Uyan Uyan Gazi Kemal, bu partinin haline bak…

Yakın tarihimiz boyunca, Türkiye ile başta siyaset olmak üzere, hemen her alanda “etkileşim” içinde bulunduk.
Şimdiki; protokollere dayalı asimetrik “biat” ilişkisine gelene kadar, Osmanlı ve İngiliz dönemlerinde Türkiye’deki siyaset, burada çeşitli “format”larda hep var oldu.
1878’de Kıbrıs’ın İngiliz yönetimine geçmesinden sonra, buraya kaçarak gelen bazı Jön Türkler sayesinde, Kıbrıslı Türk aydınları örgütlenme, anayasa, meşrutiyet, hürriyet gibi kavramlarla tanıştı. Medya ve fikir yaşamımız oradan gelen “esintiler”le biçimlendi.
Kıbrıslı Türkler’in İttihat ve Terakki hareketiyle de doğrudan ve dolaylı bağlantıları vardı ve
toplumun siyasi bilinçlenmesinde bu tür hareketler önemli rol oynadı.
1923’ten sonra Türkiye’de iktidarda olan Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yürütülen reformlar, Kıbrıs Türk toplumunda da büyük yankı uyandırmıştı.
Özellikle Latin alfabesine geçiş, laikleşme, modern eğitim anlayışı, Türkiye’deki Kemalist düşünceden etkilenmiş, Kemalist reformlar toplumdan büyük destek görmüştü.
CHP’nin Kıbrıslı Türkler üzerinde özellikle 1920’ler-1940’lar arasında güçlü ideolojik etkisi vardı.
Kavanin Meclisi üyeliği yapmış, toplum liderlerinden M. Necati Özkan, yayımladığı İstiklal gazetesinde CHP’nin “altı ok” amblemini kullanıyordu.
Daha da ilginç olanı, Özkan ticari faaliyetlerine de “Altı Ok Ticaret” ve “Altı Ok sigara fabrikası” gibi isimler koymuştu.
Ancak anımsatalım; bu yüzden DP döneminde başına gelmeyen de kalmamıştı…
Ali Tuncay geçenlerde, 1974 öncesinde Kıbrıslı Türklerin yaşadığı Malya köyünde bir evin duvarı içine gömülmüş, oyma bir taş tablet keşfetti ve fotoğrafını yayımladı…

Üzerinde kazınmış CHP’nin “altı ok” amblemi vardı…
Altında da bir tarih: 10 Haziran 1945…
İki toplumlu komitelerin en aktiflerinden biri olan “Kültürel Miras Teknik Komitesi”nin Eş Başkanı Ali Tuncay’ın fotoğrafladığı bu “anıt” nitelikli taş, tam 81 yıl öncesindeki Kıbrıslı Türk siyasal oluşumunda yer alan değerleri göstermesi bakımından bir “anıt” niteliği taşıyor.
O dönemde Kıbrıslı Türkler için CHP modernleşme demekti…
Laikliğin, Atatürk devrimlerinin simgesi demekti…
İşte o zamanlardan beri varlığını sürdüren CHP; bugün çok ciddi bir yol ayırımında bulunuyor…
Bugün; TBMM çatısı altında CHP Meclis Grubu’nun Özgür Özel başkanlığında toplanması bekleniyor.
Ancak; mahkeme tarafından CHP’nin başına, 3 yıl sonra yeniden “oturtulan” Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis Başkanlığı’na yaptığı başvuruda, Özgür Özel’in vekillerle yapacağı toplantıya izin verilmemesini talep etti.
Bu yüzden bugün, Türkiye siyasetinde adeta “dananın kuyruğunun kopacağı” bir gün olarak tarihe geçecek…
Grup toplantısı yapılabilecek mi? Parti Meclisi toplanabilecek mi? Kılıçdaroğlu partiden ihraç etmeyi plandığı tüm yargılananları partiden atabilecek mi?
Hele; dokunulmazlıkların kaldırılması girişimi nasıl sonuçlanacak?
Türkiye, bu günden itibaren “siyasi kaos” içinde debelenen bir ülke konumuna düşürülmüştür.
Bu yüzden CHP’de yaşananları bu partinin “iç işi” olarak görmek mümkün değildir.
Yapılanların; Türkiye’deki “Saray rejimi”nin bir “istihbarat operasyonu” olduğunu gösteren pek çok kanıt var…
Hatta TGRT, geçtiğimiz Şubat ayında, yaşanacakları bircik bircik kamuoyuna açıklamıştı.
Kılıçdaroğlu da kendisine yönelik TGRT’nin eskiden atttığı iftiraları sineye çekerek, bu gerici İslamcı tarikatçı kurumla birlikte yürümeyi tercih etmiştir.
Son seçimlerde birinci parti olan CHP’nin yok edilmesi projesinde bir “aparat” olarak kullanılmayı kabul etmiştir.
Saray rejimine tam bir “işbirlikçi” ruhuyla teslim olmuştur.
CHP Genel Merkezi önündeki konuşması, tam 12 TV kanalı tarafından canlı yayımlanmıştır.
Kısacası; arkasında Saray rejimi ve havuz medyası durmaktadır.
Benim, en çok dikkatimi çeken ise, CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturduktan sonra eski yol arkadaşlarına attığı “çamur”lardır.
Özgür Özel’in yanında yer alanları “Fetö ajanları, FETÖ artıkları” diye niteleyebilecek kadar kendinden geçmesidir.
Siyasallaşmış hukuk düzeninin “iddianame”lerini (Ki suçlamaların üçte ikisi kendi dönemine ait suçlamalardır.) aynen kabul edip, hapiste bulunan eski yol arkadaşlarını, iktidarın hapsettiği CHP’lileri “satmaya” hazır olduğunu söyleyebilmesidir.
Kendi partisinin belediye başkanları aleyhine Başsavcı’nın bile belgeleyemediği suçları ve vahim iddiaları doğru kabul ederek hapisteki eski yol arkadaşlarını AKP ağzıyla peşinen suçlu ilan etmesidir.
Onların “masumiyet karinesi”ne bile saygı göstermemesidir.
Kılıçdaroğlu’nun bu tavırları; genel kurulda yenilmiş, intikam duygularıyla hareket eden ve partili siyasi rakibinden öc almaya yönelik, yaşlı bir politikacının hareket tarzı olsa güler geçeriz.
Ancak ne yazıktır ki çok daha tehlikeli, üzerinde çalışılmış bir imha projesini uygulamak üzere görevlendirilmiş bir “işbirlikçi” tarzıyla hareket etmektedir.
Ne yazıktır ki CHP’yi ve Türkiye’yi çok daha karanlık günler beklemektedir.
Özgür Özel’in Anıtkabir’e yürürken yükselen çığlığında dediği gibi…
Ankara’nın taşına bak…
Gözlerimin yaşına bak…
TGRT hakim olmuş,
Şu partimin haline bak…
Uyan uyan Gazi Kemal,
Gözlerimin yaşına bak…

