Serkan Hastürer

Dünya ile ayni dili konuşabilmek için…

 

 

Her ülke için, gerek iç, gerekse direk veya dolaylı, dış yatırım, yarattığı katma değer oranında önemli ve değerlidir.

Dünyada bu konu üzerinde, ciddi bir yarış var.

Gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler, varlıklarının devamı için, doğru yönde çalışmanın, yapılanma ve sürekli gelişme göstermeleri, gerekliliğinin farkında.

Yapılan serbest ticaret antlaşmaları, yeni sektör inovasyonları, teknolojik açılımlar, araştırma ve geliştirmede süreklilik vs.

Temelde amaç, bağımsız, güçlü, rekabetçi ve sürdürülebilir bir ekonomi.

Dünya ölçeğinde her ne kadar küçücük bir nokta olsak da, medeniyet, ekonomik refah ve sürdürülebilir, rekabetçi bir yapı, diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler gibi, ana hedefimiz olması gereken ortak nokta olmalı.

Yukarıda saydıklarımın neredeyse hiçbiri, bizim ilgi ve tartışma alanımıza, girmiyor.

Sorunun temelinde, ne yazık ki başrolde siyaset, siyasetin ürettiği belirsizlik ve yön belirlemedeki beceriksizliği, gün gibi ortada duruyor.

Siyasetin, doğru yön vericiliğini zorlayacak, halk ve sivil toplum örgütleri, meslek örgütleri ve sendikaların, yönlendirici özellikleri ciddi manada erozyona uğramış durumda.

İlginç olan başka bir nokta ise, güncel ve ileriye dönük bilgi ve proje merkezleri olması gereken üniversitelerin enflasyonunu yaşamamıza rağmen, bu merkezleri olması gerektiği gibi kullanmayı bir türlü beceremememiz.

***

Burada yaşayan Kıbrıslı Türklere:

“Bu ülkede yaşamak istiyor musun?” diye sorsanız ezici çoğunluğun yanıtı “evet” olur.

Soruyu değiştirip: “Bu ülkede yaşamaktan mutlu musun?” diye sorulsa, tam ters yönde bir yanıt alacağınıza inananlardanım.

Bunun temelinde ekonomik faktörlerin rolü oldukça fazla.

***

Yazımı yazarken, aklıma 2016 yılında tanıtılmış olan “pokemon go” adlı cep telefonu oyunu geldi.

Hafızanızı yoklarsanız, bu uygulama ile, telefonun kamerasıyla, milletin yollarda sanal canavar avladığını sanırım hatırlayacaksınız.

Uygulama tanıtımı sonrası ilk üç ayda 1 milyar dolar (6.85 milyar TL) ciro elde etti. Uygulama 2017 yılında, 589 milyon dolar, 2018’de 816 milyon dolar, 2019’da ise 900 milyon dolar gelir elde etti.

***

Geçtiğimiz haziran ayında, Türkiye merkezli bilişim ve uygulama şirketi ‘Peak Games’, Türkiye’nin ilk milyar dolarlık girişimi (unicorn) ünvanını alarak, dünyanın önde gelen, ABD merkezli mobil oyun şirketi Zygna’ya, 1.8 milyar dolar’a (12.4 milyar TL) satıldı.

Peak games şirketinin, 2010 yılında, 28 milyon TL sermaye ile kurulduğunu, satış bedeli ile kıyasla, yaratılan katma değerin kolay anlaşılabilmesi açısından, belirtmeden geçmek istemedim. Peak Games’in satılma aşamasındaki yıllık geliri ise 420 milyon dolar (2.9 milyar TL) civarında idi.

***

Bu rakamları, yıllık bütçesi 1.286 milyar dolar (8.814 milyar TL) olan KKTC ile kıyaslandığındaki büyüklük çarpıcı boyutta.

Ayni kıyaslamayı, KKTC’nin , yaklaşık 3.6 milyar dolar (25 milyar TL) olan yıllık, Gayrı Safi Milli Hasıla ile kıyasladığınızda da oranın büyüklüğü değişmiyor.

Belki fazla yüzeysel bir bakış olsa da, örneklerden biri olan Pokemon Go, KKTC’nin yıllık kamu bütçesinin, büyük bir kısmını 1 haftada yakalamış. Peak Games’in, satış bedeli ise yüzde 40 daha fazla.

