ÜÜ ve ortakları: Yargıçlar gitsin… Siyasetçi “Kadı” olsun…

İyi ki Özersay var… Emine Dizdarlı var… Serdinç Maypa var…
Var da; bunlar sayesinde “üst aklın” operasyonlarından haberdar oluyoruz.
Bugüne kadar kimsenin “aklına” gelmemişti…
Yargıcın verdiği cezayı, ÜÜ’nün atadığı cezaevi müdürü “şıp” diye budayacak…
Gerçekten bu “üst akıl” harıl harıl çalışıyor…
“Üst El”e ve ortaklarına seçimlerde oy sağlayacak ne varsa; araştırıp buluyorlar, “dizayn” ediyor ve hayata geçiriyorlar…
Tabii; ÜÜ ve ortaklarının siyasi kapasiteleri, bu işlere akıl erdirecek düzeyde değil…
Onlardaki “akli yetenek” bu kadar “kurnazlığı” örgütlemeye yetmez…
Onların uzmanlık alanı “üleşmek…”
52 yıldan beridir bu siyasi cenah, Rum malı dağıtarak siyasette var olabildi…
Ancak artık “deniz bitti…” ve en sonunda da iş “mahkumlar”a kadar gelip dayandı…
Ellerinde olsa, sineği sıkıp yağ çıkaracaklar…
Yaptıkları; öyle bir şey…
Gerçek şudur ki; ÜÜ döneminde “üst akıl” buradaki aparatlarına özellikle Meclis’te birçok işler yaptırdı…
Bunların bir bölümü “Trojan Horse sendromu” ile başarıldı. Yani; “policy packaging” yaptılar… Bizimkilerin “aklı”nın çok ötesinde bir durum bu…
Bir yasanın içine bir “truva atı” yerleştiriyorlar ve Meclis’te ana muhalefeti de ikna ederek, oyunu sağlayarak, istikrar içinde yürüyorlar…
Ceza Yasası’nda öyle yaptılar. Yasanın iyileştirici maddeleri arasına 23B maddesini gizleyerek “basın özgürlüğü”nü katlettiler, medyayı haber yapamaz duruma soktular.
Belediyeler Yasası’nda, BRT Yasası’nda, hep “gizledikleri” ve Meclis’te ana muhalefetin oyunu sağladıkları örnekler var…
Yasayla yapamadıklarını; tüzükle, emirnameyle, kararnameyle yapıyorlar…
Son operasyon ise; “Şartlı Tahliye Tüzüğü” değişikliği…
Kudret Özersay, hepimizi yaz uykusundan uyandırdı…
Meğer Temmuz’un sıcağı kasıp kavururken, ÜÜ ve ortakları “mahkumlar” için gece gündüz çalışmışlar…
Ama daha çok da “mahkum” olması muhtemel kişilere yönelik olarak…
Önce, cezaevini aylarca müdürsüz bıraktılar…
Orada bir müdür yokken, “Şartlı Tahliye Tüzüğü”nü değiştirdiler…
Gelecek müdürün “mahkum”ların cezasını bağışlama yetkisini artırdılar.
Yani; mahkemelerin, yargılamaların, yargıçların, Savcılığın canı cehenneme…
Mahkeme kararıyla hapse düşen bir “mahkum”un “iyi hali” varsa, “çalışkan” ise, Cezaevi Müdürü onun cezasının üçte birini bağışlayabilecek.
Kimlerdir bunlar?
Uyuşturucu, sirkat, kundaklama, darp, evrak sahteleme, rüşvet teklif etme gibi suçlardan mahkum olanlar…
Bu suçları okurken, sizde de bir “çağrışım” yapmıyor mu?
Son zamanlarda popüler olmuş “suç”lar var bu ülkede…
“Sahte diploma” davasından içeride yatanlar var… Yargılaması devam edenler var…
UBP’nin içinden, ortaklarının çevresinden isimler var…
Rüşvetten yargılananlar, içeride olanlar var…
Özellikle ÜÜ’nün çevresinden, kadrolarından bazı isimlerin davaları devam ediyor…
Yolsuzluk, rüşvet alma, rüşvet verme, rüşvet teklif etme…
Bu kişiler için “mahkeme” ne ceza verirse versin, siyasetçi bu cezayı indirebilecek…
Yani; mahkemenin de cezanın da anlamı kalmayacak…
Cezaevi Müdürü, “Bu adam çalışkandır” diyerek, “iyi hal”den mahkumun cezasını, üçte bir oranında bağışlayabilecek.
Cezaevinde “çalışkan” olmuşsun, olmamışsın, bu nasıl ölçülecek?
Gerçekten çok “absürd” bir durum… “Üst akıl” daha başka bir “gerekçe” bulabilirdi. Böylesi bir komiklik de var tüzükte… Aceleden, onu bile net yazamamışlar.
Peki Cezaevi Müdürü kimdir?
Üçlü kararname ile atanan bir siyasi makamda oturan kişi…
Cezaevi, aylardır müdürsüz kaldıktan sonra, yeni müdür 1 Ağustos’ta göreve başladı.
Oysa, “iyi hal”den hapisten çıkacak olanların listesi çoktan hazırdı…
İçişleri Bakanı DO, 17 kişinin serbest kalacağını söylüyor ama, Serdinç Maypa, canlı yayında 26 kişilik listeyi göstererek bar bar bağırıyor.
Tabii, listeyi açıp okuyamıyor…
Maypa; sadece bu listeyi ekranda salladığı için, her an tutuklanabilir ve hapse atılabilir.
Nitekim bu “suç”tan geçmişte hapse atıldı ve davası da sürüyor.
Bu bağlamda ne yazık ki Türkiye’nin bile gerisine düştük…
Burada bir “haberci” mahkeme haberi verirken artık zanlının adını yazamıyor, fotoğrafını gazetesine koyamıyor…
Mahkeme haberlerindeki “karartılmış” fotoğraflar, Abdülhamit dönemindeki “sansürlü” gazete sayfalarını andırıyor…
Eski “Ombudsman” Emine Dizdarlı gerçek bir hukukçu bakış açısıyla yapılanlara adeta isyan etti… Şöyle diyor:
“KKTC Anayasası kapsamında yargıçlar, görevlerinde bağımsızdır. Hiçbir organ, makam veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere emir veremez ve müdahale edemez.”
Dizdarlı; yukarıda sözünü ettiğim absürtlük konusunda ayrıca şunları da ekliyor:
“İyi hâl” ve “çalışkanlık” gibi kavramlar tamamen subjektif değerlendirmelere açıktır.”
Bu ne demek?
Başbakan, dilediği “mahkum” için “bu çalışkandır, hapisten çıkarın” diyebilecek.
CTP vekili Solyalı’nın şu teşhisi de çok önemli: “Bu değişiklikler teknik düzenlemeden öte sisteme doğrudan siyasi müdahaledir. Oldu olacak tüm yargılamayı da Cezaevi Müdürü yapsın! KADI sıfatını alsın!”
Solyalı, tüzük değişikliğinin “belki de birilerine fayda adına yapıldığı” izlenimi yarattığını da söyledi.
Belki mi? Belkisi melkisi yok… Elbette “proje”nin, bu HUKUK KATLİAMI’nın ardında “fayda” var… Seçim var… Oy var… AKP’nin buradaki gücünü konsolide etmek var…

