Hade Bilbay… Kalk ayağa…

İster birkaç yüz bin nüfuslu küçük bir adada yaşayın, ister on beş, on altı milyonluk İstanbul gibi devasa bir metropolde… Aslında çok da fark etmez.
İnsanın gerçek dünyası yaşadığı coğrafyanın büyüklüğüyle değil, dokunduğu insanlarla şekillenir. Yakın çevremiz bellidir. Hele konu sıcak dostluklar, samimi ilişkiler ve gönül bağı kurulan insanlar olunca bu çevre daha da daralır.
***
Sokakla bağlantılı gazetecilik yapıyorsanız durum biraz farklıdır. Toplumun çok geniş kesimleriyle en azından bir merhabanız olur. Kimiyle bir haber vesilesiyle, kimiyle bir röportajda, kimiyle de bir kahve sohbetinde, kimisiyle kırmızı ışıkta beklerken yollarınız kesişir.
Yıllar geçer, gazeteler kapanır, yenileri açılır, teknoloji değişir ama bazı insanlar hafızanızdaki yerlerini hiç kaybetmez.
Benim gazetecilik hayatımda iki Bilbay Eminoğlu vardır.
Birincisi, sevgili amca Bilbay Eminoğlu…
Gazetecilik serüvenime 1971 yılında Savaş Gazetesi’nde başladım. Daha sonra 1973 yılında Bozkurt Gazetesi’ne geçtim. İşte o günlerde tanıdım Bilbay Eminoğlu’nu.
Mesleğine aşkla bağlı, insan sevgisi yüksek, kimseyi kırmayan, kırmamaya özen gösteren çok özel bir gazeteciydi. Gazeteciliğin sadece haber yazmak olmadığını, aynı zamanda insanı anlamak ve insan kalabilmek olduğunu gösteren örnek isimlerden biriydi.
Hiç unutmam…
15 Temmuz 1974 darbesinin hemen ardından Kıbrıs Türk tarafından güneye geçerek darbenin ilk fotoğraflarını çekmişti. O günlerde bunun ne kadar cesaret isteyen bir iş olduğunu bugün anlatmak kolay değildir. Çektiği fotoğraflar Bozkurt Gazetesi’nde tam sayfa yayımlandı ve tarihe belge olarak geçti.
Meslek hayatından kopana kadar değil, hayattan kopana kadar ona duyduğum saygı hiç eksilmedi. Benim için sadece bir meslek büyüğü değil, aynı zamanda bir ağabeydi.
***
Yıllar geçti…
Bu kez karşıma ikinci Bilbay Eminoğlu çıktı.
Amca Bilbay’ın kardeşinin oğlu olan Bilbay Eminoğlu medya dünyasına adım attı. Ancak o sadece gazetecilik yapmakla yetinmedi. Girişimciliği de gazetecilik kadar ciddiye aldı.
Önce magazin dünyasında kendine önemli bir yer açtı. Ardından internet gazeteciliğinin yükselen dönemlerinde cesur adımlar attı. Ekonomiden siyasete, magazinden spora kadar geniş bir içerik yelpazesi oluşturarak GIYNIK adlı yayın organını güçlü bir marka haline getirdi.
Kıbrıs gibi küçük bir pazarda medya yatırımı yapmak başlı başına cesaret ister. Ayakta tutmak ise daha büyük emek gerektirir. Bilbay bunu başaran isimlerden biri oldu.
Ama onun girişimciliği burada da bitmedi.

Lefkoşa’da Mağusa Kapısı yakınlarında şarap kültürüne katkı koyan özel bir mekân yarattı. Açılış davetine katıldım. Mekânı gezdim, düşüncelerimi paylaştım. Samimiyetle söyleyeyim; ortaya koyduğu emeği ve vizyonu gönülden alkışladım.
***
Bilbay’ın bir başka mücadelesi de kilosuyla oldu.
Bu mücadeleyi verdiğini yıllardır biliyorum. Zaman zaman önemli mesafeler de aldı. Ancak hayat bazen planladığımız gibi ilerlemiyor. Beklenmedik bir anda ciddi bir sağlık sorunuyla karşı karşıya kaldı. Şimdi yaşama tutunma savaşı veriyor.
***
Yurt dışı seyahatlerinde birlikte geçirdiğimiz güzel günler oldu. Her karşılaştığımızda o günleri hatırlayıp güldük. Espriler yaptık. Hayata biraz da mizahla tutunmayı bildik.
Şimdi ise onun sağlık mücadelesini uzaktan takip ediyoruz.
Ama ben umudumu kaybetmiyorum.
Çünkü Bilbay’ın içinde güçlü bir yaşama arzusu var. Yeniden ayağa kalkacağına, yeniden dost meclislerinde buluşacağımıza, yeniden o kendine özgü esprilerini yapacağına inanıyorum.
Hayat bazen insanı zorlar.
Ama bazı insanlar vardır ki, pes etmeleri onlara yakışmaz.
Sevgili Bilbay…
Seni tanıyan herkes gibi ben de yeniden ayağa kalkmanı bekliyorum.
Daha, konuşacak çok konumuz, paylaşacak çok anımız var.




