Ada’da adalı gibi yaşamak…

İnsan, emeği karşılığında, ihtiyaçlarının karşılandığı düzene karşı aidiyet hisseder. Bu özellik, toplulukla, toplumu birbirinden ayırt eden, özelliklerin başında gelmekle beraber, toplumsal yapının sağlamlığını pekiştirir ve devamlılığı tetikler.
Herhangi bir ekonomik düzen içinde ne kazandığınız kadar önemli olan, kazancınızı nereye harcadığınız veya harcayabilme kabiliyetinizdir.
İlk bakışta, her bireyin kazandığını istediği özgürlükte harcayabileceği aklınıza gelebilir, ancak o kısım kazancın, zorunlu ihtiyaçların karşılanmasından sonra, kalan miktarın müsaade ettiği oranda gerçekleşebilir.
İhtiyaçlar, temelden, lükse doğru eğilim gösterir, ya da göstermelidir.
***
Amerikalı ünlü psikolog Abraham Maslow’un hiyerarşisinde her ne kadar bir ihtiyacın giderilmesi, başka bir ihtiyacın doğmasına yol açsa da, bireyin ihtiyaçlarının karşılanmamasının, bulunulan ortamı terk etmeye sebebiyet vereceğine vurgu yapmaktadır.
TABLO1
Normal harcama kültürüne sahip bir birey, önce zorunlu ve temel ihtiyaçlarını, sonrasında ise özel tercihi olan ihtiyaçlarını giderme yönündedir.
Ekonomik düzenin yasal kurgusu ise, harcama şeklinin temel belirleyicisi olmakla beraber, bütünlüklü bakışta önemli olan, yaşama maliyetinin ve kalitesinin kıstaslarıdır.
***
Düzenin yapısına göre, aylık 3000 Türk Lirası ile de ihtiyaçlarınızı karşılayabilir veya 20 bin Türk Lirası bile, ihtiyaçların karşılanması için yetmeyebilir.
Bu noktada devlet politikalarının, birey veya ailelerin, harcama eğilimlerine yön belirleyici görevi ve sosyal devlet özelliği ön plana çıkmaktadır.
Son yıllarda, yaşadığı ekonomik çöküş sonrasında gerçekleştirdiği yapısal reformlarla başarıyı yakalayan İzlanda’nın Başbakanı Katrin Jakobstoddir, ülke ekonomik modellemesinde, büyüme yerine, vatandaşın, beden ve ruh sağlığını hedefleyen ve kendilerinin ‘Mutluluk Ekonomisi’ adını verdikleri, modelin daha başarılı bir sonucu olacağına inancını belirtmişti. Bugün, İzlanda’nın, dünya mutluluk sıralamasında 4. Sıradaki yeri, İzlanda ekonomisinde, rakamların büyüklüğünden çok, paylaşımın büyüklüğüne önem verdiğinin sonucu olarak ortada durmakta.
***
Bizim, ülke koşullarımızda, gelirlerimizden yaptığımız harcamalar bizi mutlu edecek seviyede mi?
Kıyaslama yapmak için, değişik ülke ekonomilerindeki ortalama gelirlerle, ihtiyaçlar arasındaki orantıya kabaca bakmak sanırım yeterli olur.
Nüfus ve coğrafya açısından bize yakınlığı olan Malta, İzlanda ve Güney Kıbrıs’ı, gelişmiş ve oturmuş ekonomileri açısından ise İngiltere ve Almanya’yı kıyaslama açısından uygun olacağını düşündüm.
EXCEL TABLOSU
Tabloda gördüğünüz gelir verileri ve fiyatlandırmalar, günlük kur ile Türk Lirasına çevrilmiş olup, genel doğrulukta olmakla beraber, detay içermemektedir ve kısa bir araştırma sonucu bulduğum ortalama verilerdir.
Resme bütünlüklü bakmamıza, yetecek olanağı, bize sağladığını, rahatlıkla söyleyebiliriz.
