünde tutmanız gerekir. Bu başarılamadığı zaman kişisel takıntılarla ve bireysel çıkar beklentileriyle yapılan çıkışlar, sağlıklı düşüncenin algılanmasının önünde parazit işlevi görür.

Gemi faciasının ardından yaşananlar, ne yazık ki bu genel geçer yanlışlarla örtüşüyor.

Dün de yazdım: Acıdan nefret üretmek…

Bir yandan “barış” savunulacak, öte yandan toplumsal barışa zarar verecek her türlü saldırı yapılacak.

Olacak iş mi?

Biraz sağduyuyla düşünüldüğü zaman bu çelişkiyi görmek hiç de zor değildir.

***

Rahmetli Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la ilgili eleştirel yazılarım bir değil, birkaç kitap doldurur. Ancak gerektiği zaman elimi vicdanıma koyarak onunla ilgili olumlu düşüncelerimi dile getirmekten de çekinmedim.

Tarihî kimliği nedeniyle bugün yaşamda olmasa bile Denktaş’ı yalnızca eleştiri penceresinden değerlendirmiyorum. Doğru bulduğum davranışlarını da hakkını teslim ederek seslendiriyorum.

Çünkü gazetecilik, siyasetçiyi sürekli dövmek için elde tutulan bir değnek değildir.

***

Gemi faciasıyla ilgili medyada, özellikle sosyal medyada koparılan fırtına, dalgalı denizin kabarmasından çok daha yüksek oldu. Konuya yaklaşımımı hem yazılarımda hem de televizyon programlarımda açıkça ortaya koydum. Taşucu seferini yapmak üzere yola çıkan geminin alabora olması, geçmişten gelen kronik ihmal kültürünü kelimenin tam anlamıyla teşhir etti. Bunun üzerine gidilmeli, bütün sorular sorulmalı ve sorumlular mutlaka hesap vermelidir.

Ancak hakkın teslim edilmesi gereken yerde susmak da doğru değildir.

Hükümet ve özellikle Başbakan Ünal Üstel, ilk andan itibaren gelişmeleri takip etti. Gerekli kararların gecikmeden alınması için inisiyatif kullandı. KKTC’deki müdahale imkânlarının harekete geçirilmesini sağlarken Türkiye ile eşgüdüm içinde ihtiyaç duyulan desteğin devreye girmesine katkı koydu.

Bu önemli midir? Elbette çok önemlidir.

***

Kuzey Kıbrıs’ta iktidar-muhalefet ilişkileri bir türlü istenilen olgunluk düzeyine ulaşamadı. Oysa böylesi acılı dönemlerde muhalefet, gerektiğinde iktidarla birlikte hareket ederek yalnızca yaraların sarılmasına değil, tedavi edilmesine de katkıda bulunmalıdır.

Muhalefet, toplum yararına olduğu zaman iktidarla aynı fotoğraf karesine girmekten korkmamalıdır.

Bu noktada Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın sergilediği devlet adamı olgunluğunu ve insani yaklaşımını takdirle karşıladığımı ifade etmek isterim.

Unutulmasın… Sürekli yüksek dozda eleştiri yapan ya da hakaret ederek eleştirdiğini zanneden kişinin dili, bir süre sonra kamuoyu tarafından kanıksanır. Sonunda söylenenler yok hükmünde olur.

***

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı’nın Başbakan Ünal Üstel tarafından görevden alınmasıyla ilgili söyleyecek sözüm yok mu? Olmaz olur mu?

Ünal Üstel, “Ben Başbakanım” dedi…

Doğru yaptı… Keşke Erhan Arıklı, kendisi istifa etseydi…

Meclisin “Ünal Abisi” kritik günleri iyi yönetti.

5 Mayıs 2026’da yayımlanan, “Ünal Üstel… Siyasette bir lider sürekli hedef alınıyorsa, iki ihtimal var…” başlıklı yazımdan bir bölümünü sizlerle paylaşarak yazıma nokta koyum:

“… Siyasette bir lider sürekli hedef alınıyorsa, iki ihtimal vardır. Ya gerçekten zayıftır ve düşmek üzeredir ya da henüz düşürülememiştir ve bu yüzden saldırılar artıyordur.

Ünal Üstel ikinci kategoriye daha yakın bir görüntü veriyor.

Yaralandı mı? Evet.

Eleştirildi mi? Fazlasıyla.

Yıpratıldı mı? Tartışmasız.

Ama siyaseten “hastaneye yatırıldı mı?” Hayır.

Ayakta kaldı. Hatta bazılarına göre şimdi parti içinde eskisinden daha güçlü.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu