Sahte Diploma Gerçeği Ve Sonuçları…

Bir ülkenin geleceğini tüketmenin birçok yolu vardır.
Ekonomiyi kötü yönetirsiniz, üretimi bitirirsiniz, kamu kaynaklarını israf edersiniz. Ama bir ülkenin geleceğine vurulabilecek en ağır darbelerden biri, eğitimine ve diplomasına olan güveni yok etmektir.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bugün tam da böyle bir tehlikeyle karşı karşıyadır.
Sahte diplomalar…
Sahte diplomalı olduğu iddia edilen kişiler…
Akademik yeterliliği tartışılan isimler…
Mantar gibi çoğalan üniversiteler…
Ve bütün bunların karşısında yıllardır yeterince güçlü, kararlı ve nitelikli bir yükseköğretim politikası ortaya koyamayan bir sistem…
Sonuç ortadadır.
Bu yıl KKTC’deki üniversiteler için açılan 18 bin 13 kontenjanın 6 bin 458’i boş kaldı. Doluluk oranı yüzde 64,15’te kaldı.
Başka bir ifadeyle, üniversitelerimizin kapıları ardına kadar açık olmasına rağmen öğrencilerin önemli bir bölümü o kapılardan içeri girmeyi tercih etmedi.
Bu rakam yalnızca bir istatistik değildir.
Bu rakam, aslında bize bir şey söylüyor:
“Size güvenmiyorum.”
Mesele sadece boş kontenjan değil
Elbette üniversitelerin doluluk oranlarının düşmesinin tek bir sebebi olduğunu söylemek doğru olmaz.
Demografik değişimler vardır.
Türkiye’deki üniversitelerin sayısı ve seçenekleri artmıştır.
Öğrencilerin tercihleri değişmiştir.
Ekonomik şartlar ağırlaşmıştır.
Üniversitelerin ücretleri, barınma ve yaşam maliyetleri de tercihleri etkileyebilir.
Fakat bütün bunların yanında göz ardı edemeyeceğimiz çok daha önemli bir unsur vardır:
Güven.
Bir öğrencinin ailesi yıllarca biriktirdiği parasını çocuğunun eğitimine yatırırken, o diplomanın gelecekte ne kadar değer taşıyacağını bilmek ister.
Bir işveren, karşısındaki kişinin diplomasına güvenmek ister.
Bir üniversitenin verdiği akademik unvanın gerçekten bilgi, emek ve liyakat karşılığı olduğuna inanmak ister.
İşte sahte diploma tartışmaları bu güven duygusunu zehirler.
Bir kişinin sahte diploma alması yalnızca o kişiyi ilgilendiren bir mesele değildir.
O diploma aynı zamanda gerçek diplomalı binlerce öğrencinin emeğine gölge düşürür.
Gerçekten okuyup sınavlara giren, gecesini gündüzüne katan, dört yıl boyunca emek veren öğrencinin diplomasını değersizleştirir.
En büyük haksızlık da budur.
“Apartman üniversitesi” algısı
KKTC yükseköğretiminin bir başka ciddi problemi de plansız büyümedir.
Üniversite sayısını artırmak kolaydır.
Yeni bölümler açmak kolaydır.
Kontenjan artırmak kolaydır.
Reklam yapmak kolaydır.
Ama üniversite olmak kolay değildir.
Üniversite demek sadece bina değildir.
Tabela değildir.
Kampüs değildir.
Yurt değildir.
Diploma basmak hiç değildir.
Üniversite; akademik kadrodur, bilimsel üretimdir, araştırmadır, laboratuvardır, kütüphanedir, uluslararası akreditasyondur, liyakattir ve en önemlisi itibardır.
Eğer üniversitelerimiz hakkında “apartman üniversitesi” algısı oluşmuşsa, bundan rahatsız olması gereken ilk kurumlar üniversitelerin kendileri kadar devlettir.
Çünkü yükseköğretim artık yalnızca bir eğitim meselesi değildir.
KKTC ekonomisinin önemli sektörlerinden biridir.
Dolayısıyla bugün yükseköğretimde yaşanan her itibar kaybı, yarın ekonomiye de doğrudan yansıyacaktır.
Yüzde 35’lik fark bize ne anlatıyor?
Daha da düşündürücü olan ise Türkiye’deki devlet üniversiteleri ile KKTC üniversiteleri arasındaki doluluk farkının yaklaşık 35 puana ulaşmasıdır.
Bu farkı görmezden gelemeyiz.
“Nasıl olsa öğrenciler yine gelir” diyerek mesele geçiştirilemez.
Tam tersine, bu tablo masaya yatırılmalı ve çok açık bir soru sorulmalıdır:
Öğrenci neden KKTC’yi eskisi kadar tercih etmiyor?
Cevabı yalnızca “Türkiye’de üniversite sayısı arttı” diyerek vermek kolaycılık olur.
Çünkü öğrencinin tercihi sadece fiyatla veya mesafeyle belirlenmez.
Öğrenci önce güven arar.
Ailesi güven arar.
İşveren güven arar.
Uluslararası akademik çevreler güven arar.
Ve bugün KKTC’nin en fazla ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur:
Güveni yeniden inşa etmek.
Artık nicelik değil, nitelik zamanı
KKTC’nin önünde çok önemli bir tercih vardır.
Daha fazla üniversite mi?
Daha fazla kontenjan mı?
Daha fazla öğrenci mi?
Yoksa daha kaliteli üniversite mi?
Bence cevap çok açık.
Artık niceliğin değil, niteliğin peşinden gitmeliyiz.
Üniversitelerin sayısı yeniden değerlendirilmeli.
Programların akademik yeterliliği ciddi biçimde denetlenmeli.
Öğretim üyelerinin akademik geçmişleri şeffaf biçimde incelenmeli.
Diploma süreçleri elektronik ve güvenli sistemlerle kayıt altına alınmalı.
Sahtecilik iddiaları varsa sonuna kadar araştırılmalı.
Ve en önemlisi, hiçbir siyasi, ekonomik veya kişisel bağlantının akademik denetimin önüne geçmesine izin verilmemelidir.
Çünkü burada kaybedilen yalnızca bir öğrencinin tercihi değildir.
Bir ülkenin itibarıdır.
Kuzey Kıbrıs’ın yükseköğretim alanında çok önemli başarıları ve ciddi bir birikimi de vardır. Bunları yok saymak haksızlık olur.
Ancak başarıları korumanın yolu sorunları görmezden gelmek değildir.
Tam tersine, sorunları cesaretle kabul etmek ve çözmektir.
Bugün 18 bin 13 kontenjanın 6 bin 458’inin boş kalması, üzerinde ciddi biçimde düşünmemiz gereken bir alarmdır.
Bu alarmı susturmanın yolu yeni reklam kampanyaları yapmak değildir.
Güveni yeniden tesis etmektir.
Çünkü bir ülke üniversiteleriyle yükselir.
Ama üniversitelerinin verdiği diplomanın itibarı sarsılırsa, yalnızca yükseköğretim değil, ülkenin geleceği de yara alır.
Artık herkesin kendisine şu soruyu sormasının zamanı gelmiştir:
Biz dünyaya diploma mı satmak istiyoruz, yoksa dünyaya güven veren üniversiteler mi yaratmak istiyoruz?
İkincisini seçmek zorundayız.
Çünkü bu mesele artık bir eğitim politikası meselesi olmaktan çıkmıştır.
Bu, KKTC’nin geleceği ve itibarı meselesidir.


