Hasan Hastürer

Ateş Orta Doğu’da yanıyor… Kıbrıs dumanını soluyor…

Dünyada en uzun süreli huzursuzluğun yaşandığı coğrafya neresi diye sorulsa, yanıt çok nettir: Orta Doğu.

Bu bölgede savaş bitmez. Sadece yer değiştirir. Bir yerde ateş sönmeye yüz tutar, başka bir yerde yeniden tutuşturulur. Dün Irak, sonra Suriye, sonra Gazze… Bugün İran. Coğrafya değişir ama savaşın mantığı değişmez. Güçlü olan kendi çıkarını korumak için ateşi körükler, bedelini ise masum insanlar öder.

Orta Doğu’da yaşananların en acı tarafı da budur.

***

Bugün bölgede yaşanan tabloya bakınca, İsrail’in ABD’nin açık desteğiyle yürüttüğü askeri politikaların savaş kundakçılığına dönüştüğü yönündeki eleştirilerin neden yükseldiğini anlamak zor değil. Savaşın da kuralları olduğunu bilirdik. Uluslararası hukuk vardı. Siviller korunurdu. Hastaneler dokunulmaz sayılırdı.

Şimdi, bu kuralların büyük ölçüde yok sayıldığı bir dönemden geçiyoruz. Gazze’de yaşananlar, uluslararası hukuk tartışmalarında soykırım suçlamalarının gündeme gelmesine neden oldu. Bu satırların yazarı olarak bana göre de SOYKIRIMDIR.

***

   Şimdi buna bir de ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları eklendi. Bu saldırılar yalnızca İran’ı hedef almıyor. Bütün bölgeyi korku iklimine sürüklüyor. Yaşayarak gördük… Orta Doğu’da bir savaş başladığında, bunun sınırları hiçbir zaman dar kalmaz. Dalga dalga yayılır. Ekonomiyi etkiler. Güvenliği etkiler. Siyaseti etkiler. … Ve en önemlisi… Doğu Akdeniz’i etkiler.

                                                                                    ***

Kıbrıs tam da bu dalganın ortasında duran küçük bir ada. Peki Kıbrıs kendini bu tehlikeden koruyabilir miydi? Evet, koruyabilirdi. Ama bunun yolu, zaten riskli bir bölgede bulunan bir adayı daha fazla askeri hesaplaşmanın içine çekmemekten geçerdi.

Kıbrıs’ın üzerinde İngiliz üsleri nedeniyle zaten ciddi bir risk vardır.

   Ağrotur ve Dikelya üsleri, Kıbrıs’ı yıllardır bölgesel askeri denklem içinde tutuyor. Bu üsler tek başına bile adayı potansiyel hedef haline getirmeye yeter.

   Buna rağmen Kıbrıs Rum Yönetimi ve bizzat Nikos Hristodulidis, askeri anlaşmaların ve yeni askeri konumlandırmaların önünü açarak adayı daha büyük bir riskin içine sürüklüyor.

   Yunanistan, ABD, İsrail ve diğer bazı ülkelerle kurulan askeri ilişkiler, Güney Kıbrıs tarafından “güvenlik politikası” olarak sunulabilir.

   Bu sunuş yanlıştır. Küçük ülkelerin büyük askeri hesaplaşmaların merkezine girmesi güvenlik değil, risk üretir.

                                                                                  ***

Erhürman’ın yaptığı açıklamalar bu açıdan son derece dikkat çekicidir.

   “Yıllardır hep söyledik. Güney’de hükümetin kurduğu askeri ittifaklar ve yapılan anlaşmalar Türkiye’ye karşı denge oluşturma çabasına yöneliktir ve herkes biliyor ki bu çaba hiçbir biçimde gerçekçi değildir. Bu çabalar adanın ve adada yaşayanların güvenliğini riske etmektedir.”

Bu tespit yalnızca siyasi bir görüş değil, aynı zamanda jeopolitik bir gerçektir.

Erhürman, açıklamasının devamında sözlerini daha da netleştiriyor:

   “Bu risk, adanın iki eşit kurucu ortağından biri olan Kıbrıs Türk halkının iradesi olmaksızın ortaya çıkmıştır. Bu durum ne adadaki statüye uygundur ne de adildir.”

Kıbrıs’ın güvenliğini ilgilendiren kararlar alınırken, Kıbrıs Türk halkının iradesi yok sayılıyor. Ama risk herkesi kapsıyor. Erhürman bu gerçeği bir başka cümleyle daha açık ifade ediyor:

   “Bu ada küçük. Bu ada riskli bir bölgede. Biz Kıbrıs Türk halkı olarak, dahlimiz olmayan hataların bedelini ödemek istemiyoruz.” Bu sözler romantik değil. Tam tersine gerçekçi bir uyarıdır.

Orta Doğu’da savaşın genişlediği bir dönemde, küçük bir adanın yapması gereken şey askeri blokların içine girmek değil, riskleri azaltacak politikalar üretmektir.

Erhürman’ın şu sözleri bu nedenle dikkatle okunmalıdır:

   “Bu savaş umarım en kısa zamanda biter. Umarım daha fazla çocuk ölmez. Umarım savaş bittikten sonra herkes bölgede kalıcı barışın, bu adada kalıcı barışla bağlantılı olduğunu daha iyi anlar.”

***

Kıbrıs Türk halkı görmezden gelinerek, eşitliği reddedilerek, iradesi yok sayılarak bu adada kalıcı barış da güvenlik de mümkün değildir.

Orta Doğu’da savaş ateşi büyürken Kıbrıs’ın ihtiyacı olan şey yeni askeri ittifaklar değil… Akıl, denge ve barıştır. Çünkü ateş Orta Doğu’da yanar… Ama dumanı ilk önce Kıbrıs’a gelir, Kıbrıs’ta solunur…

                                                                                ***

Bir yanda tehditleri görmek istemeyen Rum lider Hristodulidis… Öte yanda barışı politika olarak benimseyen, evrensel barış değerlerini savunan KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman.

Tufan Erhürman’ı sadece açıklamalarıyla izlemiyorum. İletişim hattımız açık ve konuşuyoruz da… Bu nedenle Erhürman’ı görüşleriyle birlikte çok iyi tanıyorum.

Bu kritik süreçte başta BM örgütü ve bizzat Genel Sekreter Guterres’in iki liderin farkını görüp not ettiğine eminim.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu