Hasan HastürerYazarlar

Anılarda yolculuk… “Demokrasi lafla olmuyor.”

Tam 24 yıl önce 31 Ekim 2002’de ” Demokrasi lafla olmaz” yazımı okurlarla buluşturmuştum.

Yazımı Türkiye’de 3 Kasım 2002 Pazar günü, 22. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri öncesinde yazmıştım.

O seçimlerin sonuçları şöyleydi:

  • AK Parti: %34,28 – 363 milletvekili
  • CHP: %19,39 – 178 milletvekili
  • Bağımsızlar: 9 milletvekili

3 Kasım 2002 seçimleri  AK Parti’nin bugüne kadar kesintisiz devam eden iktidar sürecinin başlangıcıdır.

İşte o yazım:

***

Türkiye’deki genel seçimlere sayılı günler kaldı. Her seçim gibi bu seçimler için de kendine özgü özellikler taşıdığı söyleniyor.

    Türkiye’deki seçim sonuçları bizler için de büyük önem taşıyor. Türkiye’nin yeni dönem siyasetinde söz sahibi olacak kadronun Kıbrıs konusunda izleyeceği politika bizlerin kendimiz için düşündüklerimizden daha fazla ağırlık taşıyor.

    Geleceğimiz açısından Türkiye genel seçimleri, Kuzey Kıbrıs’ta yapılacak seçimlerden daha fazla belirleyici özelliğe sahiptir. Doğruluğu yanlışlığı bir yana bu bir gerçek.

Böyle olduğu için Türkiye’deki genel seçimleri dikkatle izlemek durumundayız.

    Hem Kıbrıs sorunu hem de Türkiye – AB ilişkileri yol ayırımındadır. 3 Kasım sonrası oluşacak hükümetin AB’ye bakış açısı hem Türkiye’nin hem de Kıbrıs Türkü’nün geleceği açısından ciddi ağırlık taşıyacaktır.

*      *     *

Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde verilen Kurtuluş Savaşı ve ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti 79 yılı geride bıraktı. Türkiye Cumhuriyeti zorlu bir mücadelenin ürünüdür.

Cumhuriyetin ilan edilmesine karşılık hilafete sıkı sıkıya bağlı kalmak isteyenlerin hem genç cumhuriyeti hem de Atatürk’ün yaşamını hedef aldıkları tarih sayfalarında bir gerçek olarak duruyor.

    Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin hem demokratik hem de laik olmasını hedeflemiştir.

    Aradan geçen 79 yılda tüm değişimlere karşılık Türkiye Cumhuriyeti Anayasası hem demokratikliği hem de laikliği korunması gereken öncelikli değerler olarak öne çıkarmıştır.

    Ancak kabul etmek gerekir ki geride kalan bunca yıla karşılık Türkiye’de hem demokrasi hem de laiklik anlayışının daha gideceği çok yol vardır.

Demokrasi fiilen kesintiye uğradığı dönemler dışında da zorlu yollarda ilerlemektedir.

    Siyasi partiler Batılı anlamda işleyen bir mekanizmaya ve anlayışa sahip değildir.

    Hem partiler hem de siyasiler önce ulus, önce halka hizmet anlayışıyla devlet ilkesine yaşam veremiyorlar.

    Siyasi hedefe ulaşmada siyasi etik dışı davranışlar hep egemen oluyor.

Seçim sistemi bir noktada liderlerin seçtiklerini halka onaylatmak gibi bir özellik taşıyor.

*       *      *

3 Kasım seçimlerinde Kemal Derviş’in CHP’ye katkısını ve Cem Uzan’la Genç Parti’yi merak etmemek mümkün değildir.

Kemal Derviş, cumhuriyet tarihinde tek başına taşıdığı ağırlıkla seçimin kaderini belirleyecek ender isimlerden biri. İsmail Cem’le birlikte yürümüş olsaydı, YTP’nin baraj sorunu olmazdı. CHP de şimdiki konumda olmazdı. Şu an için değerlendirmeler böyle.

    Cem Uzan, şimdiye kadar Türkiye’de görülmemiş bir propaganda ile seçim yürüyüşünü sürdürüyor. Türkiye’nin en ünlü reklam firmasına kendini teslim etti, onlar ne derse onu yapıyor. Belirli konuları yineleyerek, hedef kitlesiyle buluşuyor. Kamuoyu yoklamaları Cem Uzan’ın dışında hiçbir kadrosu bilinmeyen Genç Parti’nin barajı geçeceğini işaret ediyor.

    Genç Parti, barajı geçerse bir anlamda “Paranın neleri yapabileceği” bir kez daha görülecek.

*      *     *

İşte tam bu noktada Cem Uzan’ın doğrudan yaptığını başka iş çevrelerinin dolaylı olarak yapıp yapmadığı tartışmaya açılacak bir başka önemli konudur.

    Türkiye’nin siyasi yapı ve partilerle geleceğe yürüme konusu tartışılırken bir başka önemli sorununun medya olduğunu da kimse inkar edemez.

Medyada etkili olan tüm patronlar çok profesyonel yaklaşımlarla seçimin sonucunu etkileme çabasında görülüyor.

    29 Ekim akşamı Kanal D’nin ana haberlerini izliyorum. Dakikalarca DSP Genel Başkanı ve Başbakan Ecevit’in sağlık sorununu öne çıkaran görüntüler ekrana taşındı. Verilmek istenen mesajı algılamak için uzman olmaya gerek yok. Liderlerin etkili olduğu sistemde Ecevit’in şahsında DSP’nin geleceği olmadığı mesajıyla birlikte sosyal demokrat eğilimli oylar için CHP işaret ediliyor.

    Aynı zamanda AK Parti’nin CHP’nin gerisinde kalması istendiği için AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın parti başkanlığı İslami kesimden siyasilere yorumlandırılıp, “Erdoğan parti başkanı kalırsa AK Parti’ye verilen oylar geçersiz sayılacak ” deniliyor.

    Medya istediğini öne istemediğini geriye itiyor. Alacağı sonuç pek çok açıdan merak edilen DEHAP etkili medyaya göre sanki de seçimde yok muamelesi görüyor.

    Bu tip örnekleri çoğaltmak kolay.

*        *      *

Demokrasinin sağlıklı işlediği ortamlarda seçimlerde siyasetler hesaplaşır. Türkiye’de belden aşağı vurarak siyaset yapma kültürü devam ettiği sürece gerçek siyasi hesaplaşma gündem dışı kalmaya mahkumdur.

  …Seçimler tek başına demokrasinin göstergesi değildir. Demokrasi lafla olmuyor. Demokrasi gerçek anlamda yerleştiği oranda insanların mutluluğu kolaylaşır. Bu nedenle gerçek demokrasi hedefi her zaman kimin seçileceğinden önde olmalıdır. Oy pusulasında yapılacak işaret demokrasiye vereceği katkıya göre netleşmelidir.

Günün sözü: Kültürel değişim olmadan hiçbir önemli değişim olmaz” ( 31 Ekim 2002- KIBRIS Gazetesi)

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu