Derviş DoğanYazarlar

Sorumlu Birey Olmak …

Kırk dereceyi aşan sıcaklıkların yaşandığı bir ülkede yaşıyoruz.

Toprağın kuruduğu, otların sarardığı, rüzgârın en küçük kıvılcımı bile kilometrelerce taşıyabildiği günlerden geçiyoruz. Böyle bir coğrafyada yangın riski artık sıradan bir mevsimsel mesele değil, doğrudan doğruya hayati bir güvenlik sorunudur.

Ama ne yazık ki hâlâ bazı insanlarımız, otomobilinin camını açıp içtiği sigaranın izmaritini yol kenarına atabiliyor.

Bir anlık rahatlık…

Bir saniyelik umursamazlık…

Ve belki de o izmarit, birkaç dakika sonra bir alevin başlangıcı olabiliyor.

Asıl mesele burada başlıyor.

Çünkü yangın sadece ormanı yakmaz.

Ağaçları yakar, tarım alanlarını yakar, hayvanların yaşam alanlarını yok eder, evleri ve iş yerlerini tehdit eder. İnsanların yıllarca emek vererek oluşturduğu değerleri birkaç saat içerisinde kül edebilir.

Peki bütün bunların sorumlusu kim?

Elbette her yangının nedeni insan değildir. Doğal sebepler de vardır. Ancak insan kaynaklı yangınların önemli bir bölümünün dikkatsizlik, ihmal ve sorumsuz davranışlardan kaynaklandığını unutmamak gerekir.

Özellikle de böylesine sıcak ve kurak bir dönemde…

Hâlâ araç kullanırken sigara içip izmaritini dışarı atan bir insanın yaptığı şey, sadece “çevreyi kirletmek” değildir.

Bu davranış, başkasının canını, malını, doğasını ve geleceğini tehlikeye atmaktır.

Bunun adı cahillikten öte bir şeydir.

Bunun adı sorumsuzluktur.

Yangın çıkınca herkes kahraman oluyor

İşin bir başka acı tarafı da şu:

Yangın çıktığında hepimiz aynı soruyu soruyoruz:

“Bu yangın nasıl çıktı?”

Ardından itfaiye ekipleri, polis, belediye çalışanları, gönüllüler ve vatandaşlar seferber oluyor.

İnsanlar canlarını ortaya koyarak alevlerle mücadele ediyor.

Helikopterler havalanıyor, tankerler bölgeye gönderiliyor, yollar kapanıyor, insanlar tahliye ediliyor.

Ve biz televizyonların karşısında yangını izliyoruz.

Oysa bazen bütün bu büyük mücadelenin başlangıcında küçücük bir izmarit bulunabiliyor.

İşte burada toplum olarak kendimize çok ciddi bir soru sormamız gerekiyor:

Biz yangınlarla mücadele eden bir toplum mu olacağız, yoksa yangın çıkmasını önleyen bir toplum mu?

Asıl hedefimiz ikincisi olmalıdır.

Çünkü en başarılı yangın söndürme operasyonu, hiç çıkmamış yangındır.

Devletin görevi denetlemek, vatandaşın görevi duyarlı olmaktır

Elbette bütün sorumluluğu vatandaşa yüklemek de doğru değildir.

Devletin de ciddi sorumlulukları vardır.

Yangın riski yüksek dönemlerde denetimler artırılmalı, yol kenarları ve ormanlık alanlar düzenli olarak temizlenmeli, kuru otlar konusunda gerekli önlemler alınmalı, yangın ekiplerinin araç ve personel kapasitesi güçlendirilmelidir.

Ancak devlet ne kadar önlem alırsa alsın, vatandaşın sorumluluk bilinci yoksa mücadele eksik kalır.

Çünkü devlet her aracın camından atılan her izmariti denetleyemez.

Burada devreye vicdan girmek zorundadır.

Bir insan sigarasının izmaritini yere atmıyorsa bunu sadece ceza korkusundan dolayı yapmamalıdır.

Çünkü orada bir ağaç vardır.

Bir kuşun yuvası vardır.

Bir hayvanın yaşam alanı vardır.

Bir çiftçinin tarlası vardır.

Bir ailenin evi vardır.

Ve hepsinden önemlisi, gelecek nesillerin hakkı vardır.

Bir izmaritin bedeli çok ağır olabilir

Bazen toplum olarak tehlikeyi ancak başımıza geldiğinde fark ediyoruz.

Yangın çıktığında “Neden önlem alınmadı?” diye soruyoruz.

Evler yandığında “Devlet nerede?” diyoruz.

Ormanlarımız kül olduğunda “Doğamız ne olacak?” diye hayıflanıyoruz.

Ama bütün bunlardan önce yapmamız gereken çok daha basit bir şey var:

Kendi davranışımızı sorgulamak.

Aracımızın camından attığımız bir izmaritin nereye düştüğünü bilmiyoruz.

Belki sönecek.

Belki de sönmeyecek.

Belki sadece yol kenarındaki kuru otları yakacak.

Belki birkaç dönümlük alanı…

Belki yüzlerce dönümlük ormanı…

Belki de bir yerleşim yerini.

Sonuçta bir izmaritin nasıl bir felakete dönüşeceğini önceden bilemeyiz.

O halde neden riske atalım?

Bu ülke hepimizin

Kuzey Kıbrıs’ın doğası zaten ciddi baskılar altında.

Kuraklık, yüksek sıcaklıklar, plansız yapılaşma ve çevre sorunlarıyla mücadele ediyoruz.

Böyle bir ortamda yangın riskini artıracak her davranış, aslında kendi yaşam alanımıza zarar vermektir.

Bu nedenle artık “Bir şey olmaz” anlayışından vazgeçmek zorundayız.

Bir şey olabilir.

Hem de çok şey olabilir.

Bir izmarit bir kıvılcım olabilir.

Bir kıvılcım bir yangın olabilir.

Bir yangın bir felakete dönüşebilir.

Ve o felaketin bedelini sadece izmariti atan kişi değil, bütün toplum ödeyebilir.

Bu yüzden mesele sadece sigara içmek değildir.

Mesele medeniyet, eğitim, sorumluluk ve vicdan meselesidir.

Aracının camından izmarit atan kişi belki birkaç saniye sonra yoluna devam eder.

Ama onun arkasında bıraktığı küçük izmarit, hepimizin hayatını değiştirebilecek büyük bir felaketin başlangıcı olabilir.

Kırk derece sıcakta, kurumuş doğanın içinde sigara izmariti atmak özgürlük değildir.

Bu, başkasının hayatını ve ülkenin geleceğini riske atmaktır.

Ve artık bunu bir “alışkanlık” olarak değil, toplumsal bir sorumsuzluk olarak görmenin zamanı gelmiştir.

Çünkü bu ülke yalnızca bugün yaşayanların değil.

Yarın çocuklarımızın, torunlarımızın ve onların çocuklarının da ülkesidir.

Bir izmariti yere atmamak küçük bir davranış gibi görünebilir.

Ama bazen büyük felaketleri önleyen şey, tam da o küçük davranıştır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu