Cenk UZUNOĞLUYazarlar

Samimiysek sahiplenilmesi gereken 3 kavram…

Seçim mevsimi yaklaşıyor.

Ülkedeki genel temayül dibe vurduğumuz konusunda mutabık. Geçmişte UBP’ye oy veren ve şu an nasıl düşündüklerinden bağımsız yine UBP’ye oy verecek olanlar da dahildir bu tespite.

Daha da kötümser olanlarımıza göre de bunlar daha iyi günlerimiz.

Toplum olarak nerede olduğumuz ile ilgili durum tespitinde samimiysek, farklı bir başlangıç noktası ve yaklaşım için bu partiler üstü “mutabakatı” farkındalık açısından değerli buluyorum.

Tespitte gerçekten samimiysek, çıkış yolunun resmini çizmeyi hayal etme zamanı geldiğinde de mutabık kalınması lazım.

Kuru kuruya doğru tespit yapmak artık samimi olmaz. Dibe vurduğumuz ile ilgili dramatik değerlendirmeleri daha önce duyduk. Karnımız tok.

Bakın Gandi önündeki zor bir mücadelenin gereklerini hayal etmekten başlayarak nasıl sıralamış.

“Düşünmeye hayal etmekle başlayın.

Hayalleriniz düşünceleriniz olur 

Sözleriniz düşüncelerinizi temsil etsin.

Çünkü sözleriniz davranışlarınız olur.

Davranışlarınız sözleriniz ile tutarlı olsun

Çünkü davranışlarınız alışkanlıklarınız olur

Alışkanlıklarınız aksiyona yönelik olsun

Çünkü alışkanlıklarınız değerleriniz olur

Değerleriniz de kaderiniz olur.”

Gandi’nin yıllara meydan okuyan bu söylemi seçim arifesinde toplumsal bir yöneliş ve niyet varsa ilham kaynağı olur mu emin değilim ama soyut olsa da yalın bir yol haritası.

***

Haddim olmayarak bir adım ileriye gittim ve partilerin tümünün seçim bildirgelerine katkı yapacak olsam nereden başlardım diye de hayal ettim.

Kendimce gerçekçi olması açısından kontrol edebileceğimiz konu başlıkları ne olur diye düşündüm.

Başlangıç noktalarından biri olarak sorunlarımızın kökünde dünyanın neresinde olursa olsun herhangi bir kurumun sürdürülebilir olması için topluma anlatılması ve içtenlikle sahiplenilmesi gereken temel sevk ve idare ile ilgili prensiplerin olduğu kanaatine vardım.

Kıbrıs Türkü’ne siyasetin, toplumun yansıması olduğu; hepimizin öncelikle kendimizi de ilgilendiren konularda sürdürülebilirliği düşünüp bazı ödünler vermeyi kabul etmemiz gerektiği anlatılmalı. Bunu hazmetmeksizin, siyaset kurumunun çözümleri toplumdan bağımsız olarak üretmesinin hayalcilik olacağı söylenmeli.

Kamu kaynaklarının kullanımında tutumlu, verimli ve etkili olmayı sağlamamız gerektiği dile getirilmeli. Kamu harcamalarıyla ilgili bu üç ana kavramın ne anlama geldiğini, siyasiler birbirlerini eleştirmek için değil topluma ayna tutmak için anlatmalı.

Bu üç kavram arasındaki yaklaşım farklılığı seçim bildirgelerine yansıtacakları spesifik önerilerle ortaya konmalı. Siyasi yarışın bir boyutu bu üç kavram altında ortaya konacak yaratıcı, maliyet ve getirisi iyi düşünülmüş inisiyatiflerde olmalı.

“Uuuu siyasete sen hiç girme, otur oturduğun yerde” dediğinizi duyar gibiyim. Doğrudur siyaseti bilmem ama kaynak sıkıntısı içinde ikilemlerle karşı karşıya kalıp iyi yönetim ilkeleri ile yönetmenin neye benzeyip benzemediğini iyi bilirim. Bıraktığım yerden devam ediyorum yazmaya…

Tutumluluğun, kamu kaynaklarının israfının önlenmesi, verimliliğin ise eldeki insan gücü ve diğer kaynakların daha azıyla daha fazla ürün/hizmet üretilmesini ve birim maliyetlerin düşürülmesini ifade ettiği anlatılmalı.

 

Bu üç kavram içerisinde belki de en önemlisinin ve zorunun kamuda etkinlik olması gerektiğinin altı çizilmeli.  Etkin olmak elde edilen çıktıların vatandaşlar için gerçekten gerekli ve faydalı olmasını sağlamak gerektiği vurgulanmalı. Gerçekten bir değer yaratmayan faaliyetlerin kaynakların boşa harcanması anlamına geleceğini söyleyebilmeliler.

Tüm kamuyu içine alacak şekilde yapılacak olan çalışmada Türkiye devletinin bilgi birikimi ve altyapı katkısı ve ölçümleme ve süreç çizimlerinde üniversitelerimizin katılımı da dikkate alınmalıdır.

Siyasi parti liderleri seçim vesilesiyle toplumu bu üç kavram etrafında eleştirmeye değil düşünmeye ve ortaya koydukları plan ve önerilere katkı yapmaya davet etseler farklı bir başlangıç yapmış olmaz mıyız?

Siyasi iddialaşmanın bir kısmı bu üç kavram üzerinden verilecek örnek ve önceliklerin belirlenmesi üzerinden olamaz mı?

 

Fazla hayal kurmuş ve rüya görmüş olabilirim ama dibe vurmuşluk ile ilgili yazının başındaki tespitte mutabıksak bizi bekleyen adımın biri bu olmalı.

Böyle bir gündem başlığı ile bir seçim süreci geçirmek yeni bir başlangıç yapmak adına tüm partilerin de elinde değil mi? Buna kim müdahale edebilir? Rum tarafı mı engel olur? Türkiye’deki iktidar mı engel olur? Kıbrıs sorununun çözümü olmadan bunu yapamaz mıyız? Kamu yönetimindeki bu üç kavram etrafında bunları seçim sürecinde düşünmez, söylemez, sorgulamaz ve vatandaş olarak talep etmezsek ne zaman yapacağız?

Tamam biliyoruz küçük ama inatçı, varlığı olup ağırlığı tüy misali olan ve kendince kurnaz olduğunu düşünen bireylerden oluşan bir toplumuz ama yolun da sonundayız be arkadaşlar. Bunu ben değil siz adada yaşayanlar söylüyorsunuz. Yazının girişindeki tespitte samimiyseniz gereğini yapmak lazım.

Değil mi ama?

Gandi’nin söylemi hayal gibi gelse de bir yerden artık başlamak lazım ki, siyasetin pusulası da doğru istikameti göstersin.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu