Hasan HastürerYazarlar

Sevgül Uludağ, vicdanın sesi olmayı başarmış, ender insanlardan biridir…

İçinde yaşadığımız coğrafyada en zor mesleklerden, en zor uğraşlardan biri gazeteciliktir.

Çünkü Kıbrıs’ta gerçekleri yazmak çoğu zaman yeterli görülmez. Yazdığınız her satırın, her cümlenin, her değerlendirmenin farklı kesimler tarafından milliyetçilik süzgecinden geçirilmesi beklenir.

Kıbrıs Türk toplumunun hassasiyetleri vardır, Kıbrıs Rum toplumunun hassasiyetleri vardır. Acılar vardır, kayıplar vardır, unutulmayan travmalar vardır.

Böyle bir ortamda objektif, vicdanlı ve gerçek anlamda barış temelli gazetecilik yapmak kolay değildir. Hatta çoğu zaman zorun da ötesindedir.

Dün yaşama gözlerini kapatan Sevgül Uludağ, Kıbrıs Adası’nın bütününde bu zorlu sınavı başarıyla veren, Kıbrıs basın tarihinde kendine özel bir yer açmayı başaran belki de tek isimdi.

***

Sevgül Uludağ, gazetecilik hayatı boyunca yalnızca haber yazmadı. Yalnızca köşe yazıları kaleme almadı. O, insanların kayıplarına ulaşabilmesi, yıllardır aranan insanların kemiklerinin bulunabilmesi, annelerin, babaların, kardeşlerin ve çocukların bir mezar taşı başında dua edebilmesi için mücadele verdi.

Kıbrıslı Türk kayıpların da, Kıbrıslı Rum kayıpların da hikâyelerine aynı vicdanla yaklaştı.

Bir gazeteciden çok daha fazlasıydı.

Kayıpların izini süren, sessiz kalmış tanıkları konuşturan, yıllarca kapanmayan yaralara merhem olmaya çalışan bir insan hakları savunucusuydu Sevgül Uludağ.

***

Kendisini zaman zaman dinleme, sohbet etme fırsatım oldu. Her buluşmamızda aynı şeyi hissederdim. Sevgül Uludağ’ın taşıdığı yük sıradan bir gazetecilik yükü değildi. Adeta bir misyon insanıydı.

Ancak hiçbir zaman kendisini ön plana çıkarmaya çalışmadı. Sahip olduğu uluslararası saygınlığı kişisel bir gösteriye dönüştürmedi. Sessizce çalıştı, yazdı, araştırdı.

Dünyanın farklı köşelerinde ödüller aldı. Takdir edildi. Ayakta alkışlandı.

Ama o yine aynı Sevgül Uludağ olarak kaldı.

***

Dün ölüm haberi yayıldığında bunun en çarpıcı yansımalarını yaşadım.

Güney Kıbrıs’tan telefonlar geldi.

Beni arayanlar, haberin doğru olup olmadığını sordular.

“Maalesef doğru” dediğim anda telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.

Ardından gözyaşları geldi.

Beni arayanların tamamı, istisnasız şekilde ağlayarak telefonu kapattı.

Bu durum aslında Sevgül Uludağ’ın hayatı boyunca kurduğu köprülerin en anlamlı göstergesiydi.

Şimdi toprağa yalnızca bedeni emanet edilecek.

Çünkü onun kalemiyle ortaya koyduğu eserler, araştırmaları, yazıları ve insanlığa bıraktığı miras yaşamaya devam edecek.

Gazetecilikte bıraktığı izler, yeni kuşaklara yol gösterecek.

Barış adına verdiği mücadele, Kıbrıs’ın ortak hafızasında yaşamayı sürdürecek.

***

Doğrusunu söylemek gerekirse Sevgül Uludağ’a ölümü hiç yakıştıramadım.

Ancak ölüm, doğanın en katı ve değişmez kuralıdır.

Bunu kabul ediyoruz.

Yine de kabul etmek başka, alışmak başkadır.

Bugün Kıbrıs’ın her iki yanında da çok sayıda insan derin bir üzüntü içindedir.

Çünkü Sevgül Uludağ yalnızca başarılı bir gazeteci değildi.

O, vicdanın sesi olmayı başarmış ender insanlardan biridir.

Işıklar içinde uyusun.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu