Büyük gemilerin rotası, kolay değişmez… Neden?

Mehmet Ali Akpınar’ın KIBRIS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olduğu dönemdi.
Rahmetli Asil Nadir’in çalışma ofisi, Başbakanlık ışıklarının yanındaki ikiz binalardan birinin en üst katındaydı.
2000 yılıydı. Bir gün Mehmet Ali Akpınar’ın da aralarında bulunduğu dört kişi olarak toplantıya çağrıldık. Ben de o dört kişiden biriydim.
Gittik…
Asil Nadir, hükümetin performansından hem şahsen hem de toplum adına rahatsızdı. Sözünü fazla uzatmadan kararını açıkladı:
“Bunlara yeterince şans verdik. Kıymetini bilmediler. Yarından itibaren radikal bir politika değişikliğine gidiyoruz. Hükümete muhalif bir yayın politikası izleyeceğiz.”
Mehmet Ali Akpınar bu sözleri suskunlukla karşıladı.
Açıkçası, bir miktar tepki göstermesini bekliyordum. Göstermedi. Öteki arkadaşlar da neredeyse hiç ses çıkarmadı.
Ancak yüzlerine baktığım zaman, başta Mehmet Ali Akpınar olmak üzere, Asil Nadir’in açıkladığı politika değişikliğinden rahatsız oldukları belliydi.
Akpınar’ın gazetecilik çizgisinde doğrudan muhalefet yok denecek kadar azdı. Haberlerde profesyonel bir yaklaşımla resmî politikayı, sistemi ve UBP’nin başbakanlığındaki hükümeti destekleyen bir yayın anlayışı vardı.
Asil Nadir, “Söylediklerim anlaşıldı mı?” diye sordu.
“Anlaşılmadı” diyen olmadı.
Çünkü ne söylediği de ne istediği de çok açıktı.
Kalkmaya hazırlandığımız sırada söz aldım. Söylediklerimi bugün bile kelimesi kelimesine hatırlıyorum:
“Asil Bey, KIBRIS Gazetesi, çok kolay bir manevrayla rotası değiştirilecek küçük bir tekne değildir. Benzetme yerindeyse kocaman bir transatlantik gibidir. Tek hareketle kolayca rota değiştiremezsiniz. Bunun mutlaka sıkıntıları olur.”
Daha sözümü tamamlamadan Asil Nadir tepki gösterdi:
“Yahu Hasan, senin beni çok iyi tanıdığını sanırdım. Nasıl bu kararımın uygulanmayacağını söylüyorsun?”
Ben yine, “Haklısınız Asil Bey” demedim.
“Göreceğiz” diyerek oradan ayrıldım.
***
Ertesi gün gazetenin özellikle birinci sayfasında hükümete yönelik eleştirel haberler yayımlandı. Bir sonraki gün de aynı çizgi korundu.
Üçüncü gün ise gazete eski çizgisine dönmüştü.
KIBRIS Gazetesi’nin muhalif yayın politikası yalnızca iki gün sürmüştü.
Peki, ne olmuştu?
Gazetecilik yaşamımın en ilginç anılarından biridir bu olay.
O dönemde rahmetli Süleyman Ergüçlü, Asil Nadir’in ofisinde ona yakın çalışan bir isimdi. Sonradan bize anlatılana göre biz toplantıdayken, dönemin Başbakanı Derviş Eroğlu, Ergüçlü’yü telefonla aramış ve şu mesajı iletmişti:
“Ustana söyle, her tavrın bir bedeli olur.”
Biraz ağır olacak ama bu sözlerin açılımı şuydu:
“Yapacağın varsa göreceğin de vardır.”
Sonuçta Asil Nadir kararından döndü.
Peki, daha toplantı sürerken Eroğlu gelişmeleri nasıl öğrenmişti?
Sonradan öğrendiğimize göre Mehmet Ali Akpınar, toplantıya gitmeden önce Derviş Eroğlu’nu aramış; Asil Bey’in böyle bir niyeti olduğunu söyleyerek, “Müdahale edin, biz de sıkıntı yaşamayalım” demişti.
Kıssadan hisse…
Bu coğrafyada, özellikle büyük ölçekli işler yapan iş insanlarının siyasi iktidara rest çekmesi kolay değildir.
Siyasi erki elinde tutanlar, bazen hukuk yoluyla değil, siyasi güç yoluyla ceza keser ve uygular.
Durum çeyrek asır önce de böyleydi.
Çeyrek asır sonra da çok farklı değil