Ortada olan, sadece gelirle sahip olunabileceklerin azlığı değil, gelirin içindeki harcama orantılarındaki dengesizliktir. Çoğu durumda, fiyat dengesizlikleri varken, konut alımı konusunda farklı bir sorunla karşılaşıyoruz. Konut kredilerinde, vade sürelerinin Avrupa ortalamalarının 25-30 yıla kadar uzadığı düşünüldüğünde, bizdeki vadelerin 10 yıl civarında olması, konut alımında erişilebilirliğin önünde engel gibi duruyor.
Az kazananın, doğal olarak daha az miktara sahip olacağı farklı bir gerçeklik olsa da, harcama dağılımının orantısızlığı tümü ile farklı bir konudur.
Eğer, bir İngiliz, bir Malta’lı veya bir Alman, kazancının, bizim kazancımıza göre, yüksekliğine rağmen, hem fiyat, hem de gelirdeki oran olarak, birçok ELZEM temel ihtiyaca, bir KKTC vatandaşı, Kıbrıslı Türk’ten daha uygun oranlarla sahip olabiliyorsa, ortada, ekonomik yapının kurgusunda, bir anormallik olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
***
Özellikle belirtmek istediğim başka önemli bir konu ise, Avrupa Birliği genelinde, lise bitimine kadar, devlet olanaklarından faydalanmak sureti ile eğitim ağırlıkta. Özel okullar tabi ki var ve ücretli, ancak vatandaşların çoğunluğu devlet okullarından ücretsiz eğitim almayı tatminkar bulduğu kadar, genel devlet anlayışı, eğitimin ticaretten öte, bir hak olduğu olgusu yönünde.
Bizde ise devlet okullarının yeterli görülmeyişi anlayışı hakim ve neredeyse 10 000 öğrenci, 2 yaştan itibaren, özel okullara eğilim yanında, büyük oranda kayıt dışı ekonominin parçası olan, özel ders sektörüne yapılan harcamaların, tek başına bir araştırma konusu olduğuna inanmaktayım. Bu yüzden eğitimi, yaptığım kıyaslamaya dahil edemesem de, bu konunun toplum için oldukça önemli bir sorun olduğunu söylemem sanırım yanlış olmaz.
Sağlık harcamaları konusunda da eğitime benzer bir kötüye gidişin başlangıcında olduğumuzu söylemek mümkün.
Vergi sistemi ise kilidin anahtarı rolünde, ancak ne yazık ki bütünlüklü bir revizeye ihtiyaç şart.
Direk ve dolaylı vergiler tümü ile gözden geçirilmeli.
Az kazanandan da çok kazanandan da ayni yüzdelik oranı ile vergi alınmamalı. Yılda, yüz bin TL kazanan bir vatandaştan alınan, yüzde 23 oranındaki verginin hayat kalitesine yansıması ile 1 milyon TL kazanandan ayni oranda alınan verginin, hayat kalitesine yansıması ayni değildir.
Bu kadar dar bir nüfusta toplumsal dengeler daha da fazla önem kazanır.
Bizim ise, toplumsal dengemiz günden güne bozuluyor.
Kıbrıslı Türklerin yakın geçmişinde, kısıtlı imkanlar dahilinde, sınıf farklılığının olmadığı, mutlu bir hayat varken, şimdi sürekli ekonomik krizlerin, adaletsizliğin ve çürümüşlüğün konuşulduğu, adalı yaşamından fazlası ile uzakta, gergin hayatlar yaşıyoruz.
***
Toplumsal değerler ve aidiyet bir toplum için temelse, öncelik, insanımızın kendine yettiği, adil bir düzen içinde, üstüne düşmeyen harcamalardan uzak, işinin dışında kalan zamanında, sporla, müzikle, sanatla, denizle, ADA’DA, ADALI gibi yaşamasına imkan sağlayacak, geliriyle mutlu insanların yaşayabileceği düzenlemelerin yapılması şart.