Bu şirketlerin giderleri de, doyurdukları boğaz sayısı da KKTC ile kıyaslanamayacak kadar az. Peak Games’de 100 kişi çalışırken, Pokemon Go’nun bağlı olduğu Niantic şirketinde ise 642 kişi çalışıyor.

***

Verdiğim  sadece iki örnek.

Bilişim yanında, farklı sektörlerden de örnekler göstermek mümkün.

Üstünde durmak istediğim temel nokta ise yaratılan katma değer.

Kısaca ne yatırdınız? Ne aldınız?

Yaptığınız işte ne kadar verimlisiniz?

Şimdi aklınızdan, bir uygulama ile, bir ülke bütçesi  kıyaslanır mı? diyebilirsiniz.

Neden kıyaslamayım?

KKTC’de, gerek kamu, gerekse özel sektörün verimi de, yarattığı katma değer de olması gerektiği yerden çok uzakta.

***

Dünya ile ayni dili konuşabilmek için, gerek yapısal, gerekse bakış açımızın değişmesi ise şart.

Mevcut insan kaynaklarımızın içinde, bu yönde çalışma yapacak beyinler yok değil, ama bu kaynakları kullanacak doğru zemin yok.

Peki biz ne yapıyoruz?

Kamuyu, sosyal devlet anlayışından uzak, aşırı istihdam yükünden hareket edemez hale getirdik.

Kamu verimliliği üzerine birçok kez çalışmalar yapılacağı söylense de, hep lafta kaldı.

Hala daha ortada ne net bir durum raporu var, ne de ileriye dönük hazırlanmış bir değişim projesi.

Devletin içinde, organizasyon şemasının bile, doğru tanımlanmadığına inanıyorum.

***

Çarpık, ağır ve hizmetten uzaklaşan yapıyı kaldırmak için ise, direk veya dolaylı, adil olmayan vergilerden medet umuluyor.

Özel sektörde de, kamu benzeri büyük çarpıklıklar gözlemlemek mümkün.

Son dönemde kamuoyunun gündeminde inşaat sektörü ve Mağusa –Yeni Boğaziçi – İskele,  emirnamesi var.

Bu noktada, kamuyu yöneten hükümetin, yarattığı belirsizlik ve kararsızlığın yanlışlığı net ve ortadadır.

Bir tarafta hükümetin yanlışından bahsederken, inşaat sektörünün içindeki yanlıştan da bahsetmemek olmaz.

İnşaat ekonominin birçok sektörünü canlı tutan bir sektör olsa da, inşaat ve emlak hiçbir ekonominin lokomotifi olamaz ve olmamalıdır. Bu sebepten dolayı, özellikle bizim konjonktürümüzde bir devlette sektör öncelikli planlama, iç talebe yönelik olmalıdır.

Halkın alım gücünün, ciddi oranda daraldığı son dönemde, temel bir ihtiyaç olan, yaşadığı ülkesinde, konut sahibi olmak bir o kadar zorlaşmışken, Uluslararası emlak fuarlarında, uçsuz bucaksız toprağımız varmış gibi emlak ve inşaat proje tanıtımları

yapılıyor olması ve bunun marifet olarak sayılıp, potansiyel kıymet kazanımı görmezden gelinip, ülkeyi neredeyse kelepire satıyor olmak da bana, ne ticari ne de etik açıdan doğru gelmiyor.

Doğru gelmemesi yanında, yaratılan katma değerin nerede olduğunu görmekte zorlanıyorum.

***

Amaç günü  kurtarmaksa, günü kurtarıyoruz ama yarınımızdan oluyoruz.

Yapılan yatırımda da, üretilen serviste de, öncelikli düşünce katma değerin büyüklüğü en önemli unsurların başındadır.

Yazımın başında, yurt dışından verdiğim örneklerle, bizdeki, ticari ve ekonomik, bakış açısı ve yapıyı kıyaslayın. Kimin doğru, kimin yanlış yolda olduğuna siz karar verin.

Dünya hangi dili konuşuyorsa biz de, o dili konuşmak zorundayız.

Unutmayalım, ileriyi göremeyenler, yok olmaya mahkumdurlar.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu