Sandık, hafızanın da vicdanın da en sağlıklı ölçüldüğü yerdir…

Önümüzdeki yerel ve genel seçimler, Kıbrıs Türk demokrasisi ve siyasal yaşamı açısından bir milat olma potansiyeli taşıyor. Bu değerlendirmeyi yalnızca seçim takviminin yaklaşmasına bakarak yapmıyorum. Toplumun değişen beklentileri, seçmenin davranışındaki dönüşüm ve siyasetin artık eski yöntemlerle sonuç alma şansının giderek azalması beni bu sonuca götürüyor.
Kıbrıs Türk siyasal yaşamının bir anlamda eski köye yeni adet getirmeye ihtiyacı vardır. Bu gerçeği zamanında gören, buna uygun örgütlenen ve siyaset dilini buna göre yenileyen siyasi hareketler ya da partiler başarıya daha yakın olacaktır.
Geride kalan beş yıl oldukça hareketli geçti. Hareketliliğin temel nedeni ise kamuoyunu uzun süre meşgul eden ciddi iddialardı. Kimi zaman yolsuzluk iddiaları konuşuldu, kimi zaman yönetim anlayışı tartışıldı, kimi zaman da siyaset kurumuna duyulan güven sorgulandı.
***
“Kıbrıs Türk halkı balık hafızalıdır” diyenler vardır. Bu kadar kesin konuşmayı doğru bulmuyorum. Toplumun neyi unutup neyi unutmadığını, seçim sandığı gösterecektir. Sandık, hafızanın da vicdanın da en sağlıklı ölçüldüğü yerdir.
Geriye gidip seçimlere tek tek baktığınız zaman çok belirgin bir değişim görürsünüz. Kararsız seçmen kitlesi sürekli büyüyor. Partisiz seçmen dediğimiz kesim ise adeta görünmeyen ama her seçim biraz daha güçlenen, bir siyasi parti haline geliyor.
Her beş yılda bir yaklaşık beş yeni yaş grubu seçmen sandıkla tanışıyor. Bu, küçümsenecek bir değişim değildir. Çünkü sadece seçmen sayısı değişmiyor, seçmenin düşünme biçimi de değişiyor.
1976 seçimleri sonrası uzunca bir süre aşiret reislerinin sözü belirleyici değildi belki ama aile büyüklerinin gençlerin oy tercihleri üzerinde ciddi etkisi vardı. Zaman değişti. Bugün ise çoğu evde tablo tersine döndü. Gençler, anne babalarının ve aile büyüklerinin siyasi tercihlerini etkileyebiliyor.
Bu nedenle genç oylarını hesaplarken yalnızca genç seçmen sayısına bakmak büyük hata olur. Gençlerin etkilediği yetişkin oylarını da aynı denklemin içine koymak gerekir.
***
Bir başka önemli değişim de sorgulama kültürüdür. Kıbrıs Türk toplumunda okuryazarlık oranı her zaman yüksekti. Ancak uzun yıllar okuryazarlık ile sorgulama kültürü aynı hızda gelişmedi. Yeni kuşak ise daha özgür düşünüyor, daha fazla araştırıyor ve daha fazla sorguluyor.
Talimat ve itaat anlayışıyla bugünün gençlerini uzun süre aynı çizgide tutamazsınız. Gençlerin beklentilerine cevap verebilmek için etkileşimli, dinamik ve katılımcı bir siyaset anlayışına ihtiyaç vardır. Artık küçük vaatlerle büyük sonuçlar elde etmek kolay değildir.
***
Yaklaşan seçimler nedeniyle siyasi hareketlilik her geçen gün artıyor. Ancak ittifak kültürünün hâlâ sağlam temellere oturmadığını görüyoruz. Uzun yıllardır hükümet ortaklığı yapan UBP, DP ve YDP’nin bile seçimlerde birlikte hareket edip etmeyeceği belirsizliğini koruyor.
Bir başka dikkat çekici konu da kamuoyu yoklamalarıdır. Kimse alınganlık göstermesin… Bugün kaynağı belli olmayan, bilimsel temeli açıklanmayan anketlerle algı oluşturulmaya çalışılıyor. Oysa güvenilir araştırmalar yapılmadan bu rakamları gerçekmiş gibi sunmak, siyasete de topluma da fayda sağlamaz.
***
Partiler toplantılar düzenliyor. Fotoğraflara bakıyorum. Kendi üyelerinin salonları doldurması elbette önemlidir ama bunu seçim başarısının göstergesi saymam.
Bunlar daha çok parti içi moral toplantılarıdır.
Asıl önemli olan, parti üyesi olmayan insanların da o toplantılara ilgi göstermesidir. Çünkü seçimleri çekirdek kadrolar değil, kararsızlar ve bağımsız seçmenler belirler.
Aradan 22 yıl geçti. Annan Planı referandumu öncesindeki mitingleri hatırlayın. Meydanlarda her görüşten insanlar vardı. Partisi “hayır” çağrısı yapan vatandaşların bile “evet” mitinglerine katıldığına tanık olduk. Toplum, parti kimliğinin ötesinde bir heyecan yaşamıştı.
Bugün de benzer bir ölçü kullanılmalıdır. Hangi parti ya da siyasi hareket kendi çekirdek kadrosunun dışına taşabiliyor, hangi parti farklı kesimlerden insanları yanına çekebiliyorsa, seçim yarışında da o daha avantajlı olacaktır.
***
Ayağı yere basmayan kampanyalar, gerçekle ilgisi olmayan kamuoyu yoklamaları ve yapay algılar, yolun sonunda başarı limanına değil, hüsran limanına demir atar. Önümüzdeki seçimlerde kazanan, sloganı en çok atan değil, toplumu en doğru okuyan olacaktır.




