Hedefi olmayanın politikası, rotasız gemiye benzer…

Futbol hatalar oyunudur. En iyi kaleci de hata yapar, en deneyimli futbolcu da yanlış pas verir. Ancak politika, özellikle uluslararası politika, hatalar oyunu değildir.
Çünkü futboldaki hatanın bedeli bazen bir gol, bazen üç puandır. Uluslararası politikada yapılan hataların bedelini ise yalnız o kararı verenler değil, çocuklar ve torunlar da öder.
Hata ne kadar masum görünürse görünsün, sonuçları bakımından bir tür suçtur. Her suçun bir cezası olduğu gibi, her siyasi hatanın da mutlaka bir bedeli vardır.
***
1571 ve 1974… Kıbrıs’taki Türk varlığı bakımından iki önemli tarih, iki önemli kilometre taşıdır.
Osmanlı Devleti 1571’de adayı fethettiğinde Kıbrıs’ta Katolik Venedik yönetimi, baskı altında tutulan Ortodoks Rumlar ve gücünü büyük ölçüde kaybetmiş bir Ortodoks Kilisesi vardı.
Osmanlı yönetimi Ortodoks Kilisesi’nin elinden alınan varlıklarını iade etti. Başpiskopos, yalnızca dinî lider değil, zaman içerisinde Ortodoks Rum toplumunun siyasi temsilcisi konumuna da yükseltildi. Kilise adeta hükümet statüsüne taşındı.
Peki, bunun uzun vadeli sonucu yeterince düşünüldü mü? Sanmıyorum.
Osmanlı sanki adayı kendi geleceği için fethetmemiş, Venedik öncesindeki düzeni geri getirmek ve Ortodoks Rumlara daha iyi koşullar sağlamak için gelmişti.
Kilise güçlendikçe siyasi hedefleri de büyüdü. Ada 1878’de İngiliz idaresine geçtikten sonra ENOSİS hedefli hemen her hareketin önünde Kilise ve başpiskopos vardı.
Makarios’u gören bazı insanlar, “Bu kara cübbeli papaz nereden çıktı?” diye sormuştu.
Yanıtı yalnız Makarios’un döneminde aramak yetmez.
Yanıtın izlerinden biri 1600’lü yıllara, Osmanlı döneminde Kiliseye sağlanan ayrıcalıklara kadar gider.
*
21 Aralık 1963’ten sonra yapılan hataları şimdilik bir kenara bırakalım ve 1974’e gelelim.
Türkiye, 20 Temmuz 1974’te garantörlük hakkını kullanarak Kıbrıs’a müdahale ettiğinde adada meşru yönetim var mıydı? Yoktu.
Darbe yapılmış, Cumhurbaşkanı Makarios devrilmiş, başkanlık koltuğuna darbecilerin temsilcisi Nikos Sampson oturtulmuştu.
Türkiye askerî hedeflerine ulaştı. Rumların kuzeyden güneye, Kıbrıslı Türklerin de güneyden kuzeye geçmesiyle fiilen iki bölgeli, iki toplumlu bir yapı ortaya çıktı.
Ancak askerî başarı, zamanında kalıcı bir siyasi ve hukukî sonuca dönüştürülemedi.
Türkiye’nin onayıyla Makarios, 7 Aralık 1974’te adaya dönerek yeniden başkanlık koltuğuna oturdu. Ardından Türkiye’nin adadaki askerî varlığını sona erdirmesini istedi ve uluslararası toplumdan destek aradı.
Peki biz ne yaptık? Ortaya çıkan fiilî duruma, uluslararası hukukta kabul görecek bir çözüm gömleği giydiremedik. Asıl hata buradadır.
1974’te varılan askerî sonuç, doğru zamanda doğru diplomatik adımlarla tamamlanabilseydi, bugün çok farklı bir noktada olabilirdik.
*
Aradan 52 yıl geçti. Siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel ve sportif alanda hâlâ ağır bedeller ödüyoruz.
Kimse alınganlık göstermesin. Nereye gideceğinizi bilmiyorsanız, yolda geçirdiğiniz zamanın büyük bölümü boşa gider.
Hedefi olmayanın politikası, rotasız gemiye benzer.
Yolunu bilmeyen ise eninde sonunda yolunu şaşırır.




