“Yanlışım varsa, hesabını bu dünyada veririm”

Geçen gün de yazdım. Bacağımdaki ağrı nedeniyle yarın iki hafta oluyor, sağlıklı yürüyemiyorum. Ağrısız atacağım adım sayısı sınırlı olunca, evden çıkamıyorum neredeyse.
Böyle olunca, geriye okumak, televizyon izlemek kalıyor.
Dün öğleden sonra Youtube’da ne var diye gezinirken, çarpıcı bir başlıkla buluştum: “Devletin 400 lüks dairesi kimde? EMRULLAH TURANLI BOMBAYI PATLATTI.”
Şaban Sevinç’in Emrullah Turanlı ile gerçekleştirdiği 44 dakika 28 saniyelik videoyu, baştan sona dikkatle izledim.
Hatta bazı bölümlerini net olarak anlamak için birkaç kez izledim.
Yaklaşık 20 yıl önce İstanbul Kadıköy’de, geniş bir arazi, konut alanı olan bölümüne yapılacak lüks konutların yüzde altmışı devletin olacak şekilde ihaleyle Taşyapı’ya kalmış.
Konutlar yapıldı.
Devletin payına 400 lüks daire kaldı.
O dairelerin ihale yoluyla satışına Emrullah Turanlı da katıldı. En yüksek teklifi de verdi. Ancak sonrasında “Bir patırdı, bir kütürdü, şeytan aldı cin götürdü” misali şaibeli ortaklık yapısı olan bir şirkete devri sağlandı.
Her biri bir buçuk, iki milyon dolar değerindeki dairelerin akıbeti cesareti olanlar tarafından sorgulanıyor.
Emrullah Turanlı, Şaban Sevinç’in tüm sorularına korkusuzca, isimleri açık açık sıralayarak yanıt verdi.
En sonunda de Şaban Sevinç’e, “ Bana geldin sana zaman ayırdım. Sorularını sordun, sana yanıtlarımı verdim. Şimdi sıra en başta Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan’a gidip konunun açığa çıkması için soru sormaktır. Bunu yapmazsanız size ayırdığım zaman için haram olsun, derim.” dedi.
Uzun zamandır, sesini duymamış sohbet etmemiştim.
Arayıp, uygunsa sohbet etmek istedim.
Bir çevirmede Emrullah Turanlı’da telefonunu açtı. Sesi yorgunda ama seslenişinde farklı bir Karadeniz sıcaklığı her zamanki gibi vardı… “ Napıyorsun gardaş?” diye sordu. Karşılıklı sağlıkla ilgili raporlaştık.
Sonra, “Yayımlamak için bir söyleşi yapabilir miyiz?” diye sordum, tek kelimelik “Olur” diye yanıt verdi.
Ve işte daldan dala gezmeli sohbetimiz.
HASTÜRER: Rize’nin İkizdere ilçesinin Demirkapı Köyü. Neredeyse yüzde yetmiş meyilli yamaç üzerine kurulu bir köy. 1025 metre rakım… Nüfusu hep birkaç yüzlerde… Fazile ve Hüseyin Turanlı’nın oğlu Emrullah Turanlı’nın İstanbul’da ne işi vardı? Şaban Sevinç’le söyleşinizi izledim… Doğduğunuz toprakların izi önde.
TURANLI: Ben fırtınalı Karadeniz’in ve yüksek dağların çocuğuyum. Hele mevzu sadece bensem, Allah’tan başka kimseden korkmam. Doğa bana her alanda hayata tutunmayı öğretti. Doğa merttir, mert insana oyun çekmez.
H.HASTÜRER: Doğa merttir de, insanlar da mert mi?
TURANLI: İstanbul’a geldiğimde öyle sanmıştım. Öyle olmadığını öğrendiğim zaman, hakkıma göze dikenlerin melek yüzlü olmalarına kanmadım, hakkımı yedirmedim. Bir kez hakkınızı yedirirseniz, sizi haraca bağlamak isteyen Mafyaya paçayı kaptırmış gibi olursunuz…
HASTÜRER: Kendinizi kurtlar sofrasında hissettiğiniz oldu mu?
