Bayramlar, hâlâ hatırlamak için bir fırsattır.

Kıbrıs Türk halkı Müslümandır… Ateistim diyenler çok azdır.
Bunu anlamak için camilerin doluluğuna bakmanız gerekmez. Günlük konuşmaları dinlemeniz yeterlidir. Çünkü Kıbrıslı Türklerin diliyle, inancı arasında görünmez ama güçlü bir bağ vardır.
“Allah, bilir…”
“Allah, isterse…”
“Allah, analı babalı büyütsün…”
“Allah, yol açıklığı versin…”
“Allah, kötülüklerden korusun…”
“Allah, büyüktür…”
Dikkat edin, bu sözler sadece dini bir vurgunun değil, aynı zamanda bir hayat kültürünün parçasıdır. Hatta iddia ederim ki günlük dilde Allah kelimesini en doğal, en içten kullanan topluluklardan biri Kıbrıslı Türklerdir.
***
Ancak Kıbrıs Türk halkının Müslümanlığı biraz farklıdır.
Daha doğrusu çağdaş hayatla çatışmayan bir Müslümanlıktır bu.
Beş vakit namaz kılanların sayısı çok değildir. Ramazan’da düzenli oruç tutanların oranı da öyle… Fatiha Suresi’nin ötesinde sure bilenlerin sayısı sınırlıdır. Ama bütün bunlara rağmen Kıbrıs Türkü’nün vicdanında, kültüründe ve yaşam anlayışında güçlü bir inanç izi vardır.
Çünkü Kıbrıslı Türklerde din, korkutucu değil; manevi değerler bütünüyle koruyucu bir liman gibidir.
***
Bayramlar bunun en güzel örneğidir.
Bayramlar bugün de değerlidir ama elli altmış yıl öncesinin bayramları bambaşka anlam taşırdı. Çünkü yokluk vardı. Azla yetinmek vardı. En önemlisi, bayramla bağlantılı beklemek vardı.
Çocukların çok fazla ayakkabısı olmazdı. Kıyafet sayısı sınırlıydı. Bayram yaklaşınca yeni ayakkabı alınır, yeni elbiseler diktirilirdi. O ayakkabılar geceden yastığın yanında dururdu. Yeni elbiseler evin görünen bir yerine asılırdı. Çocuk uyusa bile gözü onların üzerindeydi.
Bayram sabahı erkenden kalkılırdı. Yıkanılır, bayramlıklar giyilir, sonra sıra büyüklerin elini öpmeye gelirdi.
Kimse çok para vermezdi aslında. Benim çocukluğumun geçtiği K. Kaymaklı’da çoğunlukla şeker verilirdi. Ama mesele para değildi zaten. Bayramın ruhu yetiyordu insanı mutlu etmeye.
***
Bir de bayram yemekleri vardı…
K.Kaymaklı’da Ahmet Ruso Dayı’nın fırınına tepsiler taşınırdı. Patatesli et yemekleri hazırlanır, fırında pişsin diye sıraya konurdu. Tepsilerin üstüne alçıyla kime ait olduğu yazılırdı. Bir de “olası eksilmeye karşı” kaç parça et olduğu ismin yanına eklenirdi..
Hiç unutmam…
Bir bayram günü rahmetli babam fırından aldığı tepsiyi eve getirirken düşürmüştü. Patatesiyle, etiyle her şey yere saçılmıştı. Çocuk gözümle o anı izlerken içimin nasıl parçalandığını bugün bile hissederim.
Ama anneler çare üretmeyi bilir ya…
Rahmetli anacığım da hiç paniklemeden avluda beslenen tavuklardan, bizim Kıbrıs ağzıyla söylediğimiz “Bulli”lerden birini tuttu. Kesti, temizledi, tencereye koydu. Sonra suyuna makarna yaptı.
O gün bizim bayram yemeğimiz “Mağarına Bulli” olmuştu.
İnanın, belki de hayatımın en unutulmaz bayram sofralarından biriydi.
***
Şimdi zaman değişti.
Çocukların artık bayramlık beklemesine gerek yok. Büyüklerin de, çocukların da yılın her günü yeni kıyafetleri var. Bayram yemeği geleneği zayıfladı. Bayram tatlıları eski heyecanını kaybetti.
Daha da önemlisi, eski bayramların ruhu eksildi.
Belki hayat kolaylaştı ama paylaşmanın sıcaklığı azaldı. Kalabalık sofralar küçüldü. Kapılar daha az çalınır oldu.
El öpen çocukların sayısı azaldı.
Yine de, bayramlar hâlâ hatırlamak için bir fırsattır.
Geçmişi…
Sevdiklerimizi…
Yokluk içindeki mutluluğu…
İnsan kalabilmenin değerini…
Bayramınız kutlu olsun.