TURANLI: Çocukken kuzu postuna bürünmüş kurt masalını okumuştum. O günden başlayarak her kuzunun kuzu olmayabileceğini düşündüm. İş dünyasına girdiğim zaman da bulunduğum sofralarda yemeğin sonunda masadan yemek gibi yenilmeden, konuk olarak kalkmak istedim.
HASTÜRER: Vidosunu izledim söyleşi de sizi çok öfkeli gördüm. Yanılıyor muyum?
TURANLI: Yanılmıyorsun Hasan Gardaşım. Ben belgelerle konuşurum. Bu nedenle isimleri vermekten de zerre kadar çekinmem. Ben ilk sözleşmeme uygun konutları yapıp, devlete 400 lüks daireyi teslim ettim. O konutların toplu ihalesini kazandım. Ama sonrasında bir hukuk devletinde asla olmayacak yöntemlerle, aralarında tescilli Fetöcülerinde olduğu bir şirkete verdiler. Soru çok basit. Bu gün piyasa değeri en az 600 milyon dolar olan bu lükse dairelerden devletin kasasın kaç para girmiştir? Eğer hiç girmemiş de bu yüz milyonlarca dolar kimlerin şahsi kasalarındadır?
Ciddi bir ilgi ve soruşturmada çorap söküğü gibi gerçek ortaya çıkar.
HASTÜRER: Karşınızda kimler var?
TURANLI: Karşımda kimler mi var? Kemirgenler.
HASTÜRER: Bunu biraz açar mısınız?
TURANLI: Biraz değil, sonuna kadar açarım. Türkiye de bir çalışanlar, iş yapanlar, insanlara ekmek kapısı yaratanlar var bir de üretmeyen, çalışmaya kemirenler var. Kemirenler Çetesi, Türkiye’nin en kronik sorunudur. Acı olan medya başlığı altındaki kemirenler de taşeron kemirenlerdir.
Kimse kusura bakmasın, sözüm ağır olabilir. Zararlı kemirgenler nasıl ayıklanıyorsa, Türkiye ekonomisini kemire kemire semiren, üretmeden kazanan, üretenin emeğine çöken ve yatırımcının önünü kesen çıkar çeteleriyle de öyle mücadele edilmelidir. Ekonominin sırtından beslenenlere karşı devlet, hukuk içinde, tavizsiz, cesur, kararlı ve acımasız bir irade artık hiç vakit kaybetmeden ortaya koymalıdır.
HASTÜRER: Siyasi partiler rahat mı bu konuda?
TURANLI: Siyasi partiler rahat mı bilmem. Ancak siyasi partileri rahatsız edecek bazı isimlerin siyasete sızdığı kesin. Çok ilginçtir, farklı partilerde görünüp, aynı kemiren ortaklığında buluşanların olduğunu biliyoruz.
HASTÜRER: İş yaparken, paylaşım anlayışınız nedir?
TURANLI: Dinimizde çok bildik bir söz vardır. Komşusu açken tok yatan bizden değildir.
İş dünyasında da bu anlayış mutlaka karşılığını bulmakta durumundadır. Az önce bir sorunuza yanıt verirken bahis konusu bensem hiç korkmuyorum dedim. Ancak binlerce insanın ekmek kapısını var ediyorsanız, binlerce insana konut edinme fırsatı sünüyorsanız karar verirken hakkınızı savunurken o insanları da düşünmeniz gerekiyor.
Dünyada ekonomik koşullar her geçen gün zorlanırken bunun gailesi iş dünyası ile birlikte ekmek kapısı olarak o iş yerini görenler de aile çeker
Bizim sektörümüzde aklınıza gelen pek çok sektör bizim paydaşımızdır . Paydaş demek paylaşan demektir.
HASTÜRER: İnançlı mısınız?
TURANLI: Elbette dini bütün, inançlı bir kardeşinizim. Kemirenlerin beni nasıl takdim ettiği neredeyse hiç umurumda değil. Ben Allah’a ve vicdanıma hesap verirken sahip olduğum huzuru bilirim.
Hesap vermeyi ahirete de bırakmam. Yanlışın varsa, suçum varsa bu dünyada hesabını veririm. Ben vermesine veririm de, bana haksız yere saldıranlar nasıl hesap verecek.
Yaratılan her eser, Allah’ın izniyledir. Ben gün gele öleceğim. Her canlının sonudur. Ancak yaptığım eserler, yüzlerce yıl ayakta kalacaktır.
Gönül huzuruyla iş yapmak, eser ortaya çıkarmak bir ibadettir.
HASTÜRER: Doğduğun yer mi, doyduğun yer mi?
TURANLI: Doğduğun yer de doyduğun yer de insanın kimliğinde ayrı bir anlam taşır. Biri köklerini, aileni, çocukluk hatıralarını ve kültürünü anlatır, diğeri emeğini, sorumluluklarını, kurduğun hayatı ve geleceğini temsil eder. Bu yüzden benim cevabım ikisi: Köklerim doğduğum yerde, gönlüm ve sorumluluklarım doyduğum yerdedir.
H.HASTÜRER: Duygusal mısınız?
TURANLI: Elbette duygusalım. En gelişmiş canlı kabul edilen insanım. İnsanları seviyorum. Ancak daha çok sevdiklerim var.
HASTÜRER: Diploma ne anlam taşır?
TURANLI: Diploma tek başına hiç bir değer taşımaz. Önemli olan okulda öğrenilenlerin hayata ne kadar uyarlandığıdır. Herkes mezun olduğu zaman üç aşağı beş yukarı aynı bilgilere sahiptir. Farlılık uygulamaya gelindiği zaman ne kadar farklı ve başarılı olunduğudur.
HASTÜRER: Hayat üniversitesinin varlığına ne dersiniz?
TURANLI: Hayat Üniversitesi, mezun olunmadan, ömür boyu devam eden bir üniversitedir. Hayatın her alanı Hayat Üniversitesinin kampusudur. Hayat Üniversitesinde, herkes hem öğrenci hem de hocadır.
HASTÜRER: Bilgi mi, tecrübe mi?
TURANLI: Bilgi olmadan yola çıkılmaz. Deneme yanılma ile öğrenmek en pahalı öğrenme yoludur. Ancak tecrübe bilgiyi genişletir. Ben hayatımda hem bilgiye hem tecrübeye değer verdim. Vermeye de devam edeceğim.
HASTÜRER: Para ne işe yarar?
TURANLI: Bakış açınıza bağlı. Güzel bir sözdür. Parayla saadet olmaz, parasız hiç olmaz. Paranın esiri olmazsanız, para sizi idare etmezse, para iyi bir yol arkadaşıdır.
HASTÜRER: KKTC, deyip sussam ve devamını getirin desem…
TURANLI: KKTC, Kuzey Kıbrıs, Tanrının lütfu bir yerdir, bir vatandır. KKTC’nin çok büyük olmaması hiç önemli değil. KKTC, geleceği çok parlak olan bir yerdir. Yeter ki kıymeti bilinsin. Doğru kararlarla, doğru, yaratıcılık ürünü projeler uygulansın.
HASTÜRER: KKTC’de ERCAN gibi bir projeye hayat verdin. Yaşadıkların nedeniyle neler hissedersin?
TURANLI: Ben, devlet ihalelerine katılıp teklif atarken, attığım teklif öteki teklif sahiplerine göre ekonomik akla uygun görülmez. Çünkü paylaşımda önerdiğim oran yüksektir. Benim anlayışımda devlet özellikle geçmişe göre çok kazanırsa, işin bütünlüklü huzuru olur. Huzur olmayan yerde bereket olmaz. O nedenle huzura çok önem veririm.
HASTÜRER: Aktif siyaseti düşünüyor musunuz?
TURANLI: Şaka gibi soru.



